I. Türk Yöneticilerinin Kişilik Yapıları |
Prof. Dr. Hüner ŞENCAN |
Türk yöneticilerinin kişilik yapıları konusunda, kapsamlı ve çok yönlü bir araştırma yapılmamıştır. Bu konuda yazılan makale ve ondan bilimsel çalışmalar daha çok gözlem tekniği ile elde edilen verilere dayanır. Bu konudaki en büyük yetersizlik temelde "kişilik" olgusunun birkaç faktörle açıklanamayacak kadar karmaşık, çok boyutlu ve değişken bir niteliğe sahip olmasıdır. Öte yandan kişilik değerlemelerini kültürel koşullanma, önyargı ve beklentilerden bütünüyle bağımsız bir biçimde ele almak oldukça zordur. Burada, Türk yöneticilerinin kişilik özellikleri ele alınırken yabancı bilim adamları ve Türk bilim adamlarının görüşlerine başvurulacaktır. Bu konudaki görüşlerin birbirini teyit etmesi veya çatışması kişiliğimize ilişkin görüşlerin açıklığa kavuşması konusunda yeni yollar açabilir.
A - YABANCI BİLİM ADAMLARININ TÜRK YÖNETİCİLERİNİN KİŞİLİĞİ KONSUNDAKİ GÖRÜŞLERİ
Özellikle ABD'den çeşitli alanlardan bilim adamları Türkiye'de bulundukları belli süreler içinde Türk Kamu Yöneticilerini gözleme firsatı bulmuşlar ve bu gözlemlerini değişik dergi ve kitaplarda yayınlamışlardır. Bunların başında da 1961-65 yılları arasında Ankara'daki Milletlerarası Kalkınma Örgütünde (AID) Kamu Yönetimi Danışmanı olarak görev yapan ve bu sürenin önemli bir kısmını Devlet Personel Dairesinde geçiren Dr. Richard Podol'dur. Diğer bilim adamları ise ve Mathews, Burling, Caldwell, Smith, Stevens ve Cohri dur.
Aşağıda bu bilim adamlarının Türk yöneticilerinin kişiliğine ilişkin görüşleri verilecektir.
1 - R. Podol'un Görüşleri.
Podol, Türk yöneticisini tanımak için, onun yetiştiği ortamı tanımak larla gerektiğini ileri sürmüş ve Türk toplumunu geçmiş-gelecek mücadelesi içinde kıvranan birçok fertleriyle yeni ve eski arasında bölünmüş bir etken toplum olarak tanımlamıştır(2) .
Podol'un bu konudaki görüşleri aşağıdaki gibidir: "Türkiye'de Batıcılık, yönetici sınıf içinde Atatürk Devrine kadar egemenliğini kuramamıştır. Bugünün modern düşünüşlü Türkleri ancak bir ya da iki kuşaktan beri Batıcıdırlar." 1950 tecrübesinin de gösterdiği gibi "geriye dönüş" tehlikesi hala mevcuttur. Türk toplumu geçmişte, dinde, siyasette, ailede özet olarak her alanda otokratik bir toplum hayatı sürdürmüştür. Türklerin savaşçı ve çiftçi bir millet olduklarını unutmamak gerekir.
"Bugün ekonomik gelişme kavramının gereklerine uygun düşmeyen geleneklerle birlikte modern olmaya çabalayan yeni bir yöneticı kuşağına rastlıyorum. Geçiş halinde bulunan bir toplum için genellemeler yapmak, tartışmayı ve anlaşmazlığı davet etmek olur. Esasen Türk yöneticisinin gerçeğe uygun temsili bir portresine rastlayamazsınız. Burada çizilecek olan portre daha çok kanaat ve muhakemeye dayanan karma bir şey olacaktır. Türk yöneticisinin başlıca kişisel özellikleri şu şekilde sıralanabilir.
Podol'un Türk yöneticilerine ilişkin görüşlerini özetlemek gerekirse, yazar yukarıda bahsettiği yedi alandan beşinde yöneticileri olumsuz nitelemiş, ikisinde ise (batılı olma ve öğrenme isteği) olumlu kişilik özellikleriyle tanımlamıştır. Yöneticilerin bu şekilde bir kişilik geliştirmelerini etkileyen yedi neden ileri sürmüştür. Bunlar; aile, eğitim sistemi, mevzuat, yetenek noksanlığı, iş bulma güçlüğü, İDT'lerinin gerçek niteliğinin belirlenmemesi ve batıya dönüklüktür. Podol yöneticilerin kişiliklerinin gelişmesi için önerilerde de bulunmuştur.
Modern toplulukta ilerleme, herkesin gittiği yola itiraz etmek cesaretini gösterenler tarafından sağlanır. Türkiye'de yaratıcı zekaya sahip kimselere fıkirlerini açıklamak fırsatı verilmelidır(3). Demokratik müesseselerini kuvvetlendirmek amacında olan bir cemiyette işletmecilik insanları ön planda tutan bir zihniyet taşımalı, teşkilattaki elemanları ezmek değil, bilakis yükseltmek ve yetiştirmek gayesiyle hareket etmelidir(4) .
2 - C.H. Dodd'un Görüşleri
İngiltere'deki Durham Üniversitesi öğretim üyelerinden Profesör C.H. Dodd'un 1965 yılında Türkiye'de yüksek ve orta kademeden 136 yöneticide yaptığı bir araştırmada, yöneticilerin % 75 kadarının babalarının devlet memuru, subay, yargıç, öğretmen, doktor vb. gibi mesleklere mensup olduklarını göstermiştir. Yazar, yaptığı araştırma sonuçlarına bakarak "yukarı ve orta kademe Türk devlet hizmetleri için işe almanın oldukça sınırlı bir sosyal temele dayandığını" ileri sürmüştür(5). Ancak son iki kuşaktan beri, sözkonusu sınırlı sosyal temelin daha da genişlediği yüksek devlet memurları içinde babaları asker ya da mesleki eğitim kurumlarından yetişenlerin oranının sadece % 19 olduğu vurgulanmıştır.
