| Giriş
Depremlerde ne gibi yardım
malzemelerinin uygun olduğunu, ne gibi donanım ve personel ihtiyacının ortaya
çıktığını tam olarak anlayabilmek ve gerekli hizmetleri verebilmek için depremlerin
yol açtığı ölümlerin nedenleri ve yaralanma tipleri hakkında daha çok
epidemiyolojik bilgiye ihtiyaç vardır. Felaketlerin epidemiyolojisinin ana hedefi;
bunların sağlık üzerine etkilerini tanımlayabilmek ve ölçmektir. Bunu yaparken
felaketzedelerin ihtiyaçlarını anlamak, kaynakları verimlilikle ihtiyaçlara uygun
şekilde tahsis etmek, sağlıkla ilgili istenmeyen etkileri ortadan kaldırmak, program
etkililiğini değerlendirmek ve durum senaryosu planlamak amacını güder. Dünyada
deprem önleme ve kontrol önlemlerinin uyarlanmasına ve yardım faaliyetlerinin
uygulamaya sokulmasına başlanmadan önce, tek bir deprem bile onbinlerce insanın
ölümüne, çok ciddi yaralanmalara ve ileri derecede ekonomik kayıplara neden
olmaktaydı(1). Diğer hizmet alanlarında olduğu gibi sağlık hizmetlerinde de edinilen
deneyimlerin bir sonraki afette ortaya konacak politikalara uyarlanmasının önemi
büyüktür. Ağustos 1999 Marmara depremi ülkemizde sağlık hizmetlerinin
organizasyonunda afetlerde alınacak önlemlere ilişkin ne büyük eksiklik bulunduğunu
gözler önüne sermiştir. Yapılan tahminlerde ülkemiz deprem açısından dünyanın
birçok ülkesinden daha fazla risk altında olduğundan depremlerin epidemiyolojisi
Türkiye’deki sağlık planlamacıları ve sağlık yöneticileri açısından
özellikle daha fazla önem taşımaktadır.
Depremlerin Etkilerini
Anlamayı Sağlayacak Unsurlar (2)
Bir depremde meydana gelen ölüm ve
yaralanmaların boyutu şunlara bağlı olarak değişmektedir:
depremin şiddeti
depremin merkezine olan
uzaklık
zemin yapısı
binaların özellikleri
insan eliyle yapılmış diğer
yapıların özellikleri
bölgedeki nüfusun yoğunluğu
ve alana yayılışı
çevre koşulları
insanların yerleşimleri ve
davranış şekilleri
uyarı yapabilme fırsatının
olup olmadığı
felaketlere karşı
hazırlıklı olma durumu
günün hangi saatinde deprem
olduğu
haftanın hangi gününde
deprem olduğu
mevsim
Mahoney “ Richter Ölçeği’ne göre
şiddeti 6.0’ı geçen depremler yerleşim yerleri yakınında olmuşsa ölüm
görülür” demektedir(3). Son 20 yılda, dünyada yalnızca depremlerde 1 milyondan
fazla kişi ölmüştür(4). Bu yüzyıldaki deprem ölümlerinin % 80’ininden fazlası
Türkiye’nin de içinde bulunduğu 9 ülkede; % 50’si ise tek bir ülkede –
Çin’de- meydana gelmiştir. 1976'da, Çin’in kuzeyinde bir milyon nüfuslu
Tangshan’da 7.8 şiddetinde bir deprem oldu. Birkaç saniye içinde şehir enkaz haline
geldi ve 240 000’den daha çok kişi öldü(5). Sismik olarak aktif ve nüfusu
kilometrekare başına 20 000 – 60 000 olan diğer kentleşme bölgeleri de depremle
ilgili bu düzeyde katastrofik ölüm ve yaralanmalara her zaman açıktır(4).
