Stratejiyi Uygulayacak Kurmaylari Görevlendirmek

 
 

 

Bir isletmeyi üç sözcükle tanimlamak olanaklidir: Insan, ürün ve kâr. Önce insan gelir. Iyi bir ekibiniz yoksa, ötekilerle pek bir yere varamazsiniz.

Chrysler'e girerken, yüzlerce Ford yöneticisinin meslek durumlarini isledigim özel defterlerimi de yanimda getirdim. Kovulduktan sonra, büromdan alacagim seylerin ayrintili bir listesini çikarmistim. Bu kara kapli defterler hiç kuskusuz benimdi, ama sirkete ait oldugu iddia edilebilirdi. Isi sansa birakmak istemiyordum. Henry'yle konusmadigimiz için, listeyi Bill Ford'a gösterdim ve defterleri eve götürmek için ondan izin aldim.

Chrysler'e çok acele olarak birinci sinif mali uzmanlar gerektigini anlar anlamaz, bu defterleri karistirmaya basladim. Birkaç ay önce. daha Ford'da çalisirken, finansman müdürümüz J. Edward

Lundy'den sirketteki en güçlü maliyecilere iliskin bir rapor hazirlamasini istemistim. Yildirim Çocuklar ekibinden olan Lundy, Ford sirketinin kusursuz mali sistemini kuranlardan biriydi.

Bu istegimin olagandisi bir yani yoktu. Ama simdi düsünüyorum da, bu raporun bir gün çok isime yarayacagini bilinç altim bana fisildamis olabilir. Gerçekten de olaylar öyle gelisti ki, Lundy'nin raporu benim için bir Tanri armagani oldu.

Lundy mali uzmanlari mesleki yetenek durumlarina göre, A, B ve C harfleriyle siniflandirmisti. A listesinde yirmi ad yer aliyordu, Bu kisilerin hiçbiri uygun gelmemisti bana. Lundy'ye büyük saygim vardi, ama onun öncelik tanidigi niteliklerle benimkiler farkliydi. A listesi birinci sinif "fasulye sayicilar"dan olusuyordu. Oysa ben daha fazlasini istiyordum.

B listesini incelerken, Gerald (Jerry) Greenwald dikkatimi çekti. Daha kirk dört yasinda olmasina karsin, pek çok sey basarmisti. Jerry'yi tanir ve severdim. Maliye alaniyla sinirli kalmak istemedigini biliyordum. Ford, tarim ve insaat aletleri üreten bir Fransiz sirketini satin alinca, beceri alanini genisletmesi için, Jerry'yi sirketin basina atamistim. Isler yolunda gitmedi ve sonunda sirketi satmak zorunda kaldik. Ama bunda Jerry'nin suçu yoktu. Her seyden önce, o sirketi satiri almak hataydi.

Daha sonra Jerry'yi Ford'un Venezuela subesinin basina geçirdik. Tuttugunu koparan bir yöneticiydi. Onun, yönetiminde, Venezuela kamyon ve otomobil piyasasindaki payimiz, yabanci ülkelerdeki hiçbir subemizin çikamadigi bir düzeyde ulasti. 0 yillarda Venezuela'da benzinin galonu on dört sentti. "Bu kosullarda basarinla övünme," diyerek ,Jerry'ye takilirdim bazen, Fransa'da bir sanssizliga ugramis, Venezuela'da ise hedefi tam ortasindan vurmustu. Ama gerçek su ki, saggörülü bir yönetici oldugunu, her iki görevde de kanitlamisti.

Jerry Greenwald, St. Louis'de tavukçulukla geçinen bir Yahudinin ogluydu. Princeton'da ekonomi ögrenimi gördükten sonra,

isçi-isveren iliskileri alaninda çalismak niyetiyle Ford'a girmisti. Ama onu yeni kurulan Edsel bölümüne vermislerdi. Fiyaskodan sonra, Jerry söyle düsünüyordu: "Okulu yeni bitirmis biri için ne sans!"

Jerry'nin sorunlari saptama, tanimlama ve çözmeye yetenegi çok güçlüydü. Fazla konusmaz, hemen eyleme geçerdi. Beceri ve yetenekleri finans konusuyla sinirli degildi. Onu Chrysler'e almak istiyordum, çünkü iyi bir isadamiydi, nokta!

1978'in Aralik ayinda, Jerry'yi Caracas'taki evinden aradim, bulamayinca not biraktim. Eve döndüklerinde, karisi Glenda niye telefon ettigimi hemen anlamis ve "sakin arama," demis Jerry'ye. Greenwald'lar Caracas'ta çok iyi bir yasam sürmekteydiler. Jerry küçük havuzdaki büyük balik gibiydi. Batmak üzere olan bir sirket ugruna, o rahati birakip Detroit'e tasinma fikri kimseye çekici gelmezdi.

