kmars.JPG (3297 bytes)

MANAGEMENT

KİŞİLİK

Metin ATEŞ

 

I. TANIMI VE GENEL ÖZELLİKLERİ

1. Tanımı:

Kişilik kavramının birçok tanımı vardır. Allport (1937) elliden fazla kişilik tanımı toplamış;        Latincedeki “persona” kavramından geldiğini ve Roma Tiyatrosu’nda oyuncuların temsil ettikleri özelliği yansıtacak şekilde yüzlerine maskeler takıp oynadıklarını ve bu maskelere de “persona” dediklerini ileri sürmüştür.Böylelikle kişilerin karakteristik özellikleri anlatılmak isteniyordu.

Davranış Bilimcileri kişiliğe çok farklı perspektiflerden bakmışlardır.Bazıları kişiliğe sosyal başarı (iyi,popüler,vb.) ile eşdeğer bakmışlar; ve kişiliği tek bir karakteristik (güçlü,zayıf,nazik) olarak izah etmişlerdir.Böyle düşünüldüğünde, kişilik izahı için 4000’den fazla kelime kullanılabilir.

Diğer taraftan psikologlar, kişiliği başka açıdan ele almışlardır.Örneğin, halk tarafından yaygın olarak kullanılan tanımlayıcı sıfatları kullanmışlardır.

Özetle, araştırmacılar “kişilik” tarifinde hemfikir olmamışlardır; çünkü konuya farklı teorik temellerde yaklaşmaktadırlar.

Yine bazı kişilik teorisyenleri, kişiliği sosyalbilim görüşü olarak “kişi-durum etkileşimi” olarak tanımlamak gereğini duymuşlardır.

Kişiliği, bireyin kendisi ve başkaları açısından değerlendirip şöyle tanımlamak mümkündür.Kişilik, bireyin kendisi açısından, fizyolojik, zihinsel ve ruhsal özellikleri hakkındaki bilgisidir.İnsanın başkaları açısından kişiliği, onun toplum içinde belirli özelliklere ve rollere (göreve) sahip olmasıdır.Bireyi yerine getirdiği fonksiyonların, yaptığı işin bir dilimi olarak görmeli ve kişinin fonksiyonlarının kişiliğini ortaya çıkaran bir etken olduğu düşünülmelidir.

Kişiliği bir zaman dilimi içindeki davranış türü olarak görmemek gerekir. Kişilik, geçmişin, mevcut zamanın ve geleceğin oluşturduğu bir bütündür.Bireyin psikolojik tahlilinin yapılması istendiğinde birey, bedensel özellikleri ve sosyal ilişkileri ile birlikte değerlendirilmelidir. Kişilik, ne yalnız başına bedensel özelliğe bağlıdır, ne de çevredeki ortak kalıp ve sosyal olaylara bağlıdır. Kişilik, tüm bu olguların doğurduğu bireysel ayrılıklardır.

2. Kişiliği Oluşturan Temel Faktörler

Kişiliği oluşturan birçok değişken vardır.Kuramcılar, bu konuda bazı görüş ayrılıklarına sahiptirler.Kişiliği oluşturan temel faktörleri aşağıdaki şekilde gruplandırabiliriz.

2.1. Bedensel (fizyolojik-biyolojik) faktörler:

Kişilerin fizyolojik yapı ve özellikleri ile kişilik yapıları ve kişiliğin davranışsal yönü arasında ilişki vardır. Kişilik ile ilgili çalışmalar yapan bazı kuramcılar, bireyin cinsiyeti, yaşı, bedensel yapısı ile kişiliği arasında ilişki olduğunu ileri sürerler. Her ne kadar cinsiyet ve yaşla ilgili davranışlar kültürel yapıya göre belirleniyorsa da cinsiyet ve yaşla kişilik arasında bir ilişki kurmak mümkündür. Bireylerin cinsiyetlerine göre yapabilecekleri ya da yapamıyacakları davranışlar, kişiliğin oluşmasında etkili olacaktır. Ayrıca toplumun farklı yaş gruplarından beklentileri ile toplum üyelerinin davranışları arasında bir uyum olacaktır. Böylesi bir uyum da kişilik özelliklerinin ortaya çıkmasına katkıda bulunacaktır. Bazı toplumlar çocuklara ve yaşlılara korunması gereken gruplar olarak bakarken,bazı toplumlar çocukları yetiştirilmesi gereken grup,yaşlıları ise zihinsel olarak faydalanılması gereken grup olarak görür. Böyle bir yaklaşım, şüphesiz, yaşlılar ve gençlerden bekleyişleri etkileyecektir. O halde kimlik ile yaş arasında da bir bağ kurmak mümkündür.

Yaş ile ilgili bir başka yaklaşım da yaşlandıkça bilgi ve tecrübenin artacağı, davranış ve düşüncelerde yenileşmelerin olacağı şeklindedir. Bireyin bulunduğu yaş dilimine göre sahip olduğu zihinsel ve bedensel yapısı ile kişiliği arasında ilişki kurmak doğaldır.