Genellikle ölüm / yaralanma oranı
yaklaşık 1 / 3-4 civarındadır. Ancak bu oran; depremin merkezi yakınındaki yerleşim
yerlerinde çok ölüm/az yaralanma, deprem merkezine nisbeten uzak yerleşim yerlerinde
az ölüm/çok yaralanma şeklinde kendini belli etmektedir. Sözgelişi, Tangshan’da
(Çin) her 2 yaralanmaya karşılık 3 ölüm, Whittier Narrows- California’da (ABD) her
450 yaralanmaya karşılık 1 ölüm olmuştur(2).
Ölüm ve yaralanma sayıları ağır
hasar görmüş bina sayıları, binalardan kaçabilen insan sayısı, depremden hemen
sonraki tıbbi hizmetlerin etkililiği/uygunluğu/ulaşılabilirliği ve arama ve kurtarma
faaliyetlerinin verimliliği gibi değişkenlerle doğrudan ilgilidir. Bina hasarlarının
miktarı vaktiyle felaket hallerine bir toplumun ne ölçüde önem vererek ne ölçüde
yatırım yaptığı ile ortaya çıkan kaçınılmaz bir sonuçtur. Genel olarak
denilebilir ki, gelişmiş ülkelerde afet hallerinde yaralanma ve ölüm hızları
gelişmemiş ülkelere göre daha düşüktür çünkü afet durumları için önceden
ayrılan kaynak ve buna uygun şekilde kullanılabilecek bir sistem bulunmaktadır.
Yangın Riski
Depremi izleyebilecek en önemli ikincil
felaket yangındır. Birkaç sarsıntıyla birlikte sobalar, ısınma gereçleri, ışık
araçları vb devrilebilir, kıvılcımlar çıkabilir ve etrafı alevler sarabilir.
Japonya’da yangın çıkan şehir depremlerinde, yangın çıkmayanlara göre 10 kat
daha fazla ölüm kaydedilmiştir(6). 1906 San Fransisco depreminden sonra oluşan
yangın, depremin kendisinden çok daha fazla kişiyi öldürmüştür. Günümüze
yaklaşırsak; 1994 California Northridge depremi, güçlü sarsıntıların yeraltındaki
fuel oil borularını veya gaz bağlantı noktalarını patlattığını, parlayıcı
patlayıcı maddelerin etrafa yayılıp alevlenmesine neden olduğunu ve yangın
başlattığını bize göstermiştir. Dahası, kentin su şebekesi zarar gördüğü
için, bu yangınları söndürme olanaklarında da büyük kayıplar görülmüştür(1).
Barajlar
Barajlar da yıkılma tehlikesindedir ve
bu durum toplumları su baskını tehlikesiyle karşı karşıya getirir. Belli bir
büyüklükten sonraki bütün depremlerde civardaki barajlar hemen kontrol edilmeli ve
barajların arkasında birikmiş su düzeyindeki ani düşüşler barajın yapısal bir
zarar görmüş olabileceğini düşündürmelidir(4,7).
Yapısal Etmenler
Birçok depremde tartışmasız en
yaygın ölüm ve yaralanma sebebi insan eliyle yapılmış yapıların kısmen veya
tamamen çökmesidir(4). Bu yüzyılda depremlere atfedilen ölümlerin % 75’i depreme
dirençsiz, uygun olmayan malzeme veya yapım hatasıyla yapılmış binaların çökmesi
sonucudur(7). Ölenlerin en büyük bölümü desteklenmiş tipteki binalarda (örneğin
kerpiç, briket veya kaba taştan evler gibi) yapıların çökmesiyle meydana gelmiş, ya
da desteklenmemiş tipte fırınlanmış tuğladan yapılma ve
betonarme blok gibi çok düşük şiddetli sarsıntılarda
bile çökebilen ve yüksek şiddetli sarsıntılarda çok hızla göçen binalarda
yaşanmıştır. Yeryüzünün birçok yüksek sismik bölgelerinde(İran, Pakistan,
Türkiye, Latin Amerika ülkeleri gibi) yapıların yalnız çökmeye eğilimli duvarları
değil, bir de ağır çatıları vardır(8). Bunlar da yıkılmayı ve sonunda ölümü
kolaylaştırmaktadır.
