| A) İŞLETME
STRATEJİNSİNİN ÖĞELERİ a)
Faaliyet Sahası
Stratejinin öğelerini ayrıntılı ve
anlamlı bir şekilde ilk defa açıklayan düşünür olarak Ansoff'u görüyoruz (52).
Düşünür, işletmenin izlediği amaçlar ile mevcut faaliyetleri arasında uyuşum
bulunduğu ölçüde, gelişme oranlarının yüksek ve düzenli olacağını işaret
etmektedir. Ansoff'a göre strateji tayininde ilk kavram amaçlara uygun faaliyet
sahasının seçimidir (53). Bu seçimde dikkat edilecek en önemli unsur, seçilen
faaliyetler arasında müşterek bir bağ kurmaktır. Örneğin ecza sanayii ile
bankacılık sahasında, ürün/pazar dağılımları açısından müşterek bir bağ
bulmak çok zordur. O halde, müşterek bir bağlılığın zor olduğu faaliyet
sahalarında gelişme olanakları da güç olmaktadır. Çünkü gelişme sahası olarak
seçilen birden çok endüstride ürünlerin, fonksiyonların, teknolojilerin ve hele
müşterilerin türleri o kadar yaygın olmaktadır ki, söz konusu bağı kurmak çok
güçleşmektedir. Halbuki, stratejik faaliyet sahasının sınırlarını iyice
belirlersek, bu iyi belirlenmiş sahalar üzerinde derinliğine araştırmalar yapmak,
istatistiklerden ve öngörülerden etkilice yararlanarak gelişme yönünü saptamak veya
seçmek kolaylaşacaktır.
Strateji, işletmenin rakipleri arasında
üstün bir duruma geçmesini sağlamayı ve çevresel koşullarla uyuşum içinde
faaliyette bulunmayı gerektirdiğine göre, bir işletme kendi faaliyet sahasına daha
yakın olan hususları incelemeli ve bu alanlar üzerinde uzmanlaşmalıdır. Hatta
Ansoff'un da belirttiği gibi bir sanayi sahasında bile, örneğin elektronik
endüstrisinde, ürün/pazar gelişmeleri bakımından birbirinden çok farklı dalların
birarada bulunduğunu ve seçim yaparken mümkün olduğu ölçüde müşterek bir bağın
olduğu bir sahayı tercih etmenin gerekli olduğunu unutmamalıyız.
b) Gelişme
Vektörü
Bu vektör işletmenin faaliyet
sahasını iyice belirledikten ve bununla ilgili sınırları saptadıktan sonra, onun
hangi sahaya yöneleceğini yönetime açıklayan bir elemandır (54). Bu yönelme
işletmenin hem üretiminde ve hem de satışlarında (veya pazarlarında) mevcut ve yeni
üretilecek ürünlerinin, mevcut ve yeni girilecek pazarlarının durumu
değerlendirilerek alınacak kararlarla ilgilidir. Gelişme vektörünün bileşkenlerini
Ansoff'a dayanarak şu şekilde açıklamak mümkündür (55).
Şu halde, yukarıdaki gelişme
vektöründeki bileşkenler, mevcut pazarlarda mevcut ürünlerle faaliyetleri
artırmayı, mevcut ürünlerle yeni pazarlar arama ve pazarlarda gelişmeyi, mevcut
pazarlarda yeni ürünler üreterek ürün farklılaştırmaya gitmeyi ve sonuncu olarak,
yeni ürünler üretip, yeni pazarlara yönelerek mevcut faaliyetlere son verme, farklı
yepyeni bir yapıya geçmeyi gerektirmektedir.