Bazı psikologlar kişilik gelişiminin kesintisiz devamlı bir süreç olduğunu ileri sürerken; karşıt görüşlü bazı örgütsel davranış teorisyenleri (Levinson,Hall,Argyris) kişilik gelişimini belli yaş dönemlerine ayırmıştır.

Daniel Levinson’a göre dört durağan periyod (max. 2-3 yıl farklılıkların olabileceği) vardır.

-Yetişkinliğe geçiş (22-28 yaşlar arası)

-Yerleşme, oturma (33-40 yaşlar arası)

-Orta yaş çağına giriş (40-50 yaşlar arası)

-Orta yaş çağının doruğu (55-60 yaşlar arası)

Levinson, ayrıca 4 adet geçiş periyodu tespitlemiştir.

- 30 yaş geçişi (28-33 yaşlar arası)

-Orta yaş geçişi (40-45 yaşlar arası)

-50 yaş geçişi (50-55 yaşlar arası)

-yaşlılığa geçiş (60-65 yaşlar arası)

Luthans, fiziksel görüntünün (uzun yada kısa boy, şişman yada zayıf,yakışıklı yada çirkin siyah-beyaz oluşunun) diğerleri üzerindeki etkisinin farklı olacağını dolayısıyla da kendi kişiliğini etkileyeceğini söylemektedir .

Bütün kişilik teorilerinde vücut yapısının temel etken olduğu belirtilmiştir. Sheldon’un klasik teorisinde vücut yapısı (endomorphic, mesomorphic ve ectomorphic) ile spesifik kişilik tedavi arasında kesin bağ kurması buna bir örnektir. Birçok modern psikiatristler, Sheldon gibi düşünmese de fiziksel karakteristiklerin en azından kişiliğe etkisi olduğunda hemfikirdirler. Kalıtımın insanın oluşumunda çok önemli etken olduğu bilinmesine rağmen, genbilim henüz yeterince anlaşılamamış bir alandır. Hayvanlar üzerinde yapılan birçok araştırma psikolojik ve fizyolojik karakteristiklerin genlerle geçtiğini tespit etmişlerdir.Yine; birçok araştırmalar sonucunda bazı davranış bilimciler, yöneticilerin diğer insanlardan farklı düşündüklerini ortaya koymuşlardır. Mintzberg, sol yarımkürenin planlama; sağ yarımkürenin ise yönetme üzerine olduğunu öne sürmüştür. Fizyolog ve psikologlar, bio-feedback eğitimin sonuçları ile bilinçli kontrolden çok beyin dalga modelleri(brain-wave patterns), gastrik salgılar, kan basıncı düzensizliği ve deri ısısı gibi biyolojik fonksiyonların öncelikli olduğunu fark etmişlerdir. Kişiliğin biyolojik temelleri üzerine diğer bir çalışma ise, fiziksel karakteristiklerin etki analizi ve olgunlaşma yaşıdır. Genetik, beyin ve bio-feedback üzerine çalışmalar kişiliğe etkisini kanıtlamıştır.

2.2. Kültürel Faktörler:

Her bireyin içinde bulunduğu kültürel yapı vardır; ve bu yapıdan yaşam boyu etkilenir. Bireyin idealleri, ilgileri kültürel yapı tarafından şekillendirilir. Bu idealler ve ilgiler ise kişiliğin oluşumunda etkendir. Bazı davranışsal özellikler ise kültürel yapıyla birlikte değişir ve gelişir.

Geleneklere göre kişiliğin oluşumunda kültürel faktörler biyolojik faktörlerden daha önemli mütalaa edilir. Öğrenme kişilik gelişiminde en önemli rolü oynar.

2. 3. Aile Faktörü :

Bireyin yetiştiği aile ortamı , aile fertleri ile olan ilişkileri kişiliğin oluşmasında çok önemli bir role sahiptir.Luthans, “kişilik gelişiminde muhtemelen aile, sonrada sosyalleşme prosesi en önemli etkendir” demektedir.

Anne- babanın demokratik bir yapıya sahip olması, çocuğun daha rahat yetişmesine, objektiflik kazanmasına, rasyonel davranmasına ve zamanla daha aktif olup daha kolay sosyal ilişki kurmasına olanak sağladığı saptanmıştır. Yine anne-babanın,çocuğun zihinsel yapısının şekillenmesinde de etken olduğu saptanmıştır. Aile bireyleri, çocuğa çeşitli yollarla deneyimlerini aktardıklarından dolayı ailenin yetiştirme biçimi de kişiliği belirleyici bir unsurdur. Ayrıca kız ve erkek kardeşlerin de kişilik oluşumunda etkili oldukları belirtilmektedir.