Deprem Planlaması
Senaryoları
Büyük bir depremden hemen sonra buna
bağlı bir kaosun hakim olması çok muhtemeldir. Alanda yaşayanlar dışarıyla
bağlantısı kesilmiş olarak öncelikle kendilerine ve komşularına yardım etmek
durumundadır. Eğer o ana kadar en muhtemel durum senaryolarına göre ne yapacaklarına
dair planları varsa ve bunun daha önce uygulamasını çalışmışlarsa, kişiler en
yararlı yardım çabalarını ortaya koyabileceklerdir. Tıbbi hazırlık planları
benzer şekilde etkilenebilecek bina sayısına, nüfus yoğunluğuna ve yerleşim
özelliklerine, bölgede beklenen depremin boyutu ve karakterine ve bölgede var olan
tıbbi hizmet birimlerine dayanan senaryo hesaplarına göre oluşturulabilir. Kaza
senaryolarını içeren böyle bir bölgesel zarar çalışması, tıbbi ve kurtarma
personelinin konuya özgü eğitimini sağladığı gibi, gerekecek malzemenin deprem
olmadan temin edilmesi olanağını verir.
Büyük afetlerde hiçbir zaman yeterli
sayıda kurtarma personeli ve tıbbi personel olmayacağı için deprem geçirmeye
eğilimli toplumlar bu gibi durumlarda ne yapılması gerektiğini içeren halk eğitimi
çalışmaları yapmalıdır. Bu eğitim çalışmalarında ilk yardım, temel kurtarma
bilgileri, yangın bilgileri gibi konular ele alınmalıdır. Gönüllü kuruluşlarla,
itfaiyeyle ve hastanelerle ilişkiye geçilip simulasyon çalışmaları yapılabilir. Bu
eğitimler gözlemcilerin de daha büyük boyutlu acil durumlarda ne yapacaklarını daha
iyi anlamalarına yardımcı olacaktır(1).
Depremin Etkisinin Erken Ve Hızlı
Bir Şekilde Araştırılması
Enkaz altındaki kurbanların hızla
kurtarılması ve hayati tehlike içinde olan yaralıların uygun tedavisi
çalışmalarımızın etkisini arttıracaktır. Bu nedenle, yaralanma ve zararın
boyutunun erken ve hızlı araştırılması kaynakların en çok ihtiyaç duyulan yere
doğrudan gönderilebilmesi için çok önemlidir. Ne yazık ki, çok büyük boyutta
yaralanmaya sebep olan afetler genellikle iletişim ve ulaşım yollarını da tıkamakta
ve tıbbi yardım olanaklarını azaltmaktadır(1).
İtalya çalışmasında, 3619 kişinin %
93’ü ilk 24 saatte kurtarılmıştır ve enkaz altında ölenlerin % 95’inin hala
canlı olduğu halde onlara ulaşılamadığı için öldüğü tespit edilmiştir. Çin
ve Türkiye depremlerinin tahminlerine göre bina göçmelerinden sonraki ilk 2-6 saatte
enkaz altındakilerin % 50’sinden daha azı halen hayatta kalmıştır. Bu verilere
dayanarak, arama ve kurtarma alanında özel uzmanlık edinmiş ekiplerin, ilkyardım
ekiplerinin ve tıbbi yardım ekiplerinin bölgeye birkaç günden daha sonra ulaşması
durumunda büyük depremlerin ağır sonuçlarının değişmesine bu ekiplerin fazla bir
katkısı olmayacağı anlaşılmaktadır(9).
Aynı coğrafik bölgedeki komşu
ülkeleri ayrı tutarsak dış yardımlar deprem bölgesine, kurtarma çalışmalarının
büyük bir bölümü iç yardım ekipleri tarafından gerçekleştirildikten sonra ancak
ulaşabilmektedir. Sözgelişi, 1980 Güney İtalya depreminde enkazdan çıkarılanların
% 90’ı eğitimsiz ve o depremden kurtulmuş halk tarafından çıplak elle ve kazma
kürek gibi basit araçlar kullanılarak kurtarılmıştır. Aynı şekilde, 1976 Tangshan
depreminde enkaz altından sağ çıkan 200 000 – 300 000 kişi, hemen diğer
insanların kurtarılması faaliyetlerine girişmişlerdir. Bu insanlar tüm
kurtarılanların % 80’inden fazlasını kurtaran olmuşlardır. Hayat kurtarma
faaliyetlerinin en ağırlıklı kısmı depremzedeler arasından nisbeten az yara almış
ve eğitim görmemiş kişilerin, yerel itfaiye ekiplerinin ve diğer yerel
profesyonellerin çalışmalarına kalmaktadır(1,9).