Gelişme vektörünü oluşturan bu dört
alternatif arasında faaliyet sahası ile ilgili olarak açıkladığımız müşterek
bağlılık (ticarî ve teknolojik veya, bazen her ikisi birlikte) ilk üç yönelmede
daha açık bir şekilde gözükmektedir, ürün ve pazar yönünden farklılaşmayı
(diversification) içeren dördüncü yönelmede bu bağ belirsizdir (56). Yani işletme
gelişmesini bazen eski veya mevcut ürünler ve pazarlardan tamamen koparak ve aynı
faaliyet dalına geçerek sürdürebildiği gibi, bu farklılaşma işini eski veya mevcut
ürün ve pazarlarla belli bir ölçüde bağıntılı olarak da sürdürebilir.
Gelişme vektörü, işletmeye bir sanayi
dalında hangi sahalarda hareket etmek gerektiğini, bunun yollarını, yönlerini ve
sınırlarını çizerek belirtmekte ve müşterek bağlılığı kurmak için faaliyet
sahası kavramını tamamlamaktadır. Böylece işletme yöneticileri hangi hallerde
faaliyet farklılaşmasına ürün ve pazar açısından gidileceğini kolayca
saptayabilmektedirler.
c) Rekâbet Avantajı
Ürünler ve pazarlar alternatifi
açısından müşterek bağlılığı yürütmenin üçüncü bir tamamlayıcısı,
yenilik ve orijinallik politikasıyla ilgili olarak, çevredeki nadir fırsatları
değerlendirip rekabet avanta ürünlerde, üretim yöntemlerinde, satış yöntemlerinde
ve sunulan servislerin kalitesinde (58) yapılacak olan yeniliklerle veya rakipleri geride
bırakacak tipteki satış anlaşmalarıyla veyahutta yeni teknolojilerden yararlanmak
için uzluk belgeleri veya lisanslar satın alarak bunların tekelinden yararlanmak
suretiyle rekabet avantajı kazanılabilecektir.
Şu halde, rekabet avantajı da ürünler
ve pazarlar yönünden sözkonusu müşterek bağlılığa sadık kalmakta kazanılır.
Faaliyet sahası ve gelişme vektörüne dayanan analizlerle iyice belirlenmiş bir
üretim kazanmaktır.(57) Sanayi kolunda hakim bir durum kazanmak için
alanı için gerekli araştırma ve
geliştirmeleri yapacak bir kadro kurmalıdır. Veyahutta bu sahada araştırma ve
geliştirmeler yapan dış firmalarla ilişkileri daha canlı bir biçimde yürütmeli, ve
saptanan sahanın müşterileriyle daha yakın ilişkiler geliştirerek ve aynı zamanda,
büyük satış anlaşma ve olanaklarından yararlanılarak üstün bir rekabet durumu
kazanmaya çalışmalıdır.
d) Sinerji
Sinerjinin etimolojik olarak anlamı
işbirliğidir. Fakat bu kavramı stratejiyi belirleyen bir öğe olarak "işletmenin
yeni bir faaliyette başarılı alma yeteneğinin ölçüsü olarak tanımlayabiliriz
(59). Sinerji bir ahenk ve yetenek öğesidir. Bu öğe, işletmenin sahip olduğu araç
ve faktörlerin hangi alanlarda (hangi üretim ve/veya pazar sahalarında) başarılı
olacağını ve hangi alanlarda başarı gösteremiyeceğini belirleyecek bir
göstergedir. Şu halde, gelişme vektörü ile ilgili olarak açıkladığımız
farklılaştırma stratejisinin seçiminde sinerji vazgeçilmez bir faktördür.
Sinerji işletmenin sahip olduğu
personelinin miktarına ve bilhassa kalitesine, birbirleriyle geçinme (anlaşabilme)
durumuna; organizasyon yapısının ve haberleşme düzeninin etkinliğine, işletmenin
üretim ve satışla ilgili üstün teknolojik niteliklerine, yerinden yönetim ve
ahenkleştirme (koordinasyon) nin dengeli şekilde yürütülebilmesine, yönetim
kadrolarında kişisel çalışmalardan grup çalışmalarına doğru yayılan bir çalışma
şevkinin mevcudiyetine bağlıdır (60). Bu faktörler işletmenin sinerjisini
veya diğer bir deyimle yeni girişeceği bir faaliyet alanında onun başarı yeteneğinin
ölçüsünü gösterir. Çevre ile ilgili açıklamalarımızda sinerji kavramını
tekrar ele alacağımız için şimdilik bu kadarla yetinmeyi faydalı buluyoruz.