2.4. Sosyalleşme Süreci (sosyal yapı ve sosyal sınıf):

Yukarıda saydığımız faktörlerin yanında bireyin çevresindeki kişiler,gruplar ve özellikle örgütler kişiliğin oluşumunda büyük etkiye sahiptirler. Yaygın olarak sosyalleşme süreci olarak isimlendirilen bu süreç, özellikle örgütsel davranış açısından çok önemlidir. Çünkü, çocukluk dönemlerinden ziyade, tüm yaşamı içine alır.

Sosyalleşme, çalışanların davranışlarını en iyi yorumlama yollarından biri olabilir Edgar Schein’a göre “yönetimsel bilgi ve başarı, örgütlerin sosyal sistemler olduğu gerçeğinden hareket eden örgüt çevresindeki güçte odaklanır. Şayet, biz, örgütsel-sosyal gücü öğrenip analiz ve kontrol edemezsek, temel yönetimsel sorumluluklarımızdan vazgeçmiş oluruz”.

Son çalışmalar göstermiştir ki, örgütlerde sosyalleşme taktikleri kullanma (yenilere bilgi sağlar, yeni gelen elemanlara geniş öğrenme deneyimleri yaratır) hedeflere vuruşu (ulaşma) sağlar. Farklı sosyalleşme modelleri, yenilerin uyumu için farklı modellerin kullanımına yol açar. Sosyalletme anne ile başlar. Bebeklikten sonra ailenin diğer üyeleri, yakın akrabalar, aile arkadaşları, komşular ve sosyal gruplar (yaşıtlar,okul arkadaşları ve çalışma grubu üyeleri) önemli rol oynar. Schein’e göre, bu süreç değerleri, normları ve davranış kalıplarını öğrenmeyi sağlar. Örgütün ve çalışma gruplarının bakış açılarını öğrenmek yeni örgüt üyeleri için gereklidir.

Çalışanların örgütsel sosyalleşme karakteristikleri yaygın olarak aşağıdaki gibi özetlenebilir.

-Tutum, değer ve davranış farklılıkları

-Sosyalleşmenin devamlılığı

-Yeni iş ve çalışma gruplarıyla örgütsel kurallara uyum sağlama

-Yeni elemanlar ve onların yöneticileri arasında karşılıklı etkileşim

-İlk sosyalleşme periyodunun ciddiyeti

Belli bir sosyal yapı içinde her bireyin eğitim ve benzeri gelişme faktörleri açısından farklı olanaklara sahip olması, kişilik farklılıklarını doğurmada da etkendir. Bireylerin, sosyal gruplara bağlılık dereceleri kişiliklerinin şekillenmesinde faktördür.

Bireyin bazı özellikleri bağlı oldukları sosyal grup ya da gruplar bilinmeden tahlil edilebilir.Ancak bazı özellikler bunu gerekli kılar.

2.5. Durumsallık Faktörü:

Sosyalleşme süreci durumsallık faktörü ile yakından ilgili olarak değerlendirilmektedir. Kültür ve aile kişiliğin sosyalleşme sürecinde çok önemlidir. Ancak, durumsallık daha önemli bir yer tutmaktadır. Uzun ve yoğun (sıkı) çalışma uygulamalarında görülmüştür ki, o gün istekler artmakta ve çalışanların kişilik ve davranışları etkilenmektedir. Örneğin, yetki ve başarı ihtiyacında olan ve böyle yönlendirilen bir kişiyi yoğun olduğu iş durumuna getirip koyduğunuzda hayal kırıklığına uğratmış olursunuz ve kişi lakayıt ve agresif olur.Böylece çalışan, tembel ve sorunlu bir görüntü verir. İnsan ve durumsallığın sayısız kombinasyonları vardır ve sadece kişinin geçmişteki gelişimine baksakta tam olarak bireyin davranışlarını tahmin etmek mümkün değildir.

2.6.Diğer Faktörler:

Kişiliğin olşumunda sayılabilecek bu beş faktörün dışında kalan başka etkileyiciler de vardır.Kitle yayın organları, kitaplar, dergiler, genel anlamda medya giderek önemini arttırmaktadır.

Alfred Adler’e göre bireyin doğum sırası da kişilik üzerine etkilidir. Bu kurama göre, ilk doğan çocuk daha zeki ve yetenekli olacak, daha kolay sosyal ilişkiler kuracaktır.

3. Kişilik Kuramları

3.1. Eysenck’in Kişilik Kuramı:

Kişiliği hiyerarşik açıdan açıklayan bu kuramın temeli, kişiliği oluşturan faktörlerin sıralanması veya belirli bir hiyerarşi içinde oluşması esasına dayanır. Eysenck, kişiliği dört düzeye incelemektedir. Birinci düzey, kişiliğin en alt düzeyidir ve çok özel tepkileri içerir. Belirli uyarılara biyolojik ve kalıtımsal özellikleri taşıyan düzeydir. İkinci düzey, bireyin bulunduğu ortamlardan elde ettiği, alışkanlıklara dayalı özelliklerle ilgilidir. Üçüncü düzey, eğilimler düzeyidir ve kişinin bir çok alışılmış davranışları arasından eğilimler kazanma evresidir. Kişilik kalıpları bu evrede ortaya çıkar. Süreklilik (persistance), değişmezlik (rigidite), bireysel dengesizlik, doğruluk ve değişkenlik, heyecanlılık özellikleri ortaya çıkar. Kişiliğin dördüncü ve son evresi tip safhasıdır. Bu evrede baskın özelliklere göre belirgin tipler ortaya çıkar.