Bu bulgular, kişiliğin oluşmasına katkı sağlayan aile faktörü hakkında bazı ipuçları verici niteliktedir. Eğer bu yorum o yıllardaki gerçek resmi yansıtıyorsa, Türk kamu yöneticilerindeki otoriter ve merkeziyetçi kişilik yapısının, sınırlı toplumsal alanda yer alan seçkinler tabakasının anlayış ve değerlerinin kişiliğe yansıması sonucu geliştiği söylenebilir. Nitekım N.Roos, C.H. Dodd'un yaptığı araştırmaya dayanarak, çağdaş Türk yöneticilerinin yaklaşık yarısının babalarınınn İmparatorluktan Cumhuriyete geçiş sırasında devlet hizmetinde bulunduklarını bugünkü yöneticiler elitinin yaklaşık olarak 1/3 ünün imparatorluk döneminde hizmet ettiklerini vurgulamıştır(6) .
3 - Temples Burling'in Görüşleri
Burling 1963-64 yılları arasında Orta Doğu Teknik Lİniversitesinde ziyaretçi öğretim üyesi olarak bulunmuştur. "Patterns of Change" isimli makalesinde Amerikan AİD kurulunda yer alan diğer bilim adamlarıyla bürokraside yer alan bireylerin kültürel ve sosyal değerlerinin değiştirilmesi konusunu tartışmıştır.
Yazar, değişimin acı veren ve fedekarlık isteyen bir olay olduğunu savunur. Türkiye'de bulunduğu bir yıl içinde, Türklerin çeşitli kültürel özelliklerini öğrendiğini fakat bunları anlamlı sosyo-ekonomik bir bütün haline getirmekte güçlük çektiğini söyler. Türkiye'de stratejik açıdan bireylerin tutumlarını değiştirmek yerine kuramsal değişmeye gitmenin daha doğru olacağını belirtir. Ancak, kurumsal ve tutumsal değişmenin karşılıklı ilişki içinde olduğunu, sözkonusu karşılıklı bağımlılığın sonuçta tutumsal değişikliği yaratacağını ileri sürer.
"Kişilik ve kültürler ayrılmaz bir birlikteliğe sahiptirler. Bunlardan sadece birinde bir değişikliğe gitmek organ nakillerinde görülen doku reddine yol açacaktır(7) ".
Burling'in yukarıdaki görüşlerinden anlaşılmaktadır ki, Türk bürokrasisinde bir kişilik değişikliğine ihtiyaç vardır. Ancak bu kişilik değişikliğini sadece yöneticilerle sınırlamayıp tüm Türk kültürünü içine alacak şekilde genişletmek gerekir.
4 - L.K. Caldwell'in Görüşleri
Caldwell 1954-55 yılları arasında Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsünde koordinatörlük yapmış İndiana Üniversitesi Bilim adamlarındandır.
Yazara göre, son dönem Osmanlı tutum ve değerleri bugün (1955) modern yönetim uygulamalarında da hala etkisini göstermektedir. "Türk yöneticileri güçlü ve zayıf yönlerini tarihten miras almışlardır. Türkler Batılılarla ilişkilerinde Batılı, kendi aralarında yine Türk kalmışlardır. Türkler savaşan, çiftçilik yapan ve hükmeden bir ulustur. Köklü otoriter geleneklere sahiptirler. Yaygın bir güvensizlik hissi içindedirler. Türkiye'deki devletçilik uygulaması geleneksel otoriter sosyal yapının korunması sonucunu doğurmaktadır. Din ve Cumhuriyetçilik gibi bütünleştirici öğelerin kaybı, eğitilmiş sınıflarda zevk ve fırsat düşkünlüğü eğilimlerini yaratmıştır. Türkler otoriter tutumlara alışmışlardır. Üstün tahakküm etmesi ve buna karşın astın boyun eğmesi çok yaygın görülen bir durumdur(8) ".
5 - Edwin J. Cohn'un Görüşleri
Cohn önceki bilim adamları gibi AID organizasyonu çerçevesinde yurdumuza gelmiş ve Türk yöneticilerine ilişkin gözlemlerde bulunmuş bir kişidir.
Cohn "Yenilikçilerin Ortaya Çıkışları ve İşlemlerini Etkileyen Sosyo-Kültürel Faktörler" isimli makalesinde yenilikçi kişilik yapısına sahip bireylerin gelişmesini aile, eğitim sistemi, din, hükümet ve ordu faktörleriyle açıklamıştır. Burada kişiliğin gelişmesini etkileyen bu faktörlerle ilgili görüşlerine kısaca temas edilecektir.
Cohn, Dr. Öztürk'ten yaptığı alıntılarla, çocuk büyütme uygulamalarında Türk ailesinin aşırı koruyucu olduğunu, çocuğun ihtiyaçlarına çok az önem verildiğini ve birtakım şeyleri yapma konusunda ailenin çocuğuna fırsat vermediğini belirtir. Sonunda çocuğun bağımlı, çekingen, teşebbüs gücünden yoksun yetiştiğini iddia eder.
Aşırı beslenme ve sevgi gösterisi çocukta olumsuz etkiler yaratmaktadır. "Çocuk büyütme uygulamalarının sonucu olarak, yetişkinliklerinde bireyler pasif, teşebbüs gücünden yoksun, Tanrıya, süpergüçlere, hükümete ve ailenin yaşlılarına bağımlı birer kişi olmaktadırlar" .