Jerry yine de beni aradi. Miami'de bulusmayi kararlastirdik. Onu sakal birakmis görünce sasirdim. Uzun uzun konustuk. Chrysler'e girmeye pek hevesli degildi ve bulustugumuzun duyulmamasi için akla gelmedik önlemler almisti.

Ikinci bulusma, bir bayi toplantisina katilmak için gittigim Las Vegas'ta gerçeklesti. Kaldigimiz otelde Ford Sirketinin de bir toplantisi oldugunu ögrenen Jerry, taniyan biri çikar korkusuyla odasindan disari adim atmamisti, Gece saatlerce konustuktan sonra, yatmaya çekildik. Jerry ertesi sabah ilk uçakla dönecekti. Onu hala kandiramamistim. Sabahin bes buçugunda telefon çaldi. Arayan Jerry'ydi, kararini vermeden önce bana birkaç soru daha sormak istiyordu. Az sonra odama gelip, "Ford'da fasulye saymaktan kurtulmak için çok ugrastim. Sen beni yine bu ise itiyorsun," dedi. Chrysler'e bir mali kontrol sistemi yerlestirdikten sonra, isterse baska bir göreve geçebilecegini açiklamaya çalistim. Hala kararsizdi. Odaina dönerken arkasindan seslendim. "Dur bir dakika. Yakinda genel müdür bile olabilirsin," Beni kandirmaya

Çalisiyorsun" gibisinden kuskulu bir bakisla bakti bana. Oysa çok ciddiydim. Nitekim Jerry iki yil sonra Chrysler'in genel müdürü olacakti.

Jerry, kararini verdikten sonra, Chrysler'e girecegini bildirmek üzere Dearborn, Ford Dünya Merkezi'ne gitmis. Jerry'nin ne kadar degerli bir yönetici oldugunu bilen Henry ve Bill Ford, onu vazgeçirmek için çok ugrasmislar. Jerry, hasta ama büyük bir sirketi kurtarmak gibi heyecan verici bir isi geri çeviremeyecegini Henry'nin onu herkesten daha iyi anlamasi gerektigini, 1946'da basa geçtiginde Ford Sirketi'nin de ayni durumda oldugunu söyleyerek Henry'yi susturmus.

Jerry'nin yüklendigi ilk sorumluluklardan biri, ödeme hesaplarini bir merkezde toplamakti. Hesaplarin otuz degisik yerden ödendigini görünce kimbilir nasil dehsete düsmüstür. Ilk günlerde mali kontrol bölümü yöneticileriyle uzun uzadiya konusmus, yönetim üst kademesinin yaptiklari isleri mali açidan degerlendirmeyi bilmediklerini ve yönetimce alinan kararlarin sonuçlarini tahmin edemediklerini anlamisti. Belli bir konuda sorularini yanitlayacak bir sorumlu aradiginda, "Maliyet kontrolünden hepimiz sorumluyuz," karsiligini aliyordu. " Son analizden hiçbirimiz sorumlu degiliz," demenin bir yoluydu bu.

Jerry'nin ortaya çikardigi aksakliklardan biri de, yilda 350 milyon dolari bulan garanti maliyetiydi. Jerry, maliyetin böylesine yüksek olusunun en önemli on nedeni ve maliyetin düsürülmesi için alinacak önlemler konularinda ayrintili birer rapor istemisti. Ne var ki, Chrysler'de mali bir soruna egilmek amaciyla bilgi toplamak istiyorsaniz, önce size bilgi verecek bir sistem kurmaniz gerekiyordu.

Jerry mali konularla yetinmek istemedigini bana hiç unutturmadi. Birkaç ay içinde sirkette ne kadar etkili oldugunu görünce, ona su öneride bulundum. "Senin kadar iyi bir maliyeci bul, sana baska bir görev vereyim" Jerry hemen, Venezuela'da birlikte çalistigi Steve Miller'i getirerek sirkete çok degerli bir yönetici daha kazandirdi. 1980-81 yillarinda, yüzlerce bankayla yapilan bitmez tükenmez görüsmeler sirasinda, Miller büyük basari gösterdi. O karanlik günlerde Jerry de, Steve de sogukkanliliklarini hiç yitirmediler. Onlar olmasaydi, Chrysler batardi.

Daha önce de sözünü ettigim gibi, Hal Sperlich 1977'de Henry Ford tarafindan isten çikarilmis ve Chrysler'e girmisti. Sperlich'i Chryslewde bulmak, çölde koca bir bardak soguk bira bulmaktan farksizdi benim için. Sagol Henry.

Ekibe yeni birini daha ekledigimde, kendimi biraz suçlu hissediyordum. Bu kisilere isi kabul ettirmek için yalan söylemistim. Dürüst olsaydim, "Buradan uzak durun. Durumun ne kadar kötü oldugunu bilemezsiniz" demem gerekirdi. Ama bunu yapamazdim. Onlara, gerçeklesmesini bütün yüregimle diledigim seyleri söylemek zorundaydim: Iyi bir ekiple, sirketin kurtulabilecegini.