3.2. Jullian B. Rotter’in kişilik kuramı :

Kişiliğin oluşumunu, görünümünü bazı psikolojik esaslara, özellikle inanç sistemine bağlamıştır. Rotter, inançlar sistemini kişiliğin oluşturucusu aynı zamanda kişilik ölçümünde özel bir dilim olarak görmüştür.

3.3. Atkinson ve Mc. Clelland’ın kişilik kuramı:

İnsanın bazı doğal gereksinimlerinin (yemek, su, uyku gibi biyolojik ihtiyaçlar) yanında bireyden bireye farklılık gösteren psikolojik ihtiyaçları da vardır. Atkinson ve Mc. Clelland 1960’lı yıllarda bireylerin bazı motivlerini saptamak için yöntemler geliştirmişlerdir. Yapılan bu çalışmalarda bireyler arasında başarı arzusu, güç arzusu, ve herhangi bir olguya bağlanma arzusu açısından farklılıklar olduğu görülmüştür.

3.4. Galton, Tyron, Gottesman, Newman, Freeman ve Holzinger’in kişilik kuramları :

Kişiliği biyolojik açıdan ele alan bu kuramcıların temel yaklaşımı insanın nesiller boyunca belirli özellikleri yakınlarına aktardığı, bazı kişilik belirtilerinin kalıtımsal özellikler taşıdığı görüşü üzerinedir.

Galton, genlerle aileden kalma bazı özelliklerin zamanla aynı ailenin devamında görüldüğünü açıklamıştır.

Tyron, kalıtımla zeka arasında ilişkinin olduğunu belirtmiştir.

Gottesman, ikizlerin davranışlarını inceleyerek benzer kişilik özelliklerinin genetik özelliklerden kaynaklandığını ileri sürmüştür.

Newman, Freeman ve Holzinger’de ikizler arasında ağırlık, vücudun fizyolojik yapısı ve zeka düzeyinde benzerlikler olduğunu, bu benzerliklerin de benzer kişilik özellikleri oluşturduğunu ileri sürmüşlerdir.

3.5. Freud’un kişilik tahlili :

Modern psikolojinin kurucusu olarak kabul edilen Sigmund Freud, kişiliği duygusal açıdan incelemiş; babasını kaybettikten sonra kendi kendini analiz ederek zihinsel yapının psikolojik bir olgu olarak dış dünyaya yansıdığını belirtmiştir. Freud’a göre kişiliğin güdüsü ve kişinin en büyük yoksunluğu “sevgi”dir. Freud, “bilinçaltı güdüleme”, “ihtiyaçların engellenmesi”, “davranışlarda duygu ve tavırların etkisi” gibi konuları ilkel benlik (id), benlik (ego), üst benlik (süper ego) olarak 3 dilimde incelemiştir. Freud’a göre insan eğilimleri ve sevgi güdülerinin toplandığı yer olan id, insanın ilkel zihinsel yapısıdır İd, içgüdüsel ve bilinçsiz davranışların kaynağı durumundadır. Süper ego id’in karşıtıdır. İnsanı topluma uydurmakta ve faaliyetlerin toplumca kabul edilebilir biçimde ortaya çıkmasına yardım etmektedir. Ego ise, id ve süper ego’yu dengeleyici durumunda olup, id’in taleplerini süper egoya uygun bir hale getirmeye çalışır. Ego başarılı olmazsa bireyde zihinsel gerginlik, tereddüt ve çekişme doğar.

3.6. Eric Berne’in kişilik kuramı :

Berne de kişiliği Freud gibi duygusal yönden ele alıp 3 dilimde incelemiştir.

- Çocukluk (olgun olmayan) : Berne’ye göre her birey kısmen çocuktur. Çocuksu davranışlar bireyin yaşamında zevk ve yaratıcılık etkisi olarak bulunmalı ve süreklilik göstermelidir.

- Olgunluk (yetitkinlik) : Berne, bireylerin davranışlarını nasihat ve yasaklarla düzenleyen zihinsel yapısının kişiliğin ebeveyn yönünü oluşturduğunu söylemektedir. Freud’un süperego’suna oynadığı role karşılık gelmektedir.

-Atalık: Yetişken davranışları çevrede yaygınlaştırmak için bireyin girişmiş olduğu çabaları toplamından oluşan küçük büyük bir insanda bulunan bir kişilik kısmıdır.

