| Başlangıç notu: Bu yazıyı
okumaya başlarken lütfen ülkemizde, geçmişte ve günümüzde işini çok başarıyla
yapan ve kliniğinde en küçük bir görevin aksamasına izin vermeyen değerli klinik
şefleri olduğunu unutmayınız. Onları baştan tenzih edelim. Ancak onlar da biliyorlar
ki birçok klinik ciddiyetten uzak yönetilmektedir ve bunun sıkıntılarını hem
hastalar ve hem de oralara eğitim almaya gelmiş olan asistan hekimler ve diğer sağlık
çalışanları çekmektedir. Bu yazının amacı soruna dikkat çekmektir ve yazar
sağlıklı çözüm önermenin konu üstünde çok daha derinlemesine çalışmayla
mümkün olabileceğini düşünmekte ve meslektaşlarını bu konu üstünde
derinlemesine çalışmalar yapmaya çağırmaktadır. |
Giriş
Son günlerde Sağlık Bakanlığı'nın
yaptığı bir dizi atama ve bunun ardından Türk Tabipler Birliği'nin bu atamalara
karşı başlattığı hukuk mücadelesi, yeniden Eğitim Hastanelerinde Klinik Şefliği
kavramı ve bunun bugünkü içler acısı hali üstünde uzun uzun düşünmemiz
gerektiğini hatırlattı.
Bilindiği gibi Türkiye'de hekim olarak
çalışabilmek için Türk Tıp Fakültelerinden birinden mezun olmak veya dış
ülkelerdeki eşdeğer fakültelerden birinden mezun olduktan sonra bu diplomayı
ülkemizde uygun mercilere onaylatmak zorunludur. Aynı şekilde uzman hekim olarak görev
yapabilmek için yine ülkemizdeki ilgili eğitim kurumlarından( birkaç istisnasıyla
birlikte tıp fakülteleri, Sağlık Bakanlığı hastaneleri veya SSK hastaneleri)
uzmanlık belgesi almak veya dış ülkelerden alınan eşdeğer belgeleri ilgili
mercilere onaylatmak gerekmektedir.
Sağlık mevzuatımızın çeşitli
metinlerinde(mesela Sağlık Bakanlığı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği)
hastanelerin başlıca 3 görevi olduğu belirtilir ve bunlar klinik hizmetler, eğitim
hizmetleri ve araştırma hizmetleri olarak sıralanır. Sağlık Bakanlığı'nın Tıpta
Uzmanlık Tüzüğü ise hekimlerin ilgili branşta uzman olabilmek için ne gibi
konularda ne kadar süre eğitimden geçeceği ve ne gibi becerileri kazanması
gerektiğini ortaya koymaktadır.
Uzmanlık eğitimi veren kurumlardan tıp
fakülteleri zaten akademik bir kadroya sahip olduğundan ve zaten mezuniyet öncesi
eğitimi de yürüttüğünden bu kurumların uzmanlık eğitimi ile ilgili sorunları
farklıdır ve başka bir yazıda ele alınacaktır. Peki, Sağlık Bakanlığı ve SSK
hastanelerinde durum nedir?
Sağlık
Kurumlarındaki Durum Nedir?
Sağlık Bakanlığı ve SSK, eğitim
hastanelerini genel hizmet hastanelerinden ayrı değerlendirir. Çünkü buralarda
eğitim görevini üstlenmiş bir kadro ve uzmanlık eğitim görmekte olan asistan
hekimler bulunmaktadır. Üst düzey görevlilere "brifing" verilirken eğitim
hastanelerimiz diye ayrı başlıklar atılır. Eğitim hastanelerinde asistan hekimlere
eğitim verme görevi klinik şeflerinin sorumluluğundadır. Ayrıca şef muavini veya
başasistan ünvanını almış hekimler de eğitim görevini yürütmede şefe yardım
ederler.
Ülkemizde eğitim işinin ne kadar
hafife alındığını bir takım düzenlemelerden hemen anlayabilirsiniz. Sözgelişi,
ilkokul öğretmeni olmak için mutlaka eğitim formasyonuna sahip olmanız gerekir de,
üniversitede hoca olmak için böyle bir formasyona ihtiyacınız yoktur. Çok iyi bir
genel cerrahsanız, bunu çok iyi öğretebileceğiniz varsayılmaktadır. Tıp
eğitiminin başlıca sorunlarından birisi de böylece ortaya çıkmış oluyor. Çok
bilgili ve klinikte başarılı bazı tıp fakültesi hocalarının amfilerde
öğrencileri sıkıntıdan patlattıkları, konuyu anlatacağım derken karman çorman
yaptıkları sıklıkla rastlanılan olgulardandır.
