Yaratıcı-Önder Kişiliğin Temel Karakteristikleri |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| Doç. Dr. Kutlu MERİH | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| GİRİŞ İnsanlardaki kişilik yapısı ve yaratıcı düşünce ve eylem arasındaki ilişkileri inceleyen psikolojik araştırmalar bunlar arasında anlamlı ilişkiler olduğunu ortaya koymaktadır. İnsanların belirli düşünce ve davranışları yalnızca aile, eğitim, okul ve kültürün bir fonksiyonu değildir. Kişinin çevresi ile olan haberleşmesini, tutum ve davranışlarını kişilik yapısı etkilemektedir. Birbirinin karşıtı gibi görünen iki tip kişilik yapısı, gerçekte tarihte otoriter-skolastik ve liberter-pragmatik kültürlerin oluşumunda temel bir rol oynamaktadır. Bunlar: Dogmatik-Otoriter ve Filozofik-Liberter kişiliklerdir. Bu kişilik yapılarının araştırmalar ile ortaya konan genel karakteristikleri , insanlık tarihinde ender gözlenen bir lider tipi olarak Atatürk'ün ve onun gerçekleştirdiği Türk Devrimi'nin psikososyal determinantlarının belirlenmesi açısından önem taşımaktadır. Bu kişlik tiplerinin araştırmalarla belirlenen temel eğilimleri aşağıda özetlenmektedir.
Bu karakteristiklerin uç örneklere ait olduğu açıktır. Ayrıca yaratıcılık araştırmalarının en ilginç bulgusu, bu özelliklerin zeka ile ilişkili olmadığı sonucudur. Her iki tipten de yüksek zekalı kişilere raslanabilmektedir. Yüksek zeka ve yüksek yaratıcılık Atatürk, Cengiz Han; Hz Muhammed gibi tarih yapan liderlerde görülürken, düşük zeka ve düşük yaratıcılık, nörotik kriminal tipleri oluşturabilmektedir. Genellikle insanlar genetik kalıtımlarının, çevrelerinin, eğitimlerinin, kendi deneyimlerinin, başarılarının ve başarısızlıklarının üzerlerinde bıraktığı etkiye göre her iki tipten davranış şekilleri gösterebilmektedir. Durgun ve suskun görünen insanların yaratıcı patlamalar yapabildiği, bazı flaş kişilerin de kendilerinden hiç beklenmeyecek bir pasifliğe gömülebildiği gözlenebilmektedir. Bu nedenle insanların büyük çoğunluğu dominant kültüre adapte olabilen gelenekçi-uyuşumcu tiplerdir. Yaratıcı-Önder Yöneticilik için LEVİNSON ölçeği Filozofik-Liberter kişilik yapısı ile, işletmelerin yaratıcı-önder yöneticileri arasındaki ilişkiler, Harward İşletmecilik Okulunda gerçeklştirilen bir araştırma ile kategorize edilmiş ve ölçeklenmiş olarak yayınlanmıştır. Levinson ölçeğine göre yaratıcı-önder yöneticiyi kategorize eden yirmi karakteristiğin n yüksek puanını toplayan özellikler aşağıdaki gibi özetlenebilir. Düşünsel Davranış Karakteristikleri:
Duygular ve İlişkiler Olarak :
Dışa Dönük Davranışşsal Olarak :
!980 li yılların başında işletmecilik biliminin yaratıcı-önder tipini özgün bir kategori olarak algıladığı ve kuramlaştırmaya çalıştığı gözlenmketedir. Bu çalışmalar çeşitli önderlik kategorileri etrafında sürdürülmektedir. Yakınlarının gözlemi ve kalemi ile Mustafa Kemal Atatürk bir önder olarak incelendiğinde, O' nun Yaratıcı-önder kişiliğin bütün karakteristiklerinin en seçkin örneğini oluşturduğu belirgin bir şekilde gözlenebilmektedir. Bu karakteristiklerin izlendiği örneklerin Atatürk gibi özgün ve seçkin bir kişiyi kapsamamış olması, bilimin gerçek yaratıcı-önder kişi ve kişliklere karşı dikkatsiz ve kayıtsız olduğu izlenimini uyandırmaktadır. Yaratıcı-Önder Tanımlamasında PLATON : Filozof-Kıral Yaratıcı-önder yöneticinin ilginç bir betimlemesi, düşünce tarihinin dev isimlerinden PLATON tarafından, idealize bir toplum düzeni tasarımladığı "DEVLET" isimli eserinde verilmektedir. Platon burada, ideal toplum düzeninin işlemesinin bir şartı olarak-tipik bir entellektüel idealizmi ile- FİLOZOFLARIN KIRAL OLMASINI öngörmekte ve Filozof-Kıral' ı, altıncı kitapta özet olarak aşağıdaki gibi