"Türk eğitim sistemi bağımsız düşünme ve analiz yerine tekrarlama ezber tekniğine önem vermektedir. Bu eğitim sisteminde öğretmen ya da hocanın otoritesine boyun eğmek çok önemlidir. Öğretmenin ders anlatma sistemini veya ders metnini eleştirmek hiç de iyi karşılanmaz".
"Türkler İslamı sadece bir din olarak değil, bunun yanısıra sosyal, ekonomik ve politik faaliyetlerini de içeren bir yaşam biçimi olarak görürler. Yaşama yönelik bu bakış açısı değişen olaylara uyumu güçleştirir ve bu nedenle bilim, teknoloji, ekonomik faaliyet ve sosyal bilimlerde olumsuz etkilere sahiptir.
Türkiye gibi endüstrileşmemiş toplumlarda ekonomik statüler çaba ve yetenek sonucu değil, doğuştan getirilen özellikler veya aile yakınlarıyla elde edilir".
"Türkiye'de "partikülarizm" geçerlidir. Diğer bir deyişle yöneticiler, işletmeler, aile ve yakın dostların dışında kişilere güvenmezler. Bu nedenle Ortadoğu ülkelerinde rüşvet ve iflas çok yaygındır. Kişilerde rüşvet vermeden hakkı olan şeyi yaptıramayacağı kanaati yaygındır.
"Endüstrileşmemiş ülkelerde aile dayanışması temeldir. Endüstrileşmiş ülkelerde ise doğum, hastalık, ölüm, işbulma ve iş kaybetme gibi olaylar toplumsal kurumlar aracılığıyla gerçekleştirilir(9) ".
6 - D. Lerner'in Görüşleri
Lerner, yönetici ayırımı gözetmeksizin Türkleri üç kişilik yapısı içinde sınıflar: Modernler, Gelenekçiler ve Geçiş aşamasında olanlar.
"Bunlardan geçiş aşamasında olanlar hem sayıca çok, hem de değişik özelliklere sahiptirler. Kısmen modernleşmemiş fakat modernleşme yolunda olan kişilerdir."
"Gelenekçiler, cesaret kültürünün savunucularıdır. İlkeleri nedeni ne değil, "öl ya da öl"dür. Sadık, itaatkar ve pasif kişilerdir. Öte yandan otoriter, ata erkil aileye sahip ve değişmezdirler".
"Modern kişi, zeka kültürünün ürünüdür. Çalışan, araştıran, soruşturan bir kişilik özelliğine sahiptir. Merak eder, bilmeye tanımaya çalışır(10)".
7 - A.T.J. Matthews'in Görüşleri
Matthews 1954 yılında, Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencileriyle Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsünün seminerlerine katılan yöneticiler üzerinde bir araştırma yaparak o yıllardaki yöneticilerin belli konulardaki görüşlerini almıştır.
Bu araştırmadan Türk yöneticisinin kişilik özelliği ile ilgili olarak, şu sonuçlar çıkarılabilir: "Türk yöneticileri bireylerden çok devlete güvenirler. Hareket ve davranışlarında ahlaki bir rehberin gerekliliğine inanırlar ve bu rehber İslam dinidir. Ancak son yıllarda dini işlere, karşı yeni bir cereyan belirmektedir. Genç yöneticiler mesleklerini eleştirmelerine karşın sosyal çevrelerinden memnundurlar(11).
B - TÜRK BİLİM ADAMLARININ GÖRÜŞLERİ
Araştırmayı gerçekleştirdiğimiz tarihte Türk akademik çevrelerinde yöneticilerin doğrudan kişiliklerine ilişkin bir araştırma yapılıp yapılmadığını saptayamadık. Öte yandan belirli faktörleri kişilikle birlikte ele alan araştırma az sayıda da olsa mevcut bulunmaktadır. Burada kısa paragraflarla Türk bilim adamlarının görüşlerine başvurulacaktır.
1 - Cemal Mıhçıoğlu'nun Görüşleri.
Mıhçıoğlu, "Türk Kamu Hizmetlerinin Genel Karakteri", isimli makalesinde devlet memurlarının bazı kişilik özelliklerine dikkati çekmiştir (1964).
"Kamu hizmetlerinin üst düzeyindeki kişiler yüksek eğitim görmüşlerdir. Bu kişilerin büyük çoğunluğu siyasal bilgiler, hukuk ve tıp gibi fakültelerden mezun olmuşlardır. Tepe yönetiminin otoriter uygulamalarından şikayetçidirler. Bu durumun değişmesini istemektedirler. Tepe yönetimi yetki göçermekte isteksizdir. Bireyler yeterince girişken değildir. Memurlar, (herkes bu görüşe kalıtmasa da), halkla ilişkilerinde dostça bir yaklaşım içindedirler. Paternalistik tutum giderek yok olmaktadır. Türk kamu hizmetlisinin dürüstlük ve ahlakından hiç kimse şüphe edemez (12) ".
2 - Kemal Tosun'un Görüşleri
Tosun, "Yönetim ve Organizasyon İlkeleri", isimli yapıtında başarılı yöneticilerin kişilik yapılarına ilişkin geniş bilgiler vermiştir(13). Bu bilgilerin yanısıra yönetim ve organizasyon dergilerinde yazdığı makalelerde Türk yöneticilerinin özellikle olumsuz kişilik özelliklerini eleştirmiştir.
"Bizim ilk niteliğimiz plan ve düzene, planlı ve düzenli olarak iş görmeye alışkın olmamamızdır. Görev, ödev, disiplin ve itaat bilinci yerleşmemiştir. Bizde sosyal düzensizlik ve çözüntü kültürü eğemendir. Bireysel ve ayrılıkçıyızdır. Aynı niteliğimizden dolayı başkalarına danışmayı küçüklük sayarız. Kuruluşlarımızda merkezi bir örgüt biçiminin egemen olmasında her şeyi biz biliriz ruh halinin etkisi vardır. Bilimsel düşünüş ve yöntemleri henüz benimsememiş olmamız, karar ve davranışlarımızda alışkanlık ve göreneğe çok yer verme eğiliminde olmamızı doğurmaktadır.