Tıbbi Hizmetler
Etkili arama ve kurtarma faaliyetlerinde
olduğu gibi tıbbi hizmetlerde de çok hızlı davranmak gerekmektedir. En büyük talep
ilk 24 saate olmaktadır. İtalya’da 1980 depreminde çalışmış olan Safar, erken
ilkyardım ve tıbbi müdahale ekiplerinin çabuk ulaşmış olsalardı; yaralanıp da
zaman içinde ölen insanların % 25-50’sini kurtarabilecekleri sonucuna ulaşmıştır.
Bugünkü verilere göre, yaralı insanlar yalnızca depremden sonraki ilk 3-5 gün
içinde acil tıbbi hizmetlere ihtiyaç duymakta, daha sonra ise hastane hizmetleri
neredeyse normale dönmektedir. Olay yerine bir hafta sonra ulaşacak bir donanımlı
sahra hastanesi geç kalmış demektir. Sözgelişi Mısır depreminde depremle ilgili
yaralanma ve rahatsızlığı olan kişilerin % 70’inden çoğu ilk 36 saatte tıbbi
hizmeti almışlardır(1,7).
Büyük depremlerin zararları halk
sağlığı ve tıbbi hizmet çalışmalarını da kapsayabilir. Deprem bölgesindeki
hastaneler, klinikler, tıbbi malzeme depoları vb yıkılmış olabilir. Yaklaşık 7000
kişiyi öldürmüş olan 1985 Mexico City depreminde toplam 4397 hastane yatağı (her
dört yataktan biri) kaybedilmiştir(1,3,4). Aynı şekilde Ağustos 1999 Marmara
depreminde de bölge hastanelerinin neredeyse hepsi kullanılamaz duruma gelmiştir.
Deprem alanlarında hastane acil planları, hastaların koğuşlardan dışarı
alınması, ameliyathane ve radyoloji birimleri gibi yerlerden kritik malzemelerin
güvenli bir şekilde taşınması, rutin hizmetlerin yeniden kurulması
çalışmalarını kapsamalıdır. Ülkemizde hastanelerin bu gibi çalışmaları
yapmaktan uzak olması bu konuda bir an önce çalışmaların başlatılması gereğini
ortaya koymaktadır.
Afet Yönetiminin Halk
Sağlığı Boyutu
Sağlık sorunları ile afetin tipi
arasında direkt bir ilişki vardır. Bazı afetlerin insan hayatı ve sağılığı
üstüne diğerlerinden daha direkt zararları vardır. Bu tür etkilere karşı acil
uygulamalar gerekir.
Afetin dolaylı etkilerinden bir tanesi
de bulaşıcı hastalıkların yayılmasıdır. İnsanların evleri yok olunca, barınma
yerleri aramaya başlayacaktır. Nispeten idare edebilecek yerlerde çok kalabalık
nüfusun yığılması, su yetersizliği, gıda kıtlığı ve kişisel ve çevresel
kirlilik hastalığa yakalanma riskini arttıracak ve salgınlar baş gösterecektir.
Genel anlamda afetlerin kısa dönemdeki
halk sağlığı sorunları aşağıdaki gibi özetlenebilir(10):
Ölümler ve cesetlerin
uzaklaştırılması,
Acil ve kapsamlı tıbbi
müdahale gerektiren ağır yaralanmalar
Özel bir eylem gerektirmeyen
orta ve hafif yaralanmalar
Bulaşıcı hastalıkların
salgınları
Afetzede toplumun psikososyal
etkilenimleri
Kıtlık
oplu göçler.