Sperlich ,sirketin durumunu zaten çok iyi biliyordu. Beni Chrysler'e getirmek için o da yalan söylemisti. Ona sik sik, "Seni yalanci. Basimi belaya soktugumu bildigin halde, niye beni uyarmadin?" deyip duruyordum. Yine de Sperlich'i bagisliyorum. Iki yildir Chrysler'de çalistigi için, sirketin girdisini çiktisini ögrenmisti. Her konuda, en dogru bilgileri ondan aliyordum. Önceki yönetimin gözden kaçirdigi pek çok yetenekli elemani da o bulup çikardi.

Neyse ki kanser, alt kademelere kadar yayilmamisti. Hemen hemen bütün yöneticileri isten çikarmak zorunda kaldigim halde, alt kademelerde birçok genç ve dinamik eleman vardi. Yeteneksizler temizlenince, yeteneklileri bulmak kolaylasti. Önceki yönetimin bu kisileri nasil fark etmedigine hala sasarim. Gözlerinden ates çikiyordu bu gençlerin. Daha bir bakista, "Bu çocukta is var," diyordunuz.

Hal Sperlich'i üretim planlamasiyla görevli genel müdür yardimciligina yükselttim. Kisa bir süre sonra da Kuzey Amerika islerinin basina geçirdim. 1960'li ve 1970'li yillarda Ford'da yapilan her olumlu isde, Sperlich'in payi vardi. Simdi Chrysler'de de öyledir.

Hal hayalcidir, ama ayagi yere saglam basan hayalcilerden. Sirket kasasinin nasil doldurulacagini bilir, ayrintilarla vakit yitirmez. Bir konuda karar vermek için, bütün gerçekleri ögrenecegim inadiyla aylarca arastirma yapanlardan degildir. Eylem adamidir. Gelecegi görebilmek, üç dört yil sonra piyasada ne tip arabalarin tutulacagini kestirmek gibi gizemli bir yetenege de sahiptir. Mustang'i yaptigimiz günlerden beri, sezgi gücümüzü birbirimizin üstünde deneriz. Bazilari, bizde gaipten haber alma gücü oldugunu söylerler. Ikimiz birlikte, dünyanin en iyi (bir) otomobil uzmanina bedeliz en azindan!

Anlasmazliklarimiz olmustur, is iliskilerinde dogaldir bu. Hal bana takilmaya bayilir. Gençligin begenisini bilemeyecek kadar yaslandigimi söyler. Hakli olabilir. Belki de bunun için, Hal'un her sözünü dikkatle dinliyorum. Ama hep o hakli olacak degil ya. Benden topu topu bes yas küçük. Üstelik son zamanlarda bayagi çöktü. Yirmi dört yildir benim kahrimi çektigine göre, baska türlüsü olamazdi zaten!

Greenwald ve Sperlich canlarini dislerine takmis çalisiyorlardi, ama yönetim ekibi iki kisiyle yürümezdi. Bana acele yardim gerekiyordu. Nereye basvuracagimi da biliyordum. Yeteneklerini kanitlamis, deneyimli bir yönetici grubu vardi: Ford'un emekli yöneticileri. Isleri düzeltmek için onlarin beyninden ve deneyimlerinden yararlanacaktim.

Gar Laux, Ford'da pazarlama ve bayi iliskileri bölümlerinde çalismis, Mustang piyasaya çiktiginda, Ford bölümü satis müdürlügüne atanmisti. Daha sonra onu Lincoln-Mercury bölümü yöneticiligine getirmistim. Knudsen'in genel müdürlük döneminde sirketten ayrilan Laux, birkaç yil Dallas Ticaret Odasi baskanligini yürüttükten sonra Arnold Palmer'in Kuzey Carolina'daki Cadillac bayiligine ortak olmustu. Laux'un deneyimli olusu kadar, kisiligi de çekiyordu beni. Herkesin oturup birkaç kadeh içmek ve içini açmak istedigi kisilerdendi. Bayilerimizle daha iyi iliskiler kurmamizi saglayacagindan emindim. Buna çok ihtiyacimiz vardi.

Bayilerle Sirket birbirine düsman gibiydi. Igneli sözler, kavgalar, hakaret mektuplari girla gidiyordu: Ford bayileriyle aram çok iyiydi, ama güvenlerini ancak yirmi yilda kazanabilmistim. Yeni bir bayi ekibini yakindan tanimak kolay degildi. Üstelik önümde bir yirmi yil da yoktu. Bütün köprüleri kendim kuramazdim. Gar Laux bu is için biçilmis kaftandi.

