Enflasyon vergisi, enflasyon muhasebesi ve vergi yükü

 

 Murat TENEKECİOĞLU

Maliye eski Başmüfettişi - Yeminli Mali Müşavir

DÜNYA, 28.09.1999

 

Türkiye'de iş dünyasının sıcak gündemlerinden biri de enflasyon vergisi ve enflasyon muhasebesi tartışmalarıdır. Ancak bu tartışmalar içinde, üzülerek ifade etmek gerekir ki; enflasyon vergisi ve enflasyon muhasebesi kavram ve sistemleri ülkemizde çok yaygın biçimde eksik, yanlış ve hatalı olarak kullanılmaktadır. Sadece ''enflasyon var-enflasyon vergisi var-enflasyon muhasebesi yok-enflasyon vergisinin kaldırılması için enflasyon muhasebesi uygulanması şarttır, kayıtdışı ekonominin sebebi enflasyon vergisidir"gibi klişeleşmiş sloganlar kullanılmakta, hatta daha da ileri gidilerek vergi reformunun enflasyon vergisine karşı enflasyon muhasebesi uygulanmasını reddettiği gibi ilginç eleştiriler de yapılarak Doğruya, haklıya ve güzele ulaşmak için yapılacak eleştiriler ve tartışmalar, ancak doğru kavramlar üzerine kurulabilir. Kamuoyu huzurunda olanlardan her zaman bilimsel ve mantıklı olmaları beklenilir. Aksi takdirde, biliriçli ve kasıtlı hareket ettiklerinden, bir yanlışı doğru bir haksızlığı haklı olarak göstermeye çalıştıklarından, kamuoyunu yanıltarak hizmet ettikleri amaçlar doğrultusunda yönlendirdiklerinden ve baskı grubu oluşturduklarından şüphe edilir.

Enflasyon vergisi nedir? Nasıl alınır?

Önce kısaca enflasyonu tanımakta yarar vardır enflasyon fiyatlar genel seviyesinin sürekli önemli oranda yükselmesi; kamoyu arasında kullanılan deyimle paranın değerinin düşmesi yani paranın satın alma gücünün azalmasıdır. Bu nedenle, bireyler enflasyon dönemlerinde ellerinde para (TL) tutmak istemezler. Enflasyon genellikle, tüketici fiyatları endeksindeki (TEFE) yüzde değişme ile ölçülür. Örneğin bir aylık TEFE endeksi yüzde 5 artmış ise o ülkenin para stoku o ay içinde ortalama olarak yüzde 5 değer kaybetmiş demektir. Enflasyonun en önemli sebebi; kamu açıkları veya bütçe açığı ve kamu kesimi borçlanma gereksinimidir. Kamu harcamalarının finansmanı devletin vergi gelirlerine değil de, sürekli olarak kolay ve popülist finansman metodu olan borçlanmaya ve emisyon vb. yöntemlerle para arzının artışna dayanıyorsa, sürekli ve yüksek enflasyon kaçınılmaz bir felaket olur. Bu sürecin üç temel sonucu vardır. Birincisi, iktisadi kaynaklarımızı tahsis ve kullanım etkinliği bozulur. İkincisi, gelir dağılımında adaletsizlik artar yani zengin daha zengin, yoksul daha yoksul olur. Üçüncüsü ise, hükümetler popülist politikalar ve borçlanarak finansman sağlamak yerine kendilerini vergi toplamak zorunda hissederler. Biz bu süreci yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz. Enflasyon vergisi ise, elinde kasasında veya bankada para (TL) bulunan bireylerin enflasyon yani fiyat, artışları sebebiyle sermayelerindeki azalmadır.

Paranın satın alma gücündeki azalma sebebiyle, ellerindeki aynı miktâr para ile eskisinden daha az mal veya hizmet satın almalarıdır. Kısaca, paranın değerindeki aşınmadır. Enflasyon, kamu açıklarının vergiye dayanan sağlam finansman politikasına alternatif olarak gizli bir vergilemeye, dönüşmekte ve bu vergi bütçe açıklarının finansmanında kullanılmaktadır. Hükümetler enflasyon vergisini nasıl alırlar?