3.7. Carl Jung ve Alfred Adler’in Kişilik Kuramları :

Freud’un öğrencileri olan Jung ve Adler hocalarının seks ve sevgi güdüsünü fazla abarttığını ileri sürerek psikanaliz yerine analitik psikolojinin temellerini atmışlardır. Jung’a göre kişiliğin önemli kısmı bilinçdışı ve benliktir. Düşünür, ırk bilinçdışı kavramını geliştirmiş, kalıtım ve genler yoluyla ırkların nesiller boyu devam eden ortak özelliklerinden bahsetmiştir. Jung’a göre kişilinin davranışları geçmişten etkilenir; ancak geledeğe dönük olarak yapılır.

Jung’un görüşlerini Adler tamamlamaktadır. Adler’e göre; bireyin temel amacı, kendini güçlü kılacak davranışları göstermektir. Kendini güçlü kılacak davranışları göstermektir. Kendini yeterince güçlü hissetmeyen kişinin grup ve toplum içinde aşağılık kompleksi içinde hareket edeceğini, kendini güçlü kılacak diğer alanlar arayışı içinde bulunarak kapıldığı bu kompleksi telafi edeceğini açıklamaktadır.

3.8. Karen Horney’in Kişilik Kuramı:

Horney’de psikanaliz etkisinde kalmış ve psikolojik çözümlemesinde kişiliğin temel elemanı olarak endişe ve korku’yu ele almıştır.Kişi bu korku ve endişelerini gidermek için bazı davranış kalıpları(taktikleri) geliştirir. Düşünürün on adet belirttiği taktikler genel bir ayrımla üç grupta incelenebilir.

- İnsanlara yaklaşmak, onlara sevgi ve yakınlık duymak suretiyle endişe ve korkuları gideren taktikler

- İnsanlardan uzak durmak, onlara karışmamak ve bağımsız biçimde hareket ederek endişe ve korkulardan sıyrılma taktikleri

- İnsanlara karşı gelmek, onlarla mücadeleye girmek, güçlü olduğunu onlara kabul ettirmek yoluyla korku ve endişelerden sıyrılma taktikleri.

II. KİŞİLİK TİPLERİ

Her birey kişi olarak diğerlerinden farklı özelliklere sahiptir ve bu onun diğer insanlardan farklılıklarını oluşturur. Her birey hayat görüşü olarak diğerlerinden ayrılabilir. Güdüler, çeşitlilik ve şiddet bakımından farklılıklar gösterebilir. Bireyler birbirlerinden farklı amaçlara sahip olabildikleri gibi,aynı amaçlara sahip olan kişiler de, kendilerini amaçlara ulaştıracak yolların seçiminde farklı şekillerde hareket edebilirler. Çünkü, her insanda kişiliğin gereği olan hırslar,arzular ve ihtiyaçların şiddetleri farklıdır. Doğuştan fizyobiyolojik olarak farklı karakterlere sahip olunmasının yanında insanlar, hergün yaşadığı olaylar, karşılaştığı insanlar nedeniyle daha da farklılaşmaya yüz tutarak kişiliğini geliştirdiği söylenir.

Bütün bu farklılıklara rağmen karakter bilim okulunun Fransız düşünürlerinden Le Senne, üç değişik faktörden oluşan kişilik göstergesi saptamıştır.

-Heyecanlılık durumu

-Faallik durumu

-Etkilerin sürekliliği durumu

Bu özelliğe göre Le Senne kişilik tablosunu şu şekilde hazırlamıştır.

Kişilik Tipi Göstergeler Kombinezonu Kişiliğin Hakim Özelliği

(1) Heyecanlı

gayri faal

birincil Sinirli

(2) Heyecanlı

gayri faal

ikincil Duygulu

(3) Heyecanlı

faal

birincil Hiddetli

(4) Heyecanlı

faal

ikincil Tutkulu

(5) Heyecansız

faal

birincil Sıcakkanlı

(6) Heyecansız

faal

ikincil Soğukkanlı

(7) Heyecansız

gayri faal

birincil Silik

(8) Heyecansız

gayri faal

ikincil Duygusuz

Kişiliğin ortaya çıkması biyolojik, psikolojik ve sosyal bileşkeleri incelemeyi gerekli kılar. Örgütsel yasa (hiyerarşik düzen), bazı ihtiyaçların bilinç üstüne çıkmasına ve tatmin edilmesine neden olurken, bazılarının da bilinçaltında saklı tutulmasına yol açar.

III. KİŞİLİK ÖLÇÜMLERİ

Bireysel özelliklerin değerlemesi ve kişiler arası karşılaştırma yapabilmek için ölçüm gereklidir. Öz ve yapı olarak bireyleri birbirinden ayırmaya yarayan özellikler, kişisel farklılıkları doğuran değişik birmlerin özel bileşimlerinden oluşur. Doğrudan ve dolaylı olabilen kişilik ölçümlerini Hammer aşağıdaki şekilde gruplandırmıştır.

1.Soru (Questionnaires):

En yaygın metottur.Genellikle yazılı bazende ağızdan sorulara, kendi hakkında, yanıt verilmesi istenir. (Örneğin, ne düşünüyor, neleri seviyor, sıklıkla neler yapıyor ? vb.)Sorular genellikle spesifik formlardır.