Ansoff'un açıklamalarına dayanarak
giriştiğimiz bu öğesel (elemanlara ilişkin) açıklamalar, stratejinin ve
stratejik seçimlerin özelliklerini daha açık bir şekilde belirlemektedir. Ancak firma
teorisi açısından müşterek bağlılık ilkesine sadık kalarak yapılan
bu açıklamalar, çevresel gelişmelerin tümünü birden dikkate alarak
stratejilerin meydana getirilmesi açısından eksik kalmaktadır.
e) Dış Çevresel
Öğeler
Uzun süreli bir zaman ufkunu dikkate
alarak çevresel gelişmeler ışığında stratejinin öğelerini(onu meydana getiren
elemanları) incelemek, Ansoff'un açıklamalarını tamamlayıcı bir nitelikte
olacaktır. Aşağıda yaptığımız açıklamalar Tabatoni tarafından ele alınan bir
inceleme tarzını oluşturmaktadır (61).
1) Modern ekonominin genel seyri
millî veya milletler arası endüstriyel anlaşmalar, sanayide görülen firmalar
arası birleşmeler,
2) Teknik gelişmelerin hızlanması;
üretim yöntemleri hızının değiştirilmesinde olduğu kadar, ürünlerin ticarî
yaşama (hayat) süreleması) sonucunu da doğuran hızlı teknolojik gelişmeler, (burada
teknolojik ömür yönünden işletme teknolojisinin öngörülmesi gerekiyor).
3) Devlet gücünün artan rolü;
tüm dünya ülkelerinde ekonomik yaşam üzerinde halk ve devlet gücünün gittikçe
artan bir role sahip olması
4) Potansiyel pazarların önemli
ölçüde gelişmesi; hatta millî sınırlar dışına taşarak milletlerarası bir
anlam ve öneme sahip olması ve böylece rekabet ölçüsünün de millî seviyeden
milletlerarası düzeye çıkarak genişlemesi.
5) Haberleşme ve karar yapılarında
görülen köklü değişmeler; hızla gelişen dünyada modern haberleşme araç ve
gereçlerinin gittikçe artan bir hızla gelişmesi, elde edilen bilgileri işleyecek
araçların bilhassa bilgi sayarların geliştirilmesinde ve kullanım alanlarının
yaygınlaştırılmasındaki hızlı gelişmeler,
6) Sosyolojik değişmeler;
ekonomik değişmelerin gereği olarak aile yapılarında, sosyal ilişkilerde yeni sosyal
dayanışma veya çalışma kurumlarının yayılmasındaki gelişmeler, bir işletmenin
hangi sahalarda faaliyette bulunacağını, veya daha önce faaliyette bulunuyorsa hangi
yönde gelişmesi gerektiğini belirleyecek olan temel çevresel öğeler.
Bu öğesel (elemanlara ilişkin)
açıklamalar sonucunda strateji kavramı daha açıklık kazanmaktadır.
O halde, strateji işletme yönetiminde
üç önemli role sahip olmaktadır.
1)İşletmenin faaliyetlerinin
genişliğinin ve sınırlarının belirlenmesini sağlamakta;
2) Faaliyetlerini genişleterek
büyürken takip edeceği önermekte;
3) En iyi fırsatlara doğru
yöneltecek karar kurallarını vermektedir (62). Böylece stratejinin işletmenin yüksek
yönetimi ile ilgili önemli bir kavram olduğu meydana çıkmaktadır.