Para basma yetkisi devlete aittir. Paranın basım maliyeti çok düşüktür. Hükümetler bastıkları paraları yaptıkları kamu harcamalarını finanse etmede yani satın aldıkları mal ve hizmetlerin bedelini ödeyerek, döviz satın alıp rezervlerini artırarak piyasaya sunarlar. Böylece, her dönemde basılan paralar ile hükümetler tarafından satın alınan mal, hizmet ve dövizler tutarı kadar bir değer (seignorage) hükümetlere aktarılmış olur. Bunun dışında bazı hükümetler bilinçli olarak enflasyonist politikalar izleyerek para basar ve para arzını artırırlar. Böylece, bireylerin ellerinde tuttukları paraların değerleri sürekli olarak azalır, dolayısıyla da sürekli ve düzenli olarak enflasyon vergisi ödemiş olurlar.

Enflasyon vergisinin matrahı; o ülkenin reel para dengesi (M/P), enflasyon vergisinin oranı ise; enflasyon oranı /(1+enflasyon oranı)'dır. Öyle ki ülkenin reel para dengesinin GSYİH'ye oranına ve bütçe açığının GSYİH'e oranlarına bakarak, bütçe açığını finanse etmek için alınacak enflasyon vergisinin oranının ne olması gerektiği dahi tespit edilir. Enflasyonun sürekli veya kronik olması halinde, enflasyon vergisi seignorage'a eşit olur. Enflasyon vergisi hükümetler için sınırsız bir gelir kaynağı değildir. Enflasyon belli bir oranın üzerine çıkınca örneğin hiperenflasyon dönem de, hükümetin enflasyon vergisi gelirleri azalır. Optimal enflasyon vergisi oranının ve gelirinin tespiti için vergi oranları ile vergi gelirleri arasındaki ilişkiyi , irdelme metodu olan "Laffer Eğrisi Analizi'' kullanılır.

Enflasyon vergisi; özel bir vergi türüdür, ne bu verginin alınması için bir kanun çıkarılmasına, ne verginin toplanması için vergi dairelerine, ne de vergi reformu yapılarak sonra da "U" dönüş yapılmasına gerek vardır. Bireyler, fiyatlar genel seviyesinin yükselmesi ve ellerinde tuttukları paraların (TL.) değer kaybetmesi sebebiyle otomatik olarak bu vergiyi öderler. Bu vergiyi para basma yetkisi olan hükümet alır. Enflasyon dönemleri elde TL tutmak yerine döviz tutmak yaygın olarak tercih edilfiği için, bu kez seignorage ve ayrıca enflasyon vergisi elde tutulan dövizleri basan ülkelere ödenmiş olur. Keza, Merkez Bankası'nın döviz rezervleri diğer ülkelere ödenen, seignorage ve enflasyon vergisini kısmen gösterir.

Enflasyon vergisi; paranın değer kaybetmesi sebebiyle şirketlerin olduklarından daha, karlı görünmeleri ve enflasyon dolayısıyla parasal değerlerdeki şişkinlik üzerinden de fazla kazanç ve vergi beyan edip ödemeleri değildir. Enflasyon vergisinin muhasebe, mali tablolar, ekonomik kâr, ticari kâr ve mali kâr ile bir ilgisi bulunmamaktadır. Enflasyo vergisi para basma yetkisi ve para arzı ile ilgilidir. Bu vergiyi mükellef olsun veya olmasın elinde para tutarılar, vergi ödediğini bilse de bilmese de öder. Hükümetlerin popülist politikalar izlemeleri enflasyona sebep olmaları, enflasyonist politika izlemeleri ve enflasyonu önleyememeleri sorununun çözümü; politik fanatizmden uzaklaşarak bir daha o hükümeti oluşturan siyasi partilere, oy vermemektir.

Enflasyon muhasebesi nedir? Uygulamaları nelerdir?

Enflasyonun işletmeler üzerindeki bozucu etkileri kısaca, işletme politikası ve faaliyetleri ile işletmelerin mali yapıları, performansları, muhasebeleri ve vergi yükleri üzerinde görülür.