Böylece Laux'u ise aldim. Artik iki taraf da seslerini alçaltmayi ve birbirlerine kulak vermeyi ögrenmeliydi. çikarlar ortakti. Öyle bir ortam yaratmaliydilk ki, bayiler üst kademe yöneticilerden biriyle oturup konussun, sikayetlerini ve sorunlarini birer birer anlatabilsin. Pek çok sikayetleri ve sorunlari oldugunu biliyordum. Yönetime kizmakta, güvenmemekte yerden göge hakliydilar. Yillardir onlara berbat arabalar verilmis ve bunlari satmalari istenmisti. Hepsinin hevesi kaçmisti. Bu kosullarda onlardan nezaket ve iyi hizmet bekleyemezdik.

Chrysler galerilerini gezenler, bayilerin ilgisizliginden yakinmaktaydilar. Yiginla sikayet mektubu geliyordu. Bu mektuplari okuyunca çilgina dönüyordum. Bayiler yüzünden müsteri kaçirir olmustuk.

Gar Laux'u bayi seminerleri düzenlemek ve onlara birkaç temel kural animsatmakla görevlendirdim: "Aliciyi güler yüzle karsilayin. Onlara ilgi gösterin, gereken her türlü bilgiyi verin. Bazi alici zor begenir. Önden çekisli motorun ne oldugunu bilmeyenler de olabilir. Üstelik simdi ülkemizde üretilen arabalarin yarisini kadinlar aliyor. Kadinlar teknikten pek anlamazlar. Onlara nezaketle yardimci olun. Saticilik bilgi, vakit ve sabir isidir. Bunu beceremeyen baska is yapsin." Laux, yeni yönetimin hedefleri konusunda da bayilere bilgi verdi. Isletmenin her bölümüne disiplin getirmeye kararliydik. Kalite sorununu kabul ediyorduk, bu sorun en kisa sürede ortadan kalkacakti. Belli bir bütçeyi asmamak, mali vaktinde teslim etmek gibi yükümlülüklerimizi yerine getirecektik. Sirket düzeni bastan asagi degismekteydi. Bundan sonra bize güvenebilirlerdi.

Laux, Kuzey Carolina'daki bayiligi birakmamis, sadece birkaç ayligina danisman olarak ise girmisti. Ama onu, satis ve pazarlama müdürü olarak birkaç yil daha bizimle kalmaya razi ettik.

Chrysler kalite konusunda, gerçekten çok ciddi bir sorunla karsi karsiyaydi. Böyle bir sorunu, sihirli degneginizi bir sallayista ortadan kaldiramazsiniz. Ürünlerinizin kalitesini hemen düzeltseniz bile, halkin bunu anlamasi vakit alir. Tövbekar olan fahiseler gibi tipki. Dogru yola girdiklerine, ilk birkaç yil kimseyi inandiramazlar.

Arabayi sattiran biçimi ve degeridir, ama satislarin sürekli olmasini ancak kalite saglar: Halkin kalite kavramini, reklamlarla, basin toplantilariyla, diger tanitma yollariyla degistiremezsiniz. Tek çözüm yolu, iyi mallar üretmek ve onlari piyasada rekabet edebilecek fiyatlarla hizmete sunmaktir. Bunu basarirsaniz, halk sizin de kapinizi çalmaya baslar.

Kalite sorununu çözmek için, Hans Matthias'i danisman olarak aldim. Matthias bir vakitler Ford bölümünün basmühendisiydi, daha sonra bütün sirketin üretim islerinden sorumlu olmus, 1972'de de emekliye ayrilmisti. Uzmanlik alani kalite kontrolüydü. Ford ürünlerinin kalitesinin düzelmesinde, herkesten çok onun emegi vardi. Ayni seyi iki yil içinde Chrysler'de de gerçeklestirdi.

Üretim sistemini düzene koymak için, Sperlich ve Matthias el ele verdiler. Sperlich, birkaç yil sonra piyasaya çikacak modeller üstünde çalismaktaydi. Ona, "Sirketin bugünkü durumuna bakip sakin bu isi savsaklama. Ayakta kalmamiz, degisme sürecinde de üretimi sürdürmemize bagli," diyordum. Simdi Chrysler marka arabalarin kalitesi, öbür Amerikan arabalariyla ayni düzeyde, hatta daha yüksektir. Japonlarla da arayi hizla kapiyoruz.

Halk bizim ürünlerimize burun kivirmakta hakliydi. Bazi arabalarimiz öyle kötüydü ki, bunlari bile bile kötü yaptigimiz saniliyordu. Oysa malin kusursuz yapilmis olmasi, sirketin çikarinadir. Üretim sürecinde belirlenen bir aksakligin giderilmesi, bize saat basina 20 dolara mal olur. Ama aksaklik gözden kaçar, onu düzeltmek bayi ye kalirsa, garanti kosullarina göre saat basina 30 dolar onarim masrafi öderiz. Fazla para ödemeyi kim ister?