B) STRATEJİNİN
İŞLETME İÇİNDEKİ ÖNEMİ
Buraya kadar olan açıklamalarımız
sonucunda artık işletmeler için stratejinin ne kadar önem taşıdığı hususunda bir
hükme varabiliriz. Ne tür bir işletme olursa olsun strateji amaç tayini ile ilgili
olduğuna göre, stratejiye sahip olmayan bir işletme amaçlarını açıkça ve
kesinlikle saptayamaz, amaç saptamak için gerekli hesapları yapamaz ve böylece yeni
girişimlerine öncü olacak kurallardan yoksun kalır.
Stratejinin bulunmadığı işletmelerde
kaynaklar etkin ve verimli kullanılamazlar. Çünkü malî ve beşerî güçleri veya
kaynakları ekonomik biçimde kullanacak derinliğine bir stratejik analiz
yapılmamaktadır (63). İkincisi, uygun bir ürün - pazar politikası yerine müşteri
çoğaltma alanı geniş tutulacaktır. Belirlenmeyen bir strateji, amaçları saptayarak
faaliyetlerini ona göre düzenleyip yararlı görünen şansları arayacak yerde, onları
farkına varmadan geçiştirecektir. Böyle işletmeler hiçbir zaman belli bir mal ve
pazar üzerinde rekabet avantajına sahip olmayan, optimist düşünceden yoksun
kuruluşlardır. Üçüncüsü, önceden hiçbir hazırlık ve plân yapmadan
kararlarını günlük bilgiler üzerine kurmuşlardır. Bu nedenle, piyasanın en
önemsiz dalgalanmalarından ve tehlikelerinden de büyük ölçüde etkilenirler.
a) Strateji
Yokluğunun Doğurduğu Olumsuz Sonuçlar
Ciddi bir stratejiye sahip olamamanın
işletmeye getirdiği olumsuz sonuçları şu şekilde açıklayabiliriz (64).
1 ) Stratejinin yokluğu işletmenin
yapısından çevresine kadar her yerde kendisini hissettirir. Böyle işletmeler nasıl
araştırma ve analiz yapacaklarını bilemediklerinden pasif olarak kalırlar ve
mücadeleleri de etkisiz olur. Bu; ilk göze batan hususu teşkil eder.
2) Stratejiden yoksun işletmelerin
Yöneticileri gerçekçi olmak yerine kişisel düşüncelerini ve aşırı tutkularını
uygulama eğilimine girerler. Bazı çekingen kişiliğe sahip olan yöneticiler de zarar
ve risklere aşırı değer biçerek, o işi kafi derecede denemeden veya ele almadan
bırakırlarken, gözüpek kişiliğe sahip yöneticiler de maliyet ve risklerin önceden
iyi bir hesabını yapmadan risklere düşüncesizce atılarak işletmelerini tehlikeye
sokarlar.
3) Seyrek fırsatların ve gelecekte ele
geçirilecek iyi şansların değerini ölçme kriterlerinden yoksun olunacağından ya
zamansız yatırım yapma eğilimine giderler, veyahutta kısa süreli program ve
bütçelerin etki ve baskıları nedeniyle yatırımdan vazgeçerek bu fırsatları
boşuna harcarlar.
4) Devresel (periyodik) değerlemelerin
yokluğu nedeniyle işletme ürün hayat eğrisinin gelişimini takip etmeksizin ya
ömrünü tamamlamış ürünlerin üretimine devam eder, veyahutta en verimli devresinde
olan bazı ürünlerin üretimine kaynaklarını yatırma bilgisinden ve güvenliğinden
yoksun kalır.
5) Sonuncu ve özellikle önemli olan bu
husus da işletme ileride meydana gelecek bazı değişiklikleri bilemediği veyahutta
göremediğinden, bu değişikliklere önceden hazırlanmış olamaz.