Görev ve kişisel ilişkileri ayırmada güçlük çekeriz. Aşırı kazanç ve hızlı zengin olma hırsı içindeyiz(14). Bizde işbirliği yapma, amaçlara beraberce çalışmayla ulaşma bir hedef etrafında birleşme bilinci, iş disiplini yerleşmiş değildir. Oldukça bireyci olmak ve "azıcık aşım dertsiz başım" atasözüne fazlaca bağlanmışızdır. Değişme ve gelişme yerine tutuculuğa yönelmişizdir. Demokrasiyi, disiplinsizlik, düzensizlik ve hatta anarşi olarak benimseyenlerimiz az değildir. Her türlü yetki ve disipline karşı gelmeyi çok defa duygularımızı ve küçüklük kompleksimizi tatmin amacıyla kullanırız. Haberleşme bilinci diye bir şey gelişmemiştir. Çoğu zaman anlaşmazlık geçimsizlik, verimsiz karar ve faaliyetlerimizin bozuk bir haberleşmenin sonucu olduğunun farkına varmayız. Sözlü ve yazılı anlatım yeteneği üstün olanlarımızın ve iyi bir dinleyici olmanın yararlarına inanmış bulunanların sayısı azdır(15). İnsanlar arası ilişkilerin bazılarında aşırı ölçüde duyarlılık gösterirken, alışveriş hile ve aldatmacalar karşısında akıl almaz derecede kayıtsızlık içindeyiz(16) .
"Gerçekten eksikliklerimizi anlayabilmek için nasıl olmamız hangi düzeye ulaşmamız gerektiğini bilmemiz gerek. İşletme yöneticilerimiz istenilen nitelik ve yeteneklere henüz tam olarak sahip değildir. Eksikliklerin daha çok tarihsel ve toplumsal nedenlerin sonucu olduğu bilinmektedir. Ancak, sözü geçen etmenlerin hızla değiştiği ve işletme yöneticilerinin yetişmesine uygun bir ortamın da bulunduğu bir gerçektir. Artık bundan sonra tarihsel toplumsal etmenleri bir gerekçe olarak ileri sürmek eskisi kadar kolay olmayacaktır(17) ".
3 - Mustafa Dilber'in Görüşleri
Türk yöneticilerinin kişilik yapılarına ilişkin bîlgiler Dilber'in Türk Özel Kesim Endüstrisinde Yönetsel Davranış isimli yapıtından derlenmiştir.
Dilber; Bradburn, Alpander, Dilber ve Lauter'in araştırmalarına dayanarak Türk yöneticilerinin kişiliklerine ilişkin bazı bulguları değerlemeye almıştır. İncelemede belirtilmemesine karşın, Türk yöneticilerinin dönemsel kişilik özellikleri gösterdiği söylenebilir.
Örneğin, 1923 öncesinde tüm özel kesim endüstrisi azınlıkların elindeydi. Bu nedenle 23 öncesi özel kesim yöneticilerinin kişiliklerini azınlık psikolojisi çerçevesinde ele alıp incelemek gerekir.
"1923-45 döneminde, Atatürk'ün azınlıkları safdışı etmesi ve özellikle 1942'de Varlık Vergisi uygulaması Türk girişimcilerinin azınlıkların işlerini ve kentsel işyerlerini almalarına neden oldu. Dilber, 1923-45 döneminde yetişen bu yönetici kitlesini aşağı katmanlara yukarıdan bakan, giderek kaba, yetkeci ataerkil tutumlar sergileyen bir davranış setiyle açıklamaktadır(18). Bu yönetici kitlesi Atatürk'ün hedef ve amaçlarına bağlı olmakla birlikte toplumsal açıdan fazlasıyla tutucudur.
"1950'de başlayan Demokrat Parti dönemi yeni bir girişimci akımına yol açmış ve girişimci kitlesinde çok türlü bir görünüm meydana gelmiştir. Bu yeni girişimciler orta katmanlardan kendi çabalarıyla yükselebilmiş toplum psikolojisini daha iyi bilen kişilerdir. Tutumlarıyla, davranışlarıyla, iş olanakları sağlamalarıyla, topluma yabancılaşma eğilimini yavaşlattılar, hatta durdurdular(19)''.
Dilber'in çalışmasından 1950-1975 dönemi yöneticilerinin kişiliklerine ilişkin-birbirinden kopuk da olsa- bazı ipuçları yakalanabilir. Bu ipuçları dikkatlice değerlendirilirse, yöneticilerin davranışlarında -temel kişilik özelliklerini korumakla birlikte siyasal ve ekonomik çalkantılara paralel değişiklikler olduğu görülür. Örneğin bu dönemdeki yöneticilerin kişiliklerini İ.D.T. çalışan yöneticilerin kişilikleri, özel bir sektörde çalışan yöneticilerin kişilikleri başlıkları altında ele alabiliriz.
25 yıllık bu dönemde kamu yöneticileri, "risk alma cesaretinden yoksundur". Genel Müdür ve Genel Müdür Yardımcılarının sık sık değiştirilmesi, atama mekanizması kamu yöneticilerini siyasi ve idari organlar karşısında zayıf düşürmüştür(20)''
Öte yandan özel sektör yöneticilerinin kişiliklerini, "müteşebbis ve profesyonel yönetici" başlıkları altında ele almak gerekmektedir. 1950-75 dönemindeki müteşebbislerin kişliklerine ilişkin olarak Dilber aşağıdaki bilgileri verir.