Dizayn konusu çok hassas bir dengeyi gerektirir. Alici bizden neler istiyor ve birini gerçeklestirmek ugruna öbürünü feda etmeden, bütün isteklerini nasil yerine getirebiliriz? Araba çok karmasik bir makinedir, yillar geçtikçe daha da karmasik oluyor. Örnegin klima sistemi. Sicaktan bunalmamak için fazladan 700 dolar ödeyen alici, elbette parasinin karsiligini almak ister. Klima sistemini çizen mühendis sunu hiç unutmamalidir: Arabayi otuz dakikada sogutan bir sistem bes para etmez. Çünkü yolculuk bu süre içinde genellikle sona ermis olur. Demek ki ,yüksek devirli vantilatörler koyacaksiniz. Ama bunlar da çok ses yapar. Alici hem serinlemek, hem de 300 dolarlik stereo kasetçalarini dinlemek istiyorsa ne olacak? Mühendis,"Bana ne? Benim isim arabayi sogutmak," diyemez. Klimayi çizerken arabanin bütün sistemini dikkate almak zorundadir.

Mühendisin göz önünde tutmasi gereken daha pek çok sey var. Öncelikle, parçalar hafif olmalidir. Her fazla agirlik, arabanin saatteki hizini azaltir. ikincisi, belli nedenlerden ötürü maliyeti düsük olmalidir. Üçüncüsü de yapimi kolay olmalidir. Iki parçayi birbirine monte etmek, üç parçaya göre, daha kolay ve emniyetlidir. Kalitenin anahtari, dizaynin kolay uygulanabilir olmasidir. «Benim dizavnim olaganüstü," sözlerini çok duydum. "Evet," diye düsünürüm. "Öyle olaganüstü ki, arabayi yapamiyoruz."

Kalite sorunu sadece mühendisle çözümlenmez. Isçilere de kalite bilincinin yerlestirilmesi gerekir. "Kaliteyi yükseltme" kampanyamiz sirasinda, isçilerimizi üretim islemleriyle daha yakindan ilgilenmeye tesvik ettik. Onlarla oturup konusuyorduk. "Elimizde yeni bir is var. Mühendislik ve üretim bölümleri bunu yapabileceginizi söylüyor. Ama yapacak olan sizlersiniz, siz ne diyorsunuz? Isçiler birkaç gün çalistiktan sonra, bize gelip fikirlerini açikliyorlardi. Sözgelimi: "Bu is olmaz, söyle yapalim daha iyi." Yeni yönetimin kalite konusuna büyük öncelik tanidigi, bu konuda herkesin düsüncesine kulak verdigi, kisa sürede bütün fabrikalara yayildi ve isçilerin yeni fikirlere açik oldugumuza inanmalari, kalitenin düzelmesinde çok önemli bir rol oynadi.

Sendikayla da bir anlasmaya vardik. «Her seyi tartismaya haziriz. Ama kalite konusunda tartismak yok. Bu konu baska pazarliklarla karistirilmamali ve her zaman gergin olan isçi-isveren iliskilerinden zarar görmemeli."

Matthias bir buçuk yil içinde üretim sistemini disipline soktu. Üstelik bu isi danisman olarak basardi. Danismanlar hiçbir ise yaramaz, derler bir de! Matthias beni anliyordu. Ise basladiktan yirmi dakika sonra, "Aman Tanrim, bu çöplügü nasil temizleyecegiz,» demisti. Ama temizledi. Her sabah fabrikalara gider, montaj hattindan rasgele on araba indirir, sonra da yeni bir Toyota getirip isçilere gösterirdi. Zamanla isçiler ve ustabaslari, "Yahu, bizim arabalar sahiden kötüymüs,» demeye basladilar.

Kalite konusunda, George Butts'dan da çok yaralandik. Butts yillardir Chrysler'de çalismaktaydi. Kalitemizi düzeltmek için en büyük çabayi gösterenlerden biridir. Kalite konusunun öncelik listesinin basinda oldugu, sirketin alt kademelerinde de duyulmustu. Butts'un basarilarini görünce, yeni bir kalite kontrol bölümü kurdum ve onu bu bölümün basina geçirdim.

1979'da borç garantisi tartismalarinin doruk noktasinda, giderleri kismak için her çareye basvurdugumuz günlerde, Matthias ve Butts daha etkili kalite kontrolü saglamak amaciyla fabrikalara 250 uzman alinmasini istediler. Buna gücümüz yetmezdi. Ama isteklerini onayladim. Chrysler'in bir gelecegi olacaksa, yüksek kaliteli ürünlere ihtiyacimiz vardi.

Steve Sharf'in da kalitenin düzelmesinde büyük payi vardir. Eski yönetimin gözden kaçirdigi dinamik gençlerden olan Sharf, yeni sorumluluklar üstlenince çok olumlu bir gelisme gösterdi ve üretim bölümü müdürlügüne yükseldi.