Strateji yokluğunun en büyük
tehlikeleri bilhassa endüstri işletmelerinde görülecektir. Çünkü
stratejinin en önemli fonksiyonu üretim, pazarlama ve araştırma - geliştirme
departmanları arasındaki ahengi kurmaktır. Stratejinin yokluğunda departman
yöneticileri karşılıklı olarak birbirlerine karşı,zıt bir tutum içinde
bulunacaklardır. Örneğin; pazarlama yöneticisi mevcut ürünlerin çeşidini artırma
yönünden bol harcamalara giderken, araştırma - geliştirme departmanı şefi üretimin
yeni baştan değişimini kendi başına hazırlama yolunu tutacak ve pazarın
ihtiyaçları yönünden sorunu ele almayacaktır.
b) Stratejiye Sahip
Olmanın Yararları
İyi bir stratejiye sahip olan bir
İşletme, araştırma ve geliştirme faaliyetlerini önceden plânlamaya mecbur
olduğundan, değişmeler karşısında hazırlanmak ihtiyacını duyan bütünleşmiş ve
ahenk içinde çalışan bir firmadır. Çünkü yatırımlar saygınsızdır, diğer bir
deyimle, onlara yatırılmış paraların veya yatırım için satınalınan fizikî
malların zararlarını gidermek çok güçtür. O halde, iyi bir stratejiye sahip
olmanın en büyük yararı pişman olunacak kararlar almanın risklerini (tehlikelerini)
minimuma (asgariye) indirmesinde görülebilir. Büyük işletmelerde bağlı kuruluşlar
arasındaki sinerji (işbirliği) kolayca sağlanamadığından, çeşitlilik ve
farklılaştırma (ürün ve pazar açısından) sadece birtek üretim kaynağı
yönünden yapılmadığından, özellikle holding şirketlerde stratejik ihtiyaçlar
daha az geçerli ve koruyucudurlar. Çünkü bu tip sermaye şirketlerindeki bağlılık ürün
ve pazarlar yönünden değil, daha ziyade sermaye yönündendir (finansal
bağlılık). Fakat her holdingin uzun süreler için birtakım amaçları kesin olarak
hesap edip saptaması gerekir. Bu tür şirketler, faaliyet sahası ve rekabet
avantajı bakımından kendilerine uygun düşen bağlı kuruluşları (filial) tercih
ederler. Ayrıca geniş bir esnek seçim yolunu tutarak arzu edilmeyen bağlı
kuruluşları elden çıkarma yolunu tutarlar. Aşağıdaki tabloda Ansoff'un belirlemiş
olduğu stratejik öğeler (elemanlar) yönünden farklı şirketlerin stratejik
ihtiyaçlarını görmekteyiz Tablo-1 (65). Tabloda görüleceği üzere stratejiye en
az bağımlılık duyan işletme tipi sadece kapitali üzerinden belli bir yüzde
kârlılığı, düşünen sermaye şirketleridir. Bu tip işletmelere örnek olmak
üzere yatırım bankalarını, ve gayrimenkul, şirketini gösterebiliriz.
Bu tip kuruluşların finanse ettiği
işletmelerin olanaklarını az çok bilmeği ve kendi amaçlarını gerçekçi olarak
saptaması yeterli olmaktadır. Bu tablodan anlaşılacağı üzere en çok strateji
gereksinimi endüstri işletmelerinde ortaya çıkmaktadır.
C) İŞLETME
STRATEJİSİNİN SINIRLARI
a) Töresel (Ahlâkî) ve
Yasal (Kanuna) Sınırlamalar
Makyavelist bir yönetim biçiminden
veya felsefesinden hareket edersek her faaliyet gibi stratejinin de töresel ve yasal
hiçbir sınırı yoktur. İlk bakışta strateji, her türlü hile ve sahtekârlıklara
başvurarak çevrede yakışık almayan bir üstünlük kurma faaliyeti veya oyunu gibi
görünür. ''Törelere aykırı davranışlar veya kötü niyet insan ruhunuu
derinliklerinde yatar ve insan mevcudiyetinin bir amacı olarak faaliyet görür'' (66),
deyimini, işletme yönetimi ile ilgili stratejik sorunlara da teşmil etmek mümkündür.