Gelelim klinik şeflerine, şef
yardımcılarına ve başasistanlara...Eğitim hastanelerinde şef veya şef yardımcısı
olabilmeniz için ya Sağlık Bakanlığı'nın açtığı sınavlarda ( ilgili bilim
sınavı ve branş cerrahi bir branşsa ameliyat yaptırma) başarılı olmalısınız ya
da eğer profesörlük veya doçentlik ünvanınız varsa Bakan'ın doğrudan sizi
ataması gerekmektedir.
Meslektaşlarımla kişisel
görüşmelerim sırasında, ben de son zamanlardaki atamalara karşı çıkılması
gerektiğini düşünmekle birlikte, karşı çıkanların birçoğunun aslında sorunu
anlamadan, belki de başka birilerinin atanmasını istediğinden karşı
çıktıklarını düşündüm. Kişisel beklenti ve kayırmalardan arındırılmış
olarak ele alınması gereken bir sorunla karşı karşıyayız. Klinik şefliği
hegemonyası ülkemizde kamu sektörünün sağlık hizmetini sunarken onu sürekli
sekteye uğratan ciddi bir sorunudur.
Klinik şeflikleri
neden ciddi bir sorun olsun?
Aslında bu sorunun herkesin hemen
aklına geliveren tek ve kesin bir yanıtı vardır. Mesele ekonomiktir. Hastanenin o
klinikte neredeyse tüm olanaklarının hangi hastaya ne zaman kullanılacağı kararı
bir kişiye verilmiştir, bu kararın herhangi bir standardı yoktur, kararın doğru veya
yanlış olduğunu tartışacak bir mekanizma yoktur ve bu kararlar çok pahalı
hizmetlerin yönlendirilmesine ilişkindir. Bütün bunlardan sonra siz bu karar
vericilere (hastanenin hemen karşısında da olabilir) ayrıca özel sektör
faaliyetlerinde bulunma hakkı verirseniz burada sorun çıkmamasını beklemeniz saflık
olur.
Ülkemizde klinik şefliklerinin bu
derece verimsiz ( bu yargı herhangi bir araştırmaya dayanmıyor, yalnızca yazarın
kişisel görüşü) olmasının ilk sebebi şeflerin seçimidir. "İyi şef"
olabilmek için iyi derecede yabancı dil bilmek, eğitim alanında teknolojinin tüm
olanaklarından rahatlıkla yararlanıyor olmak, eğitim metodolojisini ve aynı zamanda
yönetim sanatını iyi bilmek, müfredata ve mevzuata tam hakim olmak, sürekli dış
yayınları ve yeni gündem konularını takip ediyor olmak gerekir. Bu özelliklere
yalnızca şeflik hakkını elde etme sürecinde sahip olunması da yeterli değildir ve
zaman içinde şefin bu özelliklerinin aşınmaması gerekir, ki bu koşul bizi
akreditasyon kavramına sürüklemektedir. Belli dönemlerde şeflerin yeni durumlarının
değerlendirmeye alınması işin kalitesini birden değiştirecektir.
Hastanelerin genel anlamda verimsiz
çalıştığı bir ülkede klinik şefleri nasıl verimli çalışabilirler? Bu soru
doğru sorulmuş bir sorudur ve elbette hastanelerin kuruluşundan tutun, plansızlığı,
politik bir kazan gibi sürekli kaynatılıp durması, ihtiyaçların çok fazla olması,
hastaların kapılarda yığılması ve devletin hastane yatırımlarından yavaş yavaş
elini eteğini çekmesi, basiretsiz başhekim ve hastane müdürlerinin yaygın olması
gibi olumsuz etkenler de klinik şeflerinin başarısızlığında etki sahibidir.
Sonuçta gelinen nokta; eğitim hastanelerinde de tek görev klinik hizmetlermiş gibi
algılanıyor, eğitim de araştırma da ikinci planda kalıyor.
Genel anlamda klinikte hasta yatışı
kararının tek sorumluda toplanması bazı uygulama ve denetim kolaylıkları
getirmektedir. Ama bu örgütlenme bazı durumlarda aksaklıklara sebep olmaktadır.
Geceleri veya haftasonları tıbbi endikasyon olsa bile bazı kliniklerde hasta
yatırılması çok zordur, çünkü ortada şef yoktur ve şeften başka kimse hasta
yatışına karar veremez. Bu konuyu çözüme kavuşturmuş kliniklerde genellikle şefin
yetkisini birkaç kişiye yaydığı ve bu kişilerle hasta yatakları konusunda sürekli
bilgi alışverişine girerek karmaşanın önüne geçtiği görülmektedir.
Klinik şeflerinin mevzuat bilgilerinin
genellikle zayıf olması onların rutin uygulama dışında hiçbir şey yapmamalarına
yolaçıyor. Yönetim biliminin tüm işlevlerini burada incelikle uygulamalısınız.