GM ve Volkswagen'da çalistiktan sonra Chrysler'e giren Dick Dauch ise, bu sirketlerde tanidigi en yetenekli on bes arkadasini Chrysler'e soktu. Ford'un pazarlama, finansman ve satin

alma bölümlerinde tanidigim bütün yöneticileri yanima almistim. Ama is kaliteli araba üretimi konusuna gelince, GM ve Volkswagen'in en iyi adamlarini yegledim. Kalitemizin bu kadar çabuk düzelmesini; eskiler, yeniler, mühendisler, yöneticiler ve emeklilerden olusan bu benzersiz ekibe borçluyuz.

Matthias, Butts, Sharf ve Dauch; Don DeLaRossa ve Jack Withrow yönetimindeki parlak dizayn ve mühendislik ekiplerinin de yardimiyla, sirketin üretim sistemine bütünlük kazandirdilar. Kalite konusuna gösterdigimiz büyük özenin sonucu olarak, «5 yil ya da 50.000 mil"le, aliciya en iyi garanti kosullari sunan tek otomobil sirketi dünyada biziz.

Bu garanti kosullarini satisi artirmak amaciyla koymadik. Yapamazdik zaten. Motorlarin ve transmisyonlarin en az bes yil dayanacagindan emin oldugumuz için koyduk. Dört bes yil sonra bu arabalar eskimeye baslayacakti. Motor ve transmisyonlar arizalanirsa, bunlari onarmak bize öyle pahaliya mal olurdu ki, garanti yükümlülügümüz sirketi batirirdi.

Kalite ve verimlilik birbirini tamamlayan unsurlardir. Kalite yükselince verimlilik artar, garanti, bakim ve onarim maliyetleri düser. Fabrikanizdan kusursuz arabalar çikarirsaniz, mühendislik ve isleme maliyeti de azalir.

Gar Laux ve Hans Matthias'in yanisira, emekli Ford yöneticilerinden birini daha aramiza katmistim. Paul Bergmoser, Ford'da otuz yil, satinalmayla görevli genel müdür yardimciligi yapmisti. Herkesin olanaksiz dedigi isleri gerçeklestirebilecek kadar güçlü ve yenilikçi bir yöneticiydi.

Onu arayip, Chrysler'in bizim alisik oldugumuz yapi ve sistemden yoksun oldugunu, böyle bir sirketi tek basima yönetemeyecegimi söyledim. Danisman olarak ise girmeyi kabul etti. Daha sonra da bir yil kadar genel müdürlük yapti.

Bergmoser gördükleri karsisinda saskina dönmüstü. Ikide bir odama gelir,"Kaz dedin, kaziyorum. Ama kayalarin altindan çikanlari görünce küçük dilini yutacaksin,"derdi. Gerçekten de öyle inanilmaz seyler çikardi ki, kahkahalarla gülerdik bazen. Bir yil çalistiktan sonra bana söyle yakindi: "Muhasebe raporuna göre, bu yili bir milyar zararla kapamisiz. Ama bu zararin nedenlerini gösteren bir analiz raporu yok ortada." "Chrysler'e hosgeldin," demekten baska, söylenecek ne vardi?

Ford'dan gelen öbür yöneticiler gibi Bergmoser de, çok sistemli bir çalisma biçimine aliskindi. Chrysler'in gevsek standartlarinda bile etkisizligiyle taninan satinalma bölümünde, düzenli isleyen tek bir sistem bulamamisti. Oysa Chrysler, gerekli parçalari kendileri üreten GM ve Ford'a oranla, mal saglayan sirketlere çok daha bagimliydi. Üç Büyükler'in en küçügü olarak, pazarligi en uygun fiyatlarla baglayacak durumda da degildi. Üstelik mat aldigi sirketlerle iyi iliskiler kurmayi basaramamisti. Siparislerimizin vaktinde ve eksiksiz teslim edileceginden emin olamiyorduk. Bergmoser'e çok is düsüyordu.

Daha önce de belirttigim gibi, Laux, Matthias ve Bergmoser, bana destek olmak için emekliligin rahatini feda etmislerdi. Üçünde de uzun yillarin deneyimi ve bu deneyimi ise kosma istegi vardi. Onlar olmasaydi, yiter giderdim.

Bunu niye yaptilar? Tatli dilime kandiklari için mi? Elbette hayir. Onlar benim dostlarimdi. Güçlüklere kafa tutan, yürekli kisilerdi. Hasta bir sirketi ayaga kaldirmanin zevkli bir is olacagini düsündüler. Zevkli olmaktan çikinca da yilmadilar. Her insanda bulunmasi gereken o temel nitelige, dayanma gücüne sahiptiler.

Bu nitelikler ekibimizin diger üyelerinde de vardi. Böylesine çetin bir isi, ancak çok güçlü insanlar basarabilirdi. Kendilerini sonu belirsiz bir serüvene atmislardi. Ama yol boyunca hiçbirinin dizi titremedi. Hiçbiri pismanlik duymadi. Hiçbiri, "Gelecek vaadeden isimi birakip, kendimi niye bu bataga soktum?" demedi. Hepsi kisilik sahibi, çaliskan ve azimli adamlardi. Hepsine sükran borçluyum ve onlari hiç unutmayacagim.