Bu yüzden stratejik faaliyetin meşruluk kazanması ve toplum tarafından
kabullenilmesi için kötü niyete ve töre dışı davranışlara gem vuran yasal
ve töresel sınırlar içinde sürdürülmesi gerekmektedir.
İnsanlar toplumun inanç, değer ve
törelerine uygun olarak yetişir ve neyi yapmaları neyi yapmamaları gerektiğini
öğrenirler. Onlara aşılanan değerlerden biri insanların oyunun kurallarına
uymaları gerektiğidir (67). Sosyal hayatta yazılı hale getirilmiş yasalar toplumun
inanç değer ve törelerine saygılı olmayı gerekli kılan kurallardır. İsletmeler
de toplumda tüzel kişiliğe sahip birer kurum olduklarından yasal ve töresel
olarak toplum tarafindan benimsenmiş kurallara uymak zorundadırlar.
b) Uygulamadan Gelen
Sınırlamalar
Bunlardan birincisi, yöneticinin içinde
çalıştığı organizasyondan gelen ve daha önceki yıllarda alışılmış
davranışlar, gelenek adet ve önyargıların sınırlamalarıdır(68). Yönetici
stratejiyi tayin ederken alışılagelmiş iç örgütsel (organizasyonel) değerleri
dikkate almak zorundadır. Çünkü alışılmış değerleri ve hareket tarzlârını
kolayca terketmek mümkün değildir.
Stratejinin meydana getirilmesinde ve
uygulanmasında önemli bir pratik sınırlama ''yöneticinin kapasitesi''dir. Bu sınır
stratejiyi meydana getiren veya uygulayan yöneticilerin zekâsı, bilgileri, yetenekleri,
cesareti, özel yargıları (veya kişisel değerleri) ve hatta ihtiyaçlar skalası ile
ilgilidir (69).
Başka bir pratik sınırlama da, iyi
strateji saptamak için işletmenin gerekli finansal kaynaklara sahip olmamasından
ileri gelir. Gerekli finansal kaynakların eksikliğine örnek olmak üzere, işletmenin
elinde kurmay araştırman veya uzman kiralamak için bütçe ödeneklerinin
yetersiz olması durumunu gösterebiliriz (70). Birçok işletmelerde plânlama
örgütlerinin yokluğu haklı olarak yetersiz finansal kaynaklara bağlanmaktadır.
Bilhassa stratejik plânlamada önemli
pratik sınırlamalardan birisi, zaman faktörü almaktadır. Çünkü zaman
uzadıkça öngörülerin gerçekleşme olasılıkları süratle azalmaktadır. Öngörü
süresi uzadıkça beklenmeyen veya önceden ortaya çıkacağı tahmin edilemiyen
olayların hesapları bozma olasılıkları artacağından; zaman ile öngörülenin
doğruluğu veya tutarlılığı arasında ters bir ilişki vardır (71). Bilhassa
stratejik plânlamada zaman süresi en azından beş yıllık veyâ daha fazla bir süreyi
içerdiğine göre öngörülerin doğruluğu artan zaman süresiyle ters orantılı bir
biçimde süratle azalacaktır. Bu yüzden stratejinin tayininde optimum bir süre
saptamalıdır, bu ise faaliyet konusunu, endüstrinin durumuna, sosyal, siyasal,
teknolojik koşullara ve bunlardaki değişme ve gelişmelerin hızına bağlı
olacaktır. Aşağıdaki Şekil - 4'de öngörülerin doğruluğu üzerinde zamanın
etkisi görülmektedir (72).