Türkiye'de enflasyon muhasebesi uygulamalarına bakıldığında, mükellefler ve özellikle finans kesimi, enflasyonun muhasebe ve vergi yükü üzerindeki bozucu etkilerinden korunmak bakımından vergi idaresine karşı çok daha fazla avantaja sahiptir.

Muhasebe kayıtları, işletmede gerçekleşen işlemlerin parasal değerleri üzerinden yapılır. Muhasebe sonuçları, bilanço ve ve gelir tablosu, nakit akım tablosu; fon akım tablosu, kâr dağıtım tablosu, satışların, maliyeti tablosu gibi mali tablolarda görülür. Bu nedenle paranın değerindeki azalma; muhasebe kayıtlarına esas; olan işlemlerin güncel ve gerçek değerini değil, tarihsel değerini gösterir. Dolayısıyla, muhasebe kayıtları ve muhasebe kayıtlarının sonucu olan mali tablolar yüksek enflasyon dönemlerinde paranın değerindeki azalmadan etkilenir. Enflasyonun her bir mali tablo ve her bir mali tablo kalemi üzerindeki bozucu etkisi, işletme lehine olabileceği gibi aleyhine de olabilir. Bozucu etkinin lehte mi, yoksa aleyhte mi olduğu mali tabloda yer alan kalemin niteliğine, likidite derecesine ve mevzuatta o kalem ile ilgili yer alan düzenlemelere bağlıdır. Türkiye'de enflasyon işletmeler üzerinde ilave bir vergi yükü hasıl etmekte midir, yoksa işletmelerin vergi yükünü azaltmakta mıdır? sorusunun cevabını önce işletmelerin üzerindeki vergi-yükünün ne olduğunu görüp, sonra da Türkiye'deki enflasyon muhasebesi uygulamalarında aramak gerekir. Çünkü, erıflasyon muhasebesi; enflasyonun mali tabloalr üzerinde yarattığı bozucu etkiyi gidermek amacıyla, getirilmiş olan muhasebe uygulamalarına verilen isimdir. Enflasyon muhasebesi, her bir muhasebe kaydının enflasyona endeksli olarak yapılması demek değildir. Esasen endeksli muhasebeye gerek de yoktur. Bilgisayar ortamında, otomatik olarak muhasebe kayıtlarının döviz cinsine çevirilmesi oldukça kolay ve pratiktir. Döviz cinsinden muhasebe, işletme politikası bakımından yöneticilerin önlerini daha iyi görmelerine ve enflasyon dönemlerinde stratejik planlamalarına yardımcı olur. Enflasyon muhasebesi ve benzeri tartışmaların temelinde, ekonomik kar-mali kâr tartışması yatar. Bilindiği üzere vergi, ekonomik kâr üzerinden değil, mali kâr, üzerinden alınır. Bu, mükelleflerin lehine ve adil olan bir uygulamadır. Bu ayrımı dikkate almadan, enflasyon muhasebesinin, sadece mükellefleri vergi idaresine karşı koruyacağını düşünmek taraflı ve hatalı olur.

Enflasyon muhasebesi vergi güvenlik müessesesi adı verilen ve vergi idaresini enflasyorıa ve enflasyon muhasebesi uygulamalarının amaçlarını aşmalarına karşı koruyan uygulamaları da içerir. Diğer taraftan, mükellefleri vergiden muaf tutan, gelir ve kazançları vergiden istisna sayan her düzenleme, aynı zamanda, enflasyonun bozucu etkisinden mükellefleri koruma anlamında enflasyon muhasebesi etkisi veren mükemmel birer uygulamadır. Örneğin; yatırım ortaklıkları ve yatırım fonları gibi mali piyasalarda elde edilen kazançların, Hazine bonosu ve devlet tahvili üzerinden elde edilen fâiz gelirlerinin kısmen veya tamamen vergiden istisna edilmesi, risk sermayesi yatırım fonları veya ortaklıkları ile gayrimenkul yatırım fonları veya ortaklıklarının; serbest bölge kazançlarının istisna edilmiş olması gibi. Keza, vergi ertelemeleri ve vergi ertelemesine imkân veren her türlü uygulama, (örneğin; vadeye ve senede bağlı getirisi olan menkul kıymetlerin getirilesinin vadenin gerçekleşmiş kısmına göre kıst olarak hesaplanması, ARGE giderleri gibi), menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ve serbest meslek kazançları gibi bazı gelir türleri için tahakkuk esasının uygulanmaması, ticari, sınai kazanç gibi tahakkuk esasının uygulandığı gelir türleri için mükelleflere tanınmış olan yıllara sari inşaat gibi her türlü istisnai uygulama enflasyon muhasebesi uygulamalarıdır.