"Son yirmi yıl boyunca girişimciler hükümetin sağladığı bir dizi koruyucu önlemden yararlanma fırsatını buldular. Hızlı enflasyonun hüküm sürdüğü bu dönemde girişimciler yüksek kârları zorluk çekmeden elde edebildiler. Üretimdeki artış talep artışının ardında kaldığından güçlü rekabet ortamı doğamadı. Bu koşulların doğal sonucu olarak da girişimcilerin başarısı, sürekliliği, büyümesi için girişimcilik yeteneği yeterli göründü, profesyonel yöneticilik arka plana itildi.... aile şirketlerinde üst düzeydeki yönetim pozisyonları aile bireylerine, yakın akraba, eş, dosta ayrıldı(21).
"Bu dönemde girişimciler ekonomik kalkınma amaçlarına ters düşen veya çok küçük katkılarda bulunan yatırımlara giriştikleri, yurt dışına para kaçırdıkları, gösteriş hevesiyle lüks tüketim yatırımlarını yeğledikleri görüşleriyle eleştirilmiştir. Yine girişimcilere vergi kaçakçılığı, kâr getirecek her türlü yöntemi kanunsuz bile olsa benimseme, iş aktöresinden yoksunluk, dürüst defter tutmama, topluma karşı sorumluluk duymama gibi suçlamalar yöneltilmiştir. Girişimcilerin bu sorumsuz tutumları toplumda özel kesime karşı genel bir güvensizlik yaratmış, özellikle sol eğilimlerin güçlendiği son yıllarda üniversite,işçi, basın kesimlerinden gelen bu tür eleştiriler yoğunlaşmış, doruğa erişmiştir(22)".
Girişimcilerin kişilik yapılarını değerlemede, onların etnik kökenini de göz önünde bulundurmak gerekir. Dilber'in Payaslıoğlu'ndan aldığı verilere göre girişimcilerin .83'ü Türk, .9'u Musevi ve .7'si Rumdur. Etnik azınlıkların Türk nüfusu içindeki oranına göre oldukça yüksek olan bu rakamlar kişilik değerlendirmelerinde kuşkusuz dikkate alınmalıdır.
1950-75 dönemi için profesyonel yöneticilerin kişilik tutum ve davranışlarına ilişkin veriler ise, hemen hemen yok gibidir. Ancak uslamlama ile çıkarabileceği gibi, girişimciye bağlılık temel davranış ögesi olarak gösterilebilir. Bu dönemde, Mc Clelland'ın Türk yöneticilerinde yaptığı âraştırmanın sonuçları da bilgi verici niteliktedir.
"Mc Clelland, uluslararası karşılaştırmada, Türk yöneticilerinin başarı güdüsü yönünden en alt sırada yer aldığını belirtmiştir. Türk yöneticilerinin kendi aralarında ise, en yüksek başarı güdüsü sahiplerine, satış ve pazarlama dallarında rastlanılmıştır. Meksika, İtalya ve Polonya'yla karşılaştırıldığında yönetim pozisyonlarına giriş kısıtlamalarının en çok görüldüğü ülkenin Türkiye olduğu, Türk özel kesimindeki yöneticilerin % 54'ünün yüksek tabakalardan geldiği görülmüştür. Bu katmandan yöneticilik pozisyonuna akan kişilerin başarı güdüleri düşük olduğuna göre yöneticilik pozisyonlarının orta katman kökenli kişilere açılması yararlı ve zorunludur. Öte yandan Türkiye'de özel kesim yöneticileri kamu kesimindeki yöneticilere oranla daha yüksek başarı güdüsüne sahiptirler(13) ".
Dilber, daha önce Cohn'ın Dr. Öztürk'ten yaptığı alıntılarda ifade edilen görüşlerin bir başka benzerini O.Öztrak'tan aktararak "sünnet olayının" dahi bireysel bağımsızlığı ve girişimciliği engelleyici etkileri olduğunu belirtmektedir. Bu açıdan Öztürk ile Öztrak'ın görüşleri birbirine çok benzerdir. Askerlik ve devlet organlarındaki yürütücülerin sergiledikleri otoriter yaklaşımlar sonucu yetkici tutumlar benimsenmekte ve bu durum, yığınlarda edilgenlik ve bağımlılığın yaygınlaşmasına yol açmaktadır(24). Öte yandan din ve gelenekçilik kaderci kişilik yapısının gelişmesine yol açmaktadır. Ancak Türk toplumunda görülen kaderciliğin salt İslamın alın yazısı öğretisinden kaynaklanmadığının altı çizilmelidir. Türklerin "kaderciliği", "Tanrı böyle istiyor" türünden çok "uğraşmanın ne yararı var" türüne yakındır ve yüzyıllar boyunca günlük yaşamda karşılaştıkları aşılmaz güçlüklere gösterilen doğal bir tepkidir(25).
"İş ve olayların yavaş akışını hızlandırmamak eğiliminin yaygınlığına ve Müslüman ülkelere gelen yabancıların ilk öğrendiklerı sözcükler arasında "inşallah" ve "yavaş yavaş"a rastlandığına işaret eden Bonne, yüzeyde içedönüklüğün, dine ve geleneklere bağlılığın sonucu gibi gösterilmeye çalışılan bu eğilimin gerçekte işten ve sıkı çalışmaktan kaçınmak ve özgünlük ve girişimcilikten yoksunluk gibi nitelikleri maskelediğini ileri sürmektedir(26).