Yine de, emekliliklerini birakip yanima gelenlere özel bir sükran borcum var. Açik konusalim, zorunlu emeklilik, çok yanlis bir uygulama. Altmis bes yasini dolduran bir adami, saglik durumuna bakmadan hemen emekli etmeyi, gülünç buluyorum. Yaslilara güvenmemiz, onlarin deneyiminden ve bilgisinden yararlanmamiz gerekir. Joponya'da isleri hâlâ yaslilar yürütüyor. Son Japonya seyahatimde, konustugum en genç yönetici yetmis bes yasindaydi. Bu uygulamanin son yillarda Japonya'ya zarar verdigini de hiç sanmiyorum.

Altmis bes yasinda hâlâ ise gidebiliyor, isinizi iyi yapabiliyorsaniz, niye emekli olasiniz? O yastaki bir insan zaman içinde her seyi görmüs, her seyi yasamis, deneyim kazanmistir. Sagligi verindeyse ve çalismak istiyorsa, birakin çalissin. Ülkemizde saglik standartlarinin çok yükseldigini de unutmayalim.

Ikide bir, "Elli bes yasinda mutlaka emekli olacagim," diyen pek çok yönetici tanidim. Böyle söyledikleri için, elli bes yasina geldiklerinde, kendilerini isten ayrilmaya zorunlu hissettiler. Oysa emekli olmaya eskisi kadar hevesli degillerdi. Bence bu çok acikli bir durum.

Heyecana, risklere, büyük basarilara, büyük basarisizliklara, kisacasi hareketli bir yasama alismis olan kisiler, günlerini golf oynayarak geçirmeye baslayinca yikiliyorlar. Emekliye ayrildiktan birkaç ay sonra ölenler bile oluyor. Çalismak insani öldürebilir, ama, çalismamak da öldürebilir.

Chrysler' i kendi uzmanlik alanim olan pazarlamada da yetersiz bulmustum. Ekibimi tamamlamak için pazarlama uzmanlarina gereksinmem vardi. Bu sorunu biraz alisilmadik bir biçimde çözdüm. 1Mart 1979'da New York'da düzenledigim bir basin toplantisiyla, sirketin reklam ajanslari olan Young&Rubicam ve BBDO'yu biraktigimizi, bundan sonra Kenyon&Eckhard'la çalisacagimizi açikladim.

Yillardir reklam islerimizi yürüten ajanslari birakmak, Madison Avenue ölçülerinde bile insafsizlik sayilirdi. 150 milyon dolarlik bir reklam bütçesine iliskin bu degisiklik, reklamcilik tarihinin en büyük müsteri degisikligiydi. Böylelikle, gerektiginde cesur atilimlar yapmaktan korkmadigimizi ticaret dünyasina kanitlamis olduk.

Kenyon&Eckhardt bizimle çalismak için, 75 milyon. bütçeli Lincoln-Mercury bölümünü hemen birakti. Bu beklenmedik haber, Henry'nin hiç hosuna gitmemistir sanirim. Kenyon&Eckhard'la anlastigimiz, etkili güvenlik önlemleri sayesinde disari sizmamis, Ford Sirketi'ne basin toplantisindan iki saat önce haber verilmisti. Young&Rubicam olayin hemen ardindan Lincoln-Mercury bölümünün reklam islerini devraldi. Birkaç yil sonra, Chrysler pazarlama islerini tek bir ajansla yürütemeyecek kadar büyüdügünde, Dodge bölümünü yine BBDO'ya verdik. Kisacasi, sonunda her sey tatliya baglandi.

Young&Rubicam da, BBDO da islerinin ehli ajanslardi. Gelgelelim hiç tanimadigim reklamcilara kendi anlayisimi ve çalisma yöntemlerimi ögretmek, en azindan bir yilimi alirdi. Onca sorunun arasinda bir de bununla ugrasamazdim. Isimi kolaylastirmak zorundaydim. Kenyon& Eckhardt'in reklamcilari, ben leb demeden leblebiyi anlayacak kadar iyi tanirlardi beni. Lincoln-Mercury bölümünde yillarca birlikte çalismistik.

Bana sorarsaniz otomobil pazarlamasinda en basarili ajans, Kenyon&Eckhart'tir. Yakin zamana kadar ajansin yönetim kurulu baskani olan John Morrisey'in yaraticilik yani çok güçlüydü. "Ford'un daha iyi bir fikri var," sloganini o bulmustu. (O vakitler Ford'un bazi yöneticileri buna itiraz etmisler, slogani, "Ford en iyisini düsünür," biçiminde degistirmek istemislerdi.) Lincoln-Mercury bölümünün canlanmasinda önemli bir rol oynayan puma ablemi, yine bu ajansin bulusuydu. 1970'lerde Lincoln-Mercury'nin pazar payinin iki misli artmasi, Kenyon& Eckhardt'in büyük katkisiyla gerçeklesmisti. Uzun süredir sarsinti geçiren Lincoln-Mercury'yi pazarlamak zor bir isti. Kenyon&Eckhardt'in en çetin kosullarda bile verimli çalisabildigini o yillarda ögrenmistim.