Acil/Geçici
Yerleşimlerde Koordine Sağlık Hizmetlerinin Öncelikli İşlemleri (11)
Doğal ve insan kaynaklı
zararlardan korunma
Nüfus tespiti/sayım
sistemlerinin kurulması
Makul ölçülerde temiz
sayılabilecek yeterli miktarda suyun temini
Önerilen besin değerinde
yeterli yiyecek temini
Korunmaya muhtaç kişilerin
uygun gıdaya ulaşabildiğinden emin olunmalı veya malnutrisyon ortaya çıkarsa,
destekleyici beslenme programları uygulanmalıdır.
Uygun barınma sağlanmalı
Kültürel olarak uygun ve
işlev gören sanitasyon ve hijyen sistemleri soğutma, (tuvalet ve banyolar, klor ve
sabun vb.)
Aile bireylerinin nerede
olduğunun belirlenip bildirilmesi (ruh sağlığı açısından vazgeçilmez)
İşbirliği zorunluluğu olan
diğer sektörlerle iletişim ve koordinasyon (gıda, ulaşım, iletişim ve
bayındırlık gibi)
İzleme ve değerlendirme,
sorunları anında çözme
Sağlık hizmetlerini ve tıbbi
hizmetleri sunma
Halk sağlığı sürveyansı
(Beslenme sürveyansı/taraması)
Mevcut sağlık hizmetleri
hakkında bilgi
Kızamık aşılaması (daha
sonra GBP aşılarının tanımı)
Gerekirse A vitamini sağlama
Malnutrisyon durumunda seçici
beslenme (destekleyici ve tedavi edici)
Temel tedavi hizmetlerinin
sunulması (özellikle ARI, diyare, sıtma)
Sevk sistemi, denetim ve malzeme
dağıtım sisteminin kurulması, gözden geçirilmesi
Sağlık personelinin acil
yerleşim yerlerinde görülebilecek sağlık sorunları ve riskleri ve bunların
çözümüyle ilgili konularda eğitilmesi ve gereğinde yeniden eğitilmesi
Cinsel yolla bulaşan
hastalıkları da kapsayacak şekilde halka sağlık eğitimi programları sunulması
Neonatal ve obstetrik hizmetlerin
sunumu
Aile planlaması hizmetleri
Sağlık personelinin acil
durumlardaki uygun hizmet sunumuyla ilgili bilgi eksikliğinin kapatılması
Yüksek Risk Taşıyan
Kimseler
Afet durumlarında sağlık
yöneticilerinin hizmetin tüm bireylere ulaştırıldığından emin olmaları
gerekmektedir. Hizmetin ulaşılabilirliği sağlık hizmetlerinin yönetiminde her zaman
özellik taşıyan bir konudur ve afet durumlarında bu konunun önemi artar. Aşağıdaki
gruplar hizmete zaten kolay ulaşamayanlar olduklarından ve afet durumunda bunlar
kolaylıkla gözardı edilebileceklerinden bu grupların özellikle ayrıca ele alınması
ve korunması gerekmektedir. Afet durumlarında yüksek risk taşıyan kişiler arasında
şunlar sayılabilir(12):
sakatlar ve özürlüler
anne ve/veya babasını
kaybetmiş bebek ve çocuklar
gebe ve lohusalar
yalnız kalmış genç
kadınlar (tecavüz ve diğer saldırılar açısından)
yaşlılar
kronik hastalığı olanlar
yöre dilini bilmeyen
yabancılar (turistler, göçetmişler vb.)
İletişimin Önemi
Bunun için sağlık çalışanları
arasında hızlı bir iletişim kanalının oluşturulması gerekir. Bu kanal
oluşturulurken mümkünse telsiz, cep telefonu gibi araçlardan yararlanmak gerekir.