"Türk toplumunda görülen geniş, babaerkil aile yapısının da otorite tutumların gelişmesinde etkili olduğu vurgunlanmıştır. Ancak son yıl içinde gerçekleşen toplumsal değişim sonucu ailelerin ancak beşte birinin geniş, babaerkil aile olduğu üçte ikisinin ise çekirdek aile türüne dönüştüğü görülmüştür(27). Buna karşın aile büyüklerinin, özellikle babanın aile bireylerinin yaşamlarını denetleme ve aileye bağlılık duygusunda önemli bir azalma olmadığı söylenebilir. Olanağı olan aile bireylerinin diğer aile bireylerinin ihtiyaçlarını karşılama sorumluluğu duymaları bu duruma örnek olarak verilebilir(28).
4 - Güvenç Alpender'in Görüşleri
Maine Üniversitesi, İşletme ve Ekonomi Fakültesi öğretim üyelerinden Alpander "Enterpreneurs and Private Enterprises in Turkey" isimli makalesinde girişimcilerimizin sosyolojik ve davranışsal özelliklerine ilişkin bilgiler vermiştir.
"Türk yöneticisi etnik köken olarak Türk'tür. Muhtemelen işletme ve mühendislik alanında yüksek öğrenim yapmıştır. En azından bir yabancı dil bilir. Orta sınıf ailesinden gelir. Çok az bir dini yönelime sahiptir. Akrabalarıyla güiçlü bir bağa sahiptir. Ekonomik fırsatları değerlendirme konusunda çok başarılıdır ve bu nedenle sürekli hareket halindedir."
Alpander 103 özel firma yöneticisinde yaptığı araştırmanın sonucunda, "yöneticilerin 0.25'inin başarıya yönelimli olduğunu bulumuştur. Bu kişiler, güçlü, enerjik, hareketli ve tüccar ailelerden gelmektedirler. Başarı ve prestij yönelimiyle birlikte ele alındığında bu grubun yüzdesi 0.38'e çıkmaktadır. Bu grup, başarısını sadece kendisine atfeder.
"İş yönelimli yöneticilerin oranı % 13,8 dir. Bu kişiler demokratik parti rejimi sırasında iş hayatına atılmışlardır. Bu kişiler sadece kendi başarıları için çalışırlar. Yapıcı değildirler. Ülkenin kaynaklarını israf ettikleri için eleştırilirler. Bu kişiler merkezi yönetime inanırlar. Çok az yetki göçerirler. Bu gruba giren kişi iyi bir dövüşçüdür. Fakat kendisi için dövüşür. İşçilerle ilişkilerinde insancıl görünmek ister ve yonetimde paternalistik yaklaşımı uygular. İşletmesinde üretkenliğiyle değil, otorite ve kararlılığıyla tanınmak ister. Başarılı bir işletmeciyi sıkı çalışan ve dürüst bir kimse olarak tanımlar. Başarısını ailevi geçmişine ve kendisine atfeder".
"Yöneticilerin yüzde 5,8' i kâr yönelimli çıkmıştır. Bu kişiler yüksek öğrenimlidirler. Babaları palitikacıdır. Daha önceleri kamu sektöründe çalışmışlardır. İş hayatına Türk ekonomisinin bir gecede servet yapılabilecek bir gelişme gösterdiği dönemde girmişlerdir. İşletmecinin tek amacının kâr olduğunu düşünürler. Daha fazla kâr getirecek herşeyi kabul ederler. Başarının tek belirleyicisi olarak kârı görürler.
"Yöneticilerin % 11.6'sı toplumsal yönelimli çıkmıştır. Bu kişi örgütleyici ve diğerlerine yöneliktir. Yönetim uygulamalarında pazarlamaya ağırlık verir. Kararların işin gerçekleştiği yerde alınmasından yanadır. Bu nedenle yetkilerinin çoğunu astlarına devreder. Karma ekonomiden yanadır. Toplumun problemlerinin farkındadır ve bu problemlerin çözümünde rol almak ister. Başarılı bir yöneticiyi, topluma yönelik bir kişi olarak tanımlar ve yöneticilerin başarısında toplumun önemli bir katkısı olduğunu belirtir.
"Yöneticilerin % 5.8'i güç yönetimli çıkmıştır. Bu kişinin babası silahlı kuvvetlerde görev yapmıştır. Bu kişi kamu iş tecrübesine sahip imparatorluk kurucusu, samimi olmayan (in facade) bir şekilde gelişme ile ilgilidir. İş hayatında ekonomik gücü olduğu kadar siyasal gücü ele geçirmeye çalışır. Büyük adımlar atar, fakat sürekli aynı yolu izlemez. Bencildir, yönetimden özel ayrıcalıklar koparmak için siyasal gücünü kullanır. Tepe yöneticilerin çoğu, eskiden yüksek, kamu hizmetinde bulunmuş kişilerdir. Bu gruba giren kişi yetkisini devretmekten hoşlanır. Büyük harcayıcıdır, mevcut servet ve gücüne katkı sağlayacağım düşünürse riskli projeleri yüklenmekten kaçınmaz. Başarısının başlıca nedeni olarak anne ve babasının kendi üzerindeki etkilerini gösterir".
" Yöneticilerin % 4.8'i emniyet ve güvenlik yönelimli çıkmıştır. Bu kişinin babası büyük müteşebbis fakat iflas etmiş bir kişidir. Yüksek öğrenimini muhtemelen Avrupa'da yapmıştır. Kenisinin ve ailesinin geleceğini korumaya yönelik davranışlar içindedir. İş hayatında çok ihtiyatlıdır. Herhangi bir şeye girişmeden önce iki kez düşünür. Hükümetten korkar ve çevresine güvenmez. Endüstride kendisine yer bulmaya çalışır. Fakat değişikliklere uyma konusunda yavaştır. Gelişme yönelimli değil, sahip olduklarını koruma yönelimlidir. Bu nedenle yaratıcı fıkirlere itibar etmez, ürün çeşitlendirmesine gitmez, yıllarca aynı ürünü üretir. Ona göre başarılı yönetici, işletmesınden belli bir süre uzaklaştıktan sonra geri döndüğünde, herşiyi yerli yerinde ve işleri yolunda bulan yöneticidir".