Bize katilmak için otuz dört yillik müsterisini terk eden Kenyon&Eckhardt'la bes yillik bir sözlesme yaptik. Kisa süreli sözlesmelerle çalisan reklamcilik dünyasi, böyle bir uygulamayla ilk kez karsilasiyordu. Dahasi, ajansa sirket islerinde söz sahibi olma firsati da tanidik. Bu da bir yenilikti.

Yeni bir araba çikardiginizda. halkin bu arabayi algilamasi savasin yarisidir. Ajansin planlama, üretim ve pazarlama süreçlerine yakindan katilmasi iki tarafa da yarar saglar. Kenyon&Eckhardt'in reklamcilarina, planlama, üretim ve pazarlama komiteleri gibi en önemli komitelerimizde görev verdik. Böylece Chrysler'in ayrilmaz bir parçasi oldular.

Ajansla sirket arasinda bu kadar yakin bir isbirligi, otomobil sektöründe daha önce hiç denenmemisti. Ama yeni bir araba yapmak için 100 milyon dolar harciyorsaniz, reklamcilarinizdan bir gecede parlak fikirler üretmelerini bekleyemezsiniz. Reklamcilar arabanin gelisim sürecini bastan sona izlemis, üretim planlamasi toplantilarina katilmis olmalidirlar ki, (Bu araba satmaz çünkü...) (Bu adi koymayin çünkü...) gibi tavsiyelerini is isten geçmeden size bildirebilsinler.

Bu düzenlemenin sonucu olarak, pazarlama islerimiz artik büyük bir hizla yürüyor. Örnegin, bir persembe günü saat dörtte aliciya % 10,9 pesinli bir taksit programi sunmaya karar vermistik. Kenyon&Eckhardt hemen reklam filmini çekmeye basladi. Film ertesi sabah beste bitti. cumartesi günü de ekranda gösterildi. Ben hizli hareket etmeyi seven bir adamim. Benimle çalisan ajans bu hiza ayak uydurabilmelidir.

Kenyon&Eckhardt'in ilk islerinden biri, Dodge kamyonlarinda yillarca kullanildiktan sonra vazgeçilen koç amblemini, yeniden kamyonlara koymak oldu. Yaptiklari arastirmalar, halkin saglam, dayanikli, güvenilir kamyonlar istedigini gösteriyordu. "Dodge kamyonlari koç gibidir slogani ve koç amblemi, kamyonlarimizin en az GM ve Ford kamyonlari kadar saglam oldugunu halka anlatmakta çok etkili oldu. Daha önce bize burun kiviran kesimin bile ilgisini çekmeye baslamistik.

Satislarin çok düsük oldugu bir dönemde, Kenyon& Eckhardt söyle bir reklam kampanyasi düzenledi: "Gelin, otomobillerimizi deneyin. Bizi denedikten sonra, rakiplerimizden otomobil alacak olursaniz, zahmetinize karsilik size elli dolar verecegiz." Bu kampanyanin biraz riskli oldugunu kabul ediyorum. Bayilerimizin çogu, firsatin kötüye kullanilacagini söyleyerek ayaklandilar. Yaniliyorlardi. Galerilerimiz dolup tasti ve bir sürü araba satildi. Ne var ki, elli dolar sirket kasasindan çiktigi halde, bayiler bu kampanyayi bir türlü benimseyemediler. Bizi desteklemedikleri için, birkaç ay sonra kampanyaya son vermek zorunda kaldik.

Ajansla birlikte tasarladigimiz bir baska kampanya da söyleydi: "Bizden bir otomobil satin alin, götürüp bir ay kullanin. Herhangi bir nedenden ötürü otomobilden memnun kalmaz, bu süre içinde bize geri getirirseniz, paranizin tamamini geri verecegiz." Kullanilmis arabayi yeni fiyatina satamayacagimiza göre, araba basina 100 dolarlik bir deger kaybini göze almistik. Bu kampanyayi baslatinca, Detroit'te adimiz deliye çikti. Ya alici ortada belli bir neden yokken, sirf hosuna gitmedigi için arabayi geri getirirse? Ya fikrini degistirirse? Ya karisi arabanin rengini begenmezse? Vb... Bu tür olaylarla sikça karsilassaydik, sadece kirtasiye isleri bile canimiza okurdu. Kampanyayi baslatirken, satilan arabalarin % 1'inin geri getirilecegini hesaplamistik. Oysa geri getirilen araba sayisi bunun onda ikisinden azdi.

Oto endüstrisi için yenilik sayilan bu kampanyalari denedigimize memnunum. Sözümüzde duracagimizi halka kanitlamak için, elimizden gelen her seyi yapiyorduk. Önemli olan da buydu.