2. Gözlem (Rating by Observes) :

İkinci bir ölçüm metodu da gözlemdir. Bireyin ilişkileri (arkadaş, aile, iş) gözlenir ve 1’den 7’ye (asosyalden çok sosyale) gibi çeşitli sınıflandırmalar yapılır.

3. Diğer Metodlar:

3.1. İzdüşüm Testi (The Projective Test):

Psikologların klinik araştırmalarında kullanılır. Kişiden önceden hazırlanmaksızın bazı şeyler (bir kart, fotoğraf, vs.) hakkında konuşması; bunu neye benzettiğini ve onunla ilgili bir hikaye oluşturması istenir. Bu metod ilk olarak McClelland (1961) tarafından kullanılmıştır. Böylece kişinin değerleri, alışkanlıkları, mizacı hakkında bilgi edinilmeye çalışılır.

3.2. Davranış Testi (The Behavioral Test):

Sıklıkla psikoloji labaratuarlarında yüksek kontrol durumundaki özellikleri ortaya çıkarmak için yapılan özel araştırmalarda kullanılır.(örneğin; bir bulmaca çözmesi istenerek bu süre zarfında gösterdiği davranışlar (telaş, kızgınlık, vb.) incelenir.)

Ayrıca, örgüt ofislerinde, amatörce ve daha az sistematik kişilik ölçümleri yapılabilir. Örneğin, çalışanların başvurusu ya da biyografisi üzerinde (hobileri, ilgi alanları, eğitimsel ve geçmişi ve kariyeri, vb.) çalışılarak daha formal kişilik ölçümleri yaratmak ve böylece hangi kişiler hangi işlere yerleştirilecek sorusuna yanıt aranır.

Yine, amaçlara göre yönetimde kullanılmayan ancak geleceğe yönelik daha çok performans ve bilhassa yönetimsel konularda iyi tahminler yapmaya yarayan kişilik ölçümleri vardır.

Bu ölçümler sonucu çeşitli kişilik tipleri çizilmekte; bu tipler içinde en çok içe dönük-dışa dönük kişilik (Jung ve Eysenck) üzerinde duulmuştur.Catlell’ın geliştirdiği 16 PF testiyle Minnesota çok aşamalı kişilik envanteri (MMPI) en çok bilinen kitilik testleridir.

IV. ÖRGÜTSEL DAVRANIŞ AÇISINDAN KİŞİLİK

Çağdaş yönetim anlayışında, kişileri tanımak, bu kişilerin oluşturduğu grupların sosyo-kültürel özelliklerini bilmek; hatta, bazı özelliklerini gelişim ve değişim zamanlarını önceden kestirmek gereği vardır.

İster bireysel davranışların analizinde, ister grup ilişkilerinin çözümlenmesinde insan faktörü önemli bir değişkendir. İlhan Erdil, insan faktörünün incelenmesinde esas olan değişkenleri; 1.bireyin dışında yer alan sosyal, doğal ve teknik ilişkiler sistemi, 2.insanın kendisi, psikolojik ve fizyolojik yapısı olmak üzere iki grupta toplamıştır.

Bireyin dış çevresini oluşturan faktörlerin tamamı, belirli bir zaman dilimi içersinde ve belirli bir davranış düzlemi içerisinde benzer olgulu, benzer özelliklidir. Buna karşın kişilerin bu çevre uyarılarına karşı tepkileri değişik olmaktadır. Bu değişiklikler de davranışların analizini ve önceden tahminleri güçleştirmektedirler.

İşletmelerde insan faktörü diğer üretim sektörlerinden daha özel bir yere sahiptir. Çünkü üretim faktörlerini biraraya getirerek örgütsel yapıyı şekillendiren yine insandır.İnsan faktörünün örgüt içi ilişkiler açısından çok önemli bir yeri vardır. Kişi-örgüt bütünleşmesi dendiğinde, işletme içindeki gruplar ve grupların işletmenin amaçları doğrultusunda hareket edip etmedikleri akla gelir.

Modern davranış bilimlerinde kişiliğin örgütsel yapıya uydurulması sırasında kişilik faktörünün etkilenmesi yanında benzer kişilik özelliği gösteren kişilerin aynı gruplarda toplanmasına da çalışılmaktadır.

Örgüt açısından kişilik sorunun çözümlenmesi ve kişi-örgüt bütünleşmesinin sağlanması halinde işletmede etkinliğin sağlanması ve grup bütünlüğünün devamı gibi önemli sonuçlar elde etmek mümkündür. Eğer birey, bulunduğu sosyal yapı ile kişiliği arasında bir bağ kurma olanağı elde ederse grup normlarına uymada güçlük çekmeyecek ve davranışları ile grup ilişkileri arasında isteyerek bir ilişki kuracaktır.