Kanalların yok yere meşgul edilmesinin önüne geçmek için hangi tür bilgilerin ne
sıklıkta bildirilmesi konusunda sağlık yöneticileri açıklık getirmek
durumundadır. İshal, zatürre gibi bazı sorunların günü gününe takip edilmesi
gerekmektedir. Ayrıca aşılama faaliyetleri gibi bazı öncelikli hizmetler de günü
gününe takip edilerek sorunlarla verilen hizmetler arasında bağlantı kurulmalı ve
eksiklikleri giderecek yeni önlemler için bu bilgilere başvurulmalıdır. Elde edilen
bilgilerin günü gününe kayıtlara geçirilmesi çok önemli bir konudur ve genellikle
rutin kayıt bildirim sistemi de zarar gördüğü için hızla genel bilgilerin
tutulacağı bir kayıt sistemi oluşturmak gereği doğar.
Afetlerde Sağlık
Yöneticisinin Acil Müdahalesiyle İlgili 10 İşlem (11)
Acil tıbbi müdahale dışı afetlerde
acil müdahale konusu çok karmaşıktır ve sağlık alanında her birisinin kendine
özgü önceliklendirilmesi değişik olabilir, ancak aşağıdaki öncelikler genellikle
her durumda geçerliliğini korumaktadır:
Afetten etkilenen toplumun
sağlık durumunu hızlı bir şekilde belirleyiniz.
Hastalık sürveyansı ve
sağlık bilgi sistemini hemen kurunuz.
Bütün 0 ay-5 ay arasındaki
çocukları kızamığa karşı aşılayınız.(Bazen 14 yaşına kadar yaş grubu
genişletilir),malnütrisyon hallerinde A vitamini desteği yapınız.
İshal kontrol programı
oluşturunuz.
Temel bir sanitasyon ve temiz
bir su sağlayınız.
Uygun barınma, giyecekler ve
battaniye sağlayınız.
Her kişi için en azından 1
900 kcal/gün olacak şekilde gıda sağlayınız.
Standart protokollerinin
geçerli olduğu ve temel ilaçlar listesine dayanan bir tedavi sistemi kurunuz ve bu
sistemin toplumun tamamını kapsadığından emin olunuz.
Her bin kişiye bir tane olmak
üzere uzman toplum sağlıkçısı istihdam ediniz.
Yerel, ulusal ve uluslararası
yöneticilerin ve gönüllülerin eşgüdümünü sağlayınız.
Acil Yerleşim
Durumlarında Sağlık Programlarının Değerlendirilmesinde Yarar Sağlayacak Sorular
Daha sonra benzer durumlarda
karşılaşıldığında ne gibi önlemlere başvurulacağını tam olarak belirleyebilmek
için hizmetin etkiliğinin bir şekilde ölçülmesi gerekmektedir. Bu ölçmeye temel
olması açısından şu sorular önerilmektedir(13,14):
- Toplumun gerçek ihtiyaçları
ne idi?
- Bunlar nasıl araştırıldı?
- Araştırma yöntemleri uygun
muydu?
- Yapılan müdahale ihtiyacı
gidermeye uygun muydu?
- Belirlenen ihtiyaçlar ve
eldeki olanaklar göz önüne alınınca yapılan müdahale ne ölçüde kabul edilebilir?
- Aynı durumla ileride yine
karşılaşılırsa ihtiyaçlar nasıl daha iyi giderilebilir?
- Toplumda olanaklardan kimlerin
nasıl yararlanacağı ne şekilde hedeflendi ve belirlendi?
- Müdahalelerin ilkeler
açısından hangi yönleri eksik kaldı?
- Daha sonraki çalışmalar
eksiklikleri gidermeye yetti mi? Yetmediyse niçin?
- Değişik müdahaleler
birbiriyle uyumlu şekilde eşgüdümlendi mi?
- Müdahalenin mortalite ve
malnutrisyon hızları, güvenlik ve önlemler, çözüm mekanizmaları üstüne etkileri
neler olmuştur?
- Acil müdahale ve yardımlar
daha uzun dönemdeki iyileştirme çalışmalarını nasıl etkiledi?
- Daha sonraki hallerde acil
müdahale ve yardımlar ile uzun dönemde iyileştirme çalışmaları birbiriyle nasıl
bağlantılandırılmalıdır?
|