Strateji tayinini zaman yönünden
sınırlayan unsurları üç kısıma ayırarak inceleyebiliriz. Bunlardan bazıları
''işletmenin kontrolu'' ile zaman içinde yüksek olasılık derecelerini
korurlar, bazıları yapılan faaliyetler gereği zaman içinde az değişkendirler
ve işletmenin kontroluna dahi gerek göstermezler. Üçüncüler ise işletmenin tamamen
kontrolu dışında kalan dış ve en çok değişken olan koşullardır. Stratejik
öngörülerde bulunmazdan önce zaman içinde değişen unsurlar arasında böyle bir
analiz yapmak, işletme yöneticisi için oldukça yararlı olacaktır.
c) Karşı Stratejiler
Tıpkı bir savaşta atakları önleyen
karşı bir düşman gücü mevcut ise, işletmelerin de serbestçe faatiyette
bulunmalarını engelleyen karşı stratejik güçler mevcuttur. Bu güçler işletmenin
stratejik seçimlerini ve hareketlerini frenleyen unsurlar olarak hesaba katılmadıkları
sürece öngörülerin gerçekleşmesi olanaksızdır. İşletme ekonomik ortamda
girişeceği her faaliyet için bir karşı faaliyetle (veya tepkiyle)
karşılaşacağını bilmelidir.
Belli başlı karşı stratejiler veya
stratejik güçler olarak işletmenin karşısına rakipler, devlet, diğer kamu
kuruluşları, sendikalar ve hattâ bazan halk çıkmaktadır.
Bu konuyu somut bir örnekle
açıklayalım. Örneğin, ihtiraslı ve dinamik bir personel yöneticisi işletmede
çalışanlar üzerinde işverme ve çalıştırma koşullarını konu alan bir tutum ve
görüş araştırması yapmak istemektedir. Fakat işletmedeki sendika lideri yönetimin
çalışanlar üzerinde başka istekleri olduğu kanısını taşımaktadır ve işçiler
yönünden araştırmanın yönetimden memnunluk duyulduğu görüşünü vereceğinden
korkmaktadır. Bu yüzden yapılacak olan bu araştırmaya şiddetle karşıdır. Bu durum
karşısında personel yöneticisi plânladığı ve uygulamâk istediği
araştırmalardan vaz mı geçecek? Bu proje üzerinde sendikayı kazanmaya mı
çalışacak? Projesinde değişiklikler mi yapacak? Sendikanın karşı stratejisini
ortadan kaldırmaya ve projesini devam ettirmeye mi çalışacak? Veyahutta görevinden
ayrılacak mıdır? Seçtiği hangi alternatif olursa olsun personel yöneticisi
herşeyden önce sendika hareketlerini önceden görebilmeli ve eğer sonradan ortaya
olumsuz bir durum çıkarsa bunun sorumluluğunu hiç olmazsa kısmen üzerine almalıdır
(73).
Genellikle diyebiliriz ki, stratejik bir
hareket karşı bir stratejik hareketi uyarır veya meydana getirir, bu takdirde ilk
yapılan hareket değiştirilerek karşı stratejiye uyulur veya geleceğin her türlü
sonuçları göze alınarak faaliyete ısrarla devam edilir. Şu halde, karşı
hareketin gücü ölçüsünde stratejik faaliyet frenlenmektedir.
d) Sosyal ve
Psikolojik Sınırlamalar
Öngörülen bir stratejinin
uygulamalarda başarılı olabilmesi için, mümkün olduğu ölçüde, onu uygulayacak
olan kişilerin eremlerinin (rızalarının) alınması gerekir. Yani demokratik olan ve
grup tarafından benimsenen stratejılerin uygulamada başarı kazanma olasılıkları
artmaktadır.
Genellikle plânlanan alan
genişledikçe, büyük bir personel grubunun kararlarına, düşünce ve
davranışlarına göre hareket etme serbestliği azalmakta ve orjinallikten çok uyum
(veya itaat) beklenmektedir (74). Strateji tayininde uygulama alanı işletmenin tümü
ile ilgili olduğundan daha çok orijinallik beklenmekte ve uygulayıcıların tümünün
görüşlerine başvurulmaktadır. Bu yüzden, sosyal ve psikolojik etkiler meydana
getiren bu faktörleri hesaba katmalı, olanaklı olduğu kadar grup kararlarına veya
hiç olmazsa grup liderlerinin eremlerine dayanmayı unutmamalıdır. |