"Yöneticileriın % 1.9'u prestij yönelimli çıkmıştır. Bu kişi takdir edilmek, saygı duyulmak ve ismiyle örgütünü özdeşleştirmek ister. Astlarıyla ilişkilerinde biçimseldir. Sadece prestij peşinde koşmakla kalmaz, bu prestiji hakettiğini kendisine kanıtlama çabası içinede girer. Hesap adamıdır ve aşırı ölçüde plancıdır. Göze hitap eden ürünler üretir ona göre işletmecilikte başarı, toplumun takdirini kazanmaktır(29)".
Alpander yöneticilerin % 24.2'sinin de başarı-para ve prestij yönelimli olduğunu bildirmekte ve eğitim özgeçmişlerine ilişkin bilgiler vermektedir.
5 - Oya Çiftçi ve M. Sencer'in Görüşleri
Çiftçi (1983) ve Sencer (1982) ise daha çok kamu yöneticilerinin kişiliklerine ilişkin gözlemlerde bulunmuşlardır.
Çiftçi, TÜSİAD'ın 1983 yılında yayınladığı Kamu Bürokrasisi isimli rapora atıfta bulunarak, kamu yönetiminin gerek alt ve gerek üst düzeylerinin yetersiz ve yeteneksiz kişilerle dolu olduğunu bildirmektedir.
"Ataerkil Osmanlı aile tipi ve bunun toplum bilincindeki görüntüleri nedeni ile kamu yönetimi tarihten gelen eski ve yozlaşmış geleneklerden kurtulamamıştır. Bürokratik yapı ekonomik ve sosyal yapıdaki gelişmelere paralel bir dönüşüm geçirememiştir. Geleneksel ataerkil kalıplara ait özellikler ve görüntüler günümüze kadar bürokrasiye egemen olmaya devam etmiştir ".
"Kamu bürokrasisinde bir şey istenildiğinde yerine getirmeyen, mevzuatçı, işini savsaklayan, emek ve zamanını israf eden, yiyici bir tip hakimdir. TÜSİAD raporuna göre Türk bürokrasisi merkezci, otoriter, verimlilikten uzak kırtasiyecilik ve buna bağlı olarak yiyiciliğin yaygın olduğu yeteneksiz ve yetersiz kişiilerin büyük sayılarda çalıştığı, gereksiz yere yüksek ücret aldığı bir sistemdir(30)''.
Sencer'de kamu çalışanları için benzeri kişilik özelliklerini tanımlamıştır.
"Türkiye'de bürokratik kişilik çoğunlukla katılımsız, ya da işine ve örgütüne yabancılaşmış, katılımsızlığa bağlı olarak tüm ayrıntılanyla düzenlenmiş tekdüze işler yapan, bir statü hiyerarşisi içinde ezik ve silik, karar üretmede edilgen, etkinliği düşük, girişkenlik gerektiren durumlarda bunu üstlerine ya da başkalarına bırakan ve sorumluluk üstlenmediği gibi tersine bundan kaçınan bir kişiliktir(31)".
C - TÜRK YÖNETİCİLERİNİN KİŞİLİKLERİYLE İLGİLİ GÖRÜŞLERİN DEĞERLENDİRİLMESI
1 - Kötümser Bakış Açısı
Yukarıda ele alınan yabancı ve Türk bilim adamlarının görüşlerinden çıkarılacak sonuç, yöneticilerimizin bütünüyle olumsuz kişilik yapısına sahip oldukları biçimindedir. Bu konuda yapılan araştırma ve gözlem sonuçları büyük ölçüde Türk yöneticilerini suçlar niteliktedir. Onlar yönetici olmakla -veya kafamızdaki yönetici tipini sergilememeleri nedeniyle- en büyük suçu işlemişlerdir. Bilmiyoruz, bir başka ülkenin yöneticileri bu denli olumsuz kişilik özellikleriyle tanımlanmışlar mıdır?
Otoriter, haberleşmez, bilgi paylaşmaz, yeteneksiz, yetersiz bencil, vergi kaçıran, yetki devretmeyen, gelenek ve göreneklerine bağlı bu yönetici tipi, ne yabancılara ne de ulusuna kendisini beğendirememiştir.
2 - Yöneticilerinin Bütün Kişilik Özellikleri Olumsuz Mudur?
Kuşkusuz böyle bir yaklaşımdan sözedilemez. Yabancı bilim adamlarının kendi ülkelerindeki yöneticilerle yaptıkları karşılaştırmalar sonucu, Türk yöneticilerinin olumsuz kişilik özelliklerini vurgulamaları, doğaldır. Türk bilim adamlarının ise sadece olumsuz kişilik özelliklerini vurgulamayıp, olumlu kişilik özelliklerine ilişkin değinmelerde bulunmamaları Türk insanının kendini beğenmeme, kötümser tutumuyla açıklanabilir.
Olumlu kişilik özelliklerinin başlıcaları arasında, halkla ilişkilerde dostça bir yaklaşım içinde olmaları, yenilikleri çok çabuk kavrayıp uygulayabilmeleri, yeniliklere açık olmaları, aile bağlarının güçlü olması, saygı ve kıdeme önem vermeleri, gelenek ve törelere sahip çıkmaları, astlarına babacan kişiler olarak davranmaları sayılabilir.
Olumlu olarak nitelediğimiz bu görüşlere bazı kişiler karşı çıkabilir, ancak unutulmamalıdır ki, yöneticiler sergiledikleri tutum ve davranışlarla çevrelerindeki kişilerin gereksinimlerini karşıladıkları ölçüde bu davranışlar pekişmekte ve davranış kalıbı haline gelmektedir. Bu durumda sorun, yöneticilerin kişiliğini eleştirmekten toplumun kültürünü eleştirme noktasına geçmektedir.