Bazı psikologların yetişkin insan kişiliğinin statik olduğunu ve biyolojik temelin üzerine çocukluğun erken yaşlarında belirlendiğini savunmasına karşın günümüzde araştırmacılar ve teorisyenler kişiliğin sosyal ve kültürel çevre ile yaşam boyu dinamik şekillenebilir olduğunu ileri sürmektedirler.

Argyris(1957), birbiriyle ilitkili iki denge süreci ihtiva ettiğini öne sürmüştür. Biri, dahili uyum süreci (internal adjustant process), diğeri harici uyum süreci (external a. p)dir.Dahili uyum sürecinde iş yaşamında zıtlaşma ve aykırılıktan sakınarak işte uyuma ulaşmak için çeşitli kişilik unsurlarına bakılır.Harici adaptasyon sürecinde, kişi çevrenin ihtiyaçlarına etkin yanıt verme yollarını arar.

Genellikle her iki sürecin koordinasyonu ile denge sağlanır.

1. Biçimsel Gruplarda Kişilik Faktörü

Grup, belirli bir kontrol alanı içerisinde bulunan bireylerin birbirleriyle haberleşmeleri, davranışsal açıdan etkileşim içinde bulunmaları halinde söz edilecek bir olgudur.

Belirli bir grup içinde yer alan bireyler, bu grubun sosyal birimleridir. Kişilerin karşılıklı olarak anlaşmaları, olumlu etkileşim içinde bulunmaları ile grubun yapısal sağlamlığı sağlanabilir.

Bazı bireyler grup içindeki diğer bireylerden daha fazla etkilenecekler, bazılarının daha fazla prestiji olacak, bazıları ise daha bilgili olacaklardır. Bu özellikleri yanında grup içerisinde bulunan kişilerin örgütleyici tarafından birbirlerine göre durumları saptanmış olur. Biçimsel grup içinde yer alan bireylerin yetenek ve özelliklerine göre kurabilecekleri ilişkiler de kısıtlanmış olur.

Birey bulunduğu sosyal yapı içinde kişiliğine uygun başka bireyler bulursa ve bu bireylerle olan ilişkileri örgütleyicinin belirlediği kalıplar içinde yürürse örgütsel etkinlik sağlanmış olacaktır. Bireyler biçimsel grup içinde yer alırken uymak durumunda oldukları kuralların varlığını da prensip olarak kabul etmiş olmalarına rağmen bu kurallar, bazı kişilere göre baskı unsuru olabilmektedir. Biçimsel gruplarda bireye gelen baskı bazen kapalı olabilir; hata yapma korkusu, diğerlerine ayak uyduramama korkusu gibi. Bu durumlar karşısında kalmak istemeyen kişi davranışlarını kontrol altında tutacak, ilişkilerini diğer grup üyelerinin ilişkileri ve grup normları ile uyumlu biçimde yürütecektir. Böyle bir uyum durumunda kişilik faktörü öne çıkacaktır.

Grup normları ile kişilik ilişkisi Eric Berne’in kişilik kuramı ile bakıldığında; grup normları ile bireyin ebeveyn yönü arasında yakın ilişki olması istenir.Normların uygulanabilirliği ise yetişkinlik özelliği ile ilgilidir. Kurallara uymama ise bireyin çocuk yönünü ortaya çıkarması olarak değerlendirilir. Freud’a göre ise, bireyin süper egosu ile normların uyumlu olması istenecektir

2. Biçimsel Olmayan Gruplarda Kişilik Faktörü

Örgütsel yapı içerisindeki biçimsel etkileşim düzenine ek olarak kişiler belirlenmişlerin dışında bazı ilişkiler geliştirebilirler. Bu tür biçimsel olmayan ilişkiler sonucu biçimsel olmayan gruplar ortaya çıkar. Dalton, örgütlerdeki biçimsel olmayan grupları üç temel başlık altında toplamıştır:

-Aynı düzeydeki bireylerin oluşturdukları yatay biçimsel olmayan gruplar,

-Değişik düzeydeki bireylerin oluşturduğu dikey informal gruplar,

-Çeşitli alan ve birimlerdekilerin oluşturduğu rastgele informal gruplar.

Biçimsel gruplar içerisinde biçimsel olmayan grupların ortaya çıkması belirli bir ölçüde grup üyelerinin benlik duygularının ön plana çıkmasından kaynaklanır. Bireyin benlik duygusu, kişiliği ve yetiştiği kültürle yakından ilgilidir.Eğer grup üyelerinin büyük bir çoğunluğu benzer yönlü benlik duygusuna sahipseler, grup şuuru bir heyecan faktörünün etkisinde kalacaktır.Bu tür grupların işleyişi ile biçimsel grup amaçları arasında gerekli uyum sağlanmazsa, grubun biçimsel grup için zararlı etkisi daha fazla olabilir.Sosyal öğrenme yoluyla grubun kurallarını algılama ve benimseme bireyin kişiliği ile yakından ilgilidir.