Türkiye'deki önemli enflasyon muhasebesi uygulamaları aşağıda yer almaktadır. Uygulama ile ilgili kanun maddeleri parantez içine yazılarak, mükelleflerin hem bilgi sahibi olmaları, hem de uygulama da dikkate almaları amaçlanmıştır.

1. Hızlandırılmış amortisman uygulaması (VUK Mükerrer Madde 315) ve iktisâdi kıymetlerin yeniden değerlemesi (VUK Mükerrer Madde 298).

2. Stokların son giren ilk çıkar (LIFO) metoduna göre değerlendirilmesi (VUK Madde 274 ve 275).

3. Sanayi işletmeleri ve finans kurumları hariç, yukarıda yazılı iki uygulamadan en az birini yapan işletmelerde finansman giderler kısıtlaması (GVK Madde 41/8 ve KVK Madde 14/13).

4.Değerleme (VUK Madde 258 298), örneğin; alacak ve borç senetlerinin reeskonta tabi tutulması; (VUK Madde 281 ve 285).

5. İşletmelere ait gayrimenkullerin, iştirak hisselerinin ve amortismana tabi iktisadi kıymetlerin elden çıkarılırken maliyet bedelinin artırılması (GVK.Madde 38 ve 39).

6. Diğer kazanç ve iratlarda enflasyona endeksleme ve maliyet bedeli artımı (GVK Madde 82).

7. Sabit kıymet yenileme fonu (VUK madde 328 ve 329).

8. Gayrimenkul ve iştirak hisselerinin satışından doğan kârın sermayeye ilave edilmesi (KVK Madde 23/a).

9. Yatırım indiriminde enflasyona endeksleme (GVK Ek Madde 4).

10. Zirai kazançlarda gider artış fonu uygulaması (GVK Madde 57.)

11. Vergiden istisna tutulan miktarların her yıl yeniden değerleme oranı ile çarpılarak artırılması (muhtelif, örneğin GVK Madde 18 ve 21 gibi).

12. Cari yıl gelir ve kazançlarına, genel beyan dönemi olan izleyen yılın mart veya nisan ayında beyan edilerek altı ay içinde üç taksitte ödenmesi (GVK Madde 92 ve 117, KVK Madde 21 ve 40), ödenecek vergilere geçici vergi yoluyla öne alınması uygulaması (GVK Mükererer Madde 120 ve KVK Madde 25).

13. Başkalarının gelirleri üzerinden yapılan gelir vergisi tevkifatlarının (stopajların) 20 günden olmamak üzere 20 ile 110 gün arasında bir süre için kullanılarak muhtasar beyanname ile beyan edilip ödenmesi ile sıfır maliyeti vergi kredisi olan bu ve benzeri uygulamalar, (GVK Madde 94, 98. ve 119, KVK Madde 24, KDVK Madde 41 ve 46 gibi).

Türkiye'de enflasyon muhasebesi uygulamalarına bakıldığında mükellefler ve özellikle finans kesimi enflasyonun muhasebe ve vergi yükü üzerindeki bozucu etkilerinden korunmak bakımından vergi idaresine karşı çok daha fazla avantaja sahiptir. Dolayısıyla yukarıda sayılan ve sayılamamış, olan benzeri uygulamaları, vergi yükünü enflasyonun vergi gelirleri üzerindeki bozucu etkisini, yüksek enflasyon ve yüksek faiz hadleri ilişkisini, fiyat mekanizması ve piyasa ekonomisinin fiili işleyişini, ekonomik kar-ticari kâr-mali kâr, farkını ve enflasyon dönemlerinde stratejik bir iş ve işletme politikası izlenmesi gerektiğini dikkate almadan enflasyon muhasebesi istemek ne ifade eder ki?