Türk kültürünün otoriter insan tipi yetiştirmesinde rol oynayan etkenlerle ilgili gözlemler çoğunlukla bilımsel bir çalışmanın ürünü değildir. Örneğin; sünnet, çocuğun aşırı koruyucu bir biçimde büyütülmesi, eğitim sistemi, askerlik ve devlet uygulamaları gibi faktörlerin "otorite-bağımlı" ikilemi içinde sıkışan insan tipleri yetiştirdiği bilimsel anlayışa ters düşen bir genellemedir. "Önemli olan otoritenin (ve otoriter tavırların) yokluğu meselesi değildir. İnsanlar her zaman otorite ihtiyacı içindedirler. İnsan ve otorite birbirinden ayrılamaz. Bu aynı insanı beyninden soyutlamaya benzer. Önemli olan otoritenin yokluğu değil, kullanılış biçimidir. Otorite insanların karşısına demokratik tavırlarla çıkarsa insanlar gelişebilir. Tersine baskıcı tavırlarla çıkarsa insanlar gerilemeye başlar(32).
(1) H.Sencan Yönetici Geriliminde Kişilik Başa Çıkma Süreçleri İlişkisi, Î Ü. İşletme Fakültesi Doktora Tezi, 1986. Diğer Kişilik Sınıflamaları İçin Bkz. Thomas W. Harrell, Managers Performance and Personality, South-Western Pub. Col, Cincinnati, 1961.
(2) R.Podol, "Bir Yabancı Gözüyle Yirminci Yüzyıl Ortasında Türk Kamu Yöneticisi", Amme İdaresi. Bülteni; s.10, Şubat 1967.
(3) R.Podol, "Modern Sevk ve İdarenin Türkiye'deki Anlamı", Amme İdaresi Bülteni, 1962, s.55.
(4) R Podol "Modern Sevk ve İdarenin Gelişmesi", Amme İdaresi Bülteni, 1962, s.3.
(5) "Türk idarecileri Üzerine Bir Araştırma'', Ekim 1965, Amme İdaresi Bülteni Ekim 1965, s.2.
(6) Norslov P. Roos, "Türk Kamu Yönetiminin Değişen Yönleri", Amme İdaresi Bülteni, Aralık 1967, s.15.
(7) Temples Burling "Pattens of Change" der. S.R. Hopper-R.I.Cevin The Turkish Administrator a Culturel Survey, Public Administration Division USA.B, Ankara 1967, s.11.
(8) L.K. Caldwell, "Turkish Administration and the Politics of Expediency", s.23, ed. J.R.Hopper-R.I. Levin Op. cit., s.23.
(9) Edwin J.Cohn "Sosyal and Cultural Factors Affecting the Emergence and Functioning of Innovators". s.131, ed. Hopper Levin op. cit., s.131.
(10) Daniel Lerner, "Turkey. From the Past", der. Hopper-Levin op.cit., s.151.
(11) A.T.J. Matthews, Yetişen Türk İdarecileri, A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayın No: 1, 1955 Ankara,s.70.
(12) Cemal Mıhçıoğlu, "General Character of the Turkish Civil Service", der. Hopper, Levin op.cit. s.88.
(13) K. Tosun "Yönetim ve Organizasyon: İlkele" Cilt.1 - Ders Notları, İ.Ü. İşletme Fakültesi, 1975 İstanbul, s.15.
(14) K.Tosun "Kültürel Niteliklerimizin Organizasyon Uygulamasına Etkileri", Yönetim ve Organizasyon Dergisi, s.10, 1982, s.18-19.
(15) K.Tosun, "Türkiye'de Yönetim Sorunlarına Giriş", Yönetim Dergisi, s.19, Kasım 1978, s. 3-32.
(16) K Tosun "İşletme ve Kamu Yönetiminde Ahlak ve Zihniyet Sorunu", Yönetim Dergisi, Yıl:l, sayı:4, s.5-24.
(17) K.Tosun, İşletme Yönetimi, İ.İ.E. Yayını İstanbul 1987 s.435
(18) Mustafa Dilber, Türk Özel Kesim Endüstrisinde Yönetsel Davranış, Boğaziçi Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi, İstanbul, 1981, s.10.
(19) İbid., s.11.
(20) K.Erdem, "Devlet İşletmeciliği ve Türkiye'de Kamu İktisadi Teşekkülleri", İ.E. Dergisi, c.7, s.2, 1978, s.432.
(21) Dilber op. cit., s.11.
(22) İbid s.12.
(23) Dilber, op. cit., s.43. Bu konuda ayrıca bkz. M. Dilber Yönetsel ve Örgütsel Etkililiğe Davranışsal Yaklaşım, Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul, 1976, s.142-166.
(24) İbid., s.59.
(25) İbid.
(26) İbid.
(27) İbid., s.62.
(28) İbid.
(29) Güvenç G. Alpander, "Entrepreneurs and Private Entrpirises in Turkey", Der., J.R.Hopper - R.I. Levin op. cit s. 235-245.
(30) O.Çiftçi, "Kamu Bürokrasisi Üzerine", Amme İdaresi Dergisi, c.16, s.4. 1983, s.16-35
(31) M. Sencer, "Kamu Görevlilerinde İş Doyumu ve Moral" Amme İdaresi Dergisi, c. 15 ,s.1,1982, s. 3-47.
(32) E.Gençtan, "Toplumumuzun Bireylerinde Gözlenen Kimlik Bunalamında Geleneksel Otorite Örüntüsünün Etkileri", Yönetim Psikolojisi I. Ulusal Sempozyumu, Ankara, 1979, s.211-228