Biçimsel olmayan grubun ortaya çıkışı biçimsel yönetim ve biçimsel grup amaçlarına tepkiden olabilir. Biçimsel olmayan gruplar, esas itibariyle örgütsel ilişkiyi bireysel ilişki haline dönüştüren gruplardır.

Biçimsel olmayan grupların liderleri, kişilikleri yoluyla bireyler üzerinde hissedilir bir etkiye sahip olduklarından, grup amaçlarını belirlemede daha geniş ve anlamlı bir rol oynamaktadırlar.Biçimsel olmayan liderlerin kişilik özelliklerinin bazen gruplarına yansıdığı da görülmektedir.

V. SONUÇ

Sonuç olarak, bireyin kişiliği örgütteki yerine, işine uymasında çok önemli bir kişisel özelliktir.İnsan kaynaklarına ilişkin örgüt politikalarını belirlemede esas alınacak olan kişilik faktörü farklı kuramcılara göre farklı özellikler taşımaktadır. Freud kişiliğin, ilk 5-6 yaşlarına kadar şekillendiğini savunduğundan Freud’çu yaklaşımda örgütler tarafından kişiliği değiştirmek pek mümkün olmadığından kişiliği olabildiğince tanımak yeterli olacaktır.

Ancak Erickson, Jung ve Fromm gibi kişiliğin yaşam boyu şekillenen ve gelişen bir olgu olduğunu, Bandura ve Mischel’e göre kişiliğin öğrenme sürecine bağlı olarak geliştiğini ve insanların yaşamları boyunca devam ettiği görüşü benimsendiğinde ise işletme politikalarında kişiliği istenen yönde geliştirici ve görüş ve politikalar da kişiliği tanıma kadar önemli olacaktır. Yine, örgütsel değişimlerde kişilik faktörü önemli rol oynamaktadır .Örgütsel değişimlerde kişilik sonucu direnişleri şu başlıklar altında toplamak mümkündür.

- Homeostasis: Organizmadaki bazı değişmeleri (vücut sıcaklığı, kan şekeri vb) bir düzeyde tutma veya bozulduğu zaman dengeye getirmeyi sağlayan, değişime karşı olan direnci önlemeye çalışan bir kavramdır.

- Alışkanlıklar: İnsanlar alıştıkları şeylerden vazgeçmek istemezler.

- Önceden var olma durumu : Kişilerin veya organizmaların önceden kaptığı bazı hususların devamlılık gösterdiği bir olgudur. Örn. konuşma alışkanlıkları.

- Seçici algılama ve zihinde tutma : Yerleşik tutumlar sonucu kişi, başka telkinlere, bu yerleşik görüş açısından yanıt verir.

- Bağımlılık : Çocuklukta edinilen davranışlara bağımlılık fazladır.

- Üst ben : ( Süper ego)

- Kendi kendine güvensizlik.

-Geçmite dönük olma : Güveni geçmitte aramak.

Özet olarak, geçen yüzyıl sonlarından günümüze dek örgüt birey bütünleşmesindeki kuramsal yaklaşımlarda şu gelişmeler görülmüştür:

-Yapıya ilginin yerini insan unsuruna olan ilgi almıştır.

-Bürokrasi ideali yerini uyabilen örgüt biçimine bırakmıştır.

-Hiyerartik yetki yerine kararlara katılım ve kişiler arası etkileşim önem kazanmıştır.

-(İşletme düzeyinde) etkinlik ihtiyacından çok değişim ve yaratıcılık önem kazanmıştır.

KAYNAKLAR

1. Baysal A C, Tekarslan E. İşletmeciler İçin Davranış Bilimleri, 2. Bası, Istanbul, 1996.

2. Bell G D. Organization and Human Behavior, 1967.

3. Blair J K. İşletmeler İçin Davranış Bilimlerine Giriş, (çev. Kemal Tosun - Fulya

Aykar, Tomris Somay ve ark.) 502-503, Istanbul, 1979. .

4. Brown R. Social Psychology, Collier Mc. Millian Student Edidtion , 1967.

5. Burgess R L, Bushell D Jr. Behavioral Sociology, Colombia U. 1969.

6. Çelebioğlu F. Davranış Açısından Örgütsel Değişim, Istanbul 1990.

7. Davis K. İşletmede İnsan Davranışı-Örgütsel Davranış, (çev. Kemal Tosun ve ark.), 5. baskıdan çeviri, 2. bası, Istanbul 1984.

8. Erdoğan İ. İşletmelerde Davranış , 4. bası, Istanbul 1994.

9. Eren E. Yönetim Psikolojisi, 4. Bası, Istanbul, 1993.

10. Hammer W C, Dennis W. Organizational Behavior, Business Publication, Dallas 1978.

11. Kaynak T. Organizasyonel Davranış ve Yönlendirilmesi, 2. Bası, Alfa Basım İstanbul 1995.

12. Luthans F. Organizational Behavior, Sixth Edition- Hill International Editions, Inc. 1992