tanımlamaktadır. "Filozoflar bu devlette kıral , ya da şimdi kıral, önder dediklerimiz filozof olmadıkça, böylece aynı insanda devlet gücü ile akıl gücü birleşmedikçe, kesin bir kanunla herkese yalnız kendi yapacağı iş verilmedikçe, sevgili Glaukon bu devletlerin başı dertten kurtulamaz, insanoğlu bunu yapmadıkça tasarladığımız devlet mümkün olduğu ölçüde bile doğamaz, kavuşamaz gün ışığına. (s. 254) Bir adam bütün bilimleri kapmaya hazırsa, seve seve okur, öğrenmeye doymazsa, böylesine bilgi sever, filozof demeye hakkımız olur değil mi? Gerçek filozoflar kimdir öyleyse? Doğruyu görmesini sevenler. (s.268) Böyle bir insanda ölçüsüzlük, açgözlülük olmaz. Çünkü insanların zenginliği, gösterişi niçin aradıklarını düşünecek olursak, bunları en az aramak ona yakışır. (s. 269) İçinde hiç bir aşağılık taraf olamaz, çünkü Tanrı ve insan işlerini bütünlüğü ile kavramaya uğraşıp duran bir ruh, küçüklükle bağdaşmaz. Düşğüncesi yücelere yükselen, bütün varlıkları, bütün zamanları birlikte seyreden kişi, insan hayatına önemli bir şey diye bakar mı? Böyle bir insan ölümü korkulacak bir şey diye görmez Öyleyse? Korkak aşağılık yaradılış da felsefeye erişemez. (s. 270) Bellekten yoksul bir hafızayı gerçekten bilimseverler arasına koyamayız. Bizce filozofun sağlam bir belleği olmalı. Aradığımız adamda, öteki değerlerle birlikte ölçü ve incelik de olacak. Her şeyin özüne kendiliğinden rahat gidecek (s. 271) Bizim filozoflar gençliklerinde savaşçı atletler olacak dememiş miydik? Biz eğitimi müzik ve jimnastikle başlatmıştık değil mi? (s. 324) Bir savaş adamının bileceği şeyler arasına hesap ve sayı bilgisini koymak zorunda değilmiyiz? Öyleyse Glaukon, bu bilimin öğretimini zorunlu kılacağız. Devletin en yüksek işlerini görecek kimselere, bu bilimi niçin edinmeleri gerektiğini anlatacağız. Edinecekleri bilgi üstünkörü olmayacaktır. Salt bir kavrayışla sayıların özüne varacaklar, ama sayıları tüccarların satıcıların alım-satım işlerindeki gibi kullanmayacaklar. Sayıları savaş ilerine uygulayacaklar. Ruh, onlarla görünen dünyanın, gerçeğin önüne daha kolay geçecek. (s. 327) Şunu da farketmişsindir herhalde: Doğuştan sayı bilgisine yatkın olanlar, öteki bütün bilimleri çabuk kavrarlar. Yaratıcı-Önder Kişilik ve Mustafa Kemal ATATÜRK Buraya kadar olan tartışmadan yaratıcı-önder kişiliğin bilim ve felsefe tarafından ikibinbeşyüz yıllık bir perspektifte şaşılacak bir tutarlılıkla belirlendiği gözlenmektedir. Bununla birlikte Platon'un idealize ettiği filozof-kıral'ın tarihte çok gözlenen bir olgu olduğu söylenemez. İnsanlarda akıl gücü ile irade gücü, Platon'un düşündüğü gibi eğitimle bir araya gelmemekte, gelmesi de gerekmemektedir. Akıl, sevgi ve irade güçlerinin bir tarihi önderde bileşimi, tarihin bazı olağanüstü dönemlerinde, düşük bir olasılıkla gerçekleşmektedir. Yaratıcı-önder kişilerin risk alma eğilimleri, kendilerine güvenleri, insanlara karşı şefkatleri, haksızlıklara karşı direnmeleri, kendilerini aşan güçlere karşı başkaldırmalarına yol açmakta ve bu süreç genellikle yaratıcı-önder kişilerin başarıya ulaşamadan elimine edilmesine yol açmaktadır. Osmanlı generali Mustafa Kemal'in, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ATATÜRK oluncaya kadar kaç savaşta ve ne şekilde savaştığı ve Türk Devrimi sürecinde Kimleri ne şekilde karşısına aldığı göz önünde bulundurulursa, ATATÜRK fenomeninin ne tür bir tarih mucizesi ve insanlığa yapılan bir armağan olduğu görülür. Diğer taraftan ATATÜRK'ün belirgin özelliklerinden olan matematik konusundaki yeteneği (bir geometri kitabı yazmış olup, bir çok matematik deyimi kendisi Öz Türkçeleştirmiştir.) ve müziğe karşı ilgisi ve çok sesli müzik desteği kendisinin tipik bir Filozof-Kral oluşunun göstergesidir.
|