Sözgelişi başarısız bir asistanın uzmanlık belgesi verilmeden gönderildiği
ülkemizde hiç görülmemiştir. Bunun sonunda şu kanı yaygınlık kazanmıştır: TUS
sınavını kazandın mı uzman olursun, asistanlığında fazla çalışmana, okumana
yazmana gerek yok!
Klinik şeflerinin saha araştırmaları,
tez yönetme, veri toplama ve veri analizi gibi konularda çok bilgili olması gerekir.
Bana zaman zaman uzmanlık tezinin istatistik analizlerini yaptırmak üzere hekim
arkadaşlar başvurur. Seçilen konu, buna yönelik veri toplama şekli, bunun sunuluşu,
tablolama, grafikleme gibi konularda arkadaşların çok zayıf kaldığını görünce
şeflerin niye onlara yardım etmediğini sorarım. Genellikle aldığım cevap aynıdır:
"Hoca bilmez ki." Bu cevaplar bizi üzdüğünden bir tarihte klinik şeflerinin
epidemiyoloji ve biyoistatistik konularında bilgilerini tazeleme eğitimi programı
hazırlamıştık. Kimse buna rağbet etmedi ve hiç uygulamaya koyamadık. (Gönüllüler
olursa hala bu konuda çalışmaya hazırız)
Neden aynı hastanede
aynı dalda birinci,ikinci, üçüncü, dördüncü klinikler olur?
Bunun cevabını ben bilmiyorum.
Konuştuğum hastane yöneticilerinden bu konuda bir takım olumlu görüş ileri
sürenler oldu ama hiçbiri benim için tam ikna edici olmadı. Genellikle söylenen
ayrılmış kliniklerin daha kolay yönetilebilir olduğudur. Birkaç eğitim hastanesinde
adı açıkça konmamakla birlikte, diyelim dahiliye kliniklerinden birincisi nefroloji,
ikincisi gastroenteroloji, üçüncüsü romatoloji, dördüncüsü kardiyoloji gibi üst
bölümlendirmeye gidilmiş olabilmektedir. Bu yaklaşım makul görünüyor ancak bu
durumda da adının açıkça konması daha uygun olabilir. Benim gereksiz bölünmelerde
gördüğüm en önemli sebep, birilerini klinik şefi haline getirebilmek için alan
yaratmaya yönelik uygulamalardır. Aynı branşta birden çok kliniğin olduğu
hastanelerde genellikle (her zaman değil) klinikler birbiriyle uyumlu
çalışamamaktadır. Ortada ekonomik, sosyal ve kariyer açısından çıkar
çatışmaları vardır da ondan. Boş yatakların diğer klinikçe kullanmasına izin
verilmez, diğer kliniğin asistanlarına ve hastalarına ikinci sınıf muamele
yapılır, aletleri diğerlerinin kullanması istenmez, vb.
Asistan hekim
arkadaşlara kendi klinik şeflerini değerlendirmelerinde kullanabilecekleri ipucu
niteliğindeki bazı sorular:
Kliniğinizde hastabaşı vizitleri ve
eğitimleri hergün düzenli olarak yapılıyor mu?
Seminerler düzenli yapılıyor mu?
Şef, vizitlerde ve seminerlerde
konuları derleyip toparlayan ve bilgileri özümsemenize yardımcı olan konuşmalar
yapıyor mu?
Her asistanın eğitimi sırasında hangi
konuları göreceği, hangi becerilerin ne zaman ve ne şekilde verileceği ile ilgili bir
planlama var mı?
Verilen eğitimler bir dosyaya veya bir
karneye işlenerek kayda geçiriliyor mu?
Şefin hangi asistanın hangi becerileri
kazandığından ve ne kadar çalıştığından haberi var mı?
Şef, şef muavinleri ve başasistanlarla
haftada en az bir kere olmak üzere bir-iki saatlik eğitimleri değerlendirme
toplantılarını düzenli olarak yapıyor mu?
Şef internet kullanıyor mu?
Şef kliniğe saat kaçta geliyor ve
kaçta gidiyor?
Rotasyon için başka kliniklere veya
başka hastanelere gönderilen asistanların o süre içindeki eğitim maceralarıyla şef
ilgileniyor mu?
Kliniğin performansı şef tarafından
değerlendiriliyor mu? Evetse, bunun için hangi kriterleri kullanıyor?
Bu sorular çoğaltılabilir. Konu
derinlemesine ele alınıp tartışılınca klinik şeflikleri olmadan eğitim olabilir
mi, olamaz mı sorusu belki daha rahat cevaplanacaktır. Ancak klinik şefliklerinin
sürdürülmesinin daha akılcı olacağı sonucuna ulaşılsa bile kimsenin inkar
edemeyeceği bir gerçek var: Klinik şeflikleri ile ilgili yetki ve sorumluluklar yeniden
ele alınmalı ve şefler de kendilerine adamakıllı çekidüzen vermelidir. |