17 AĞUSTOS DEPREMİNDEN SONRA ÖĞRENDİKLERİMİZ VE TANIK OLDUKLARIMIZ


Doç. Dr. Haydar SUR
Marmara Üniversitesi Sağlık Eğitim Fakültesi

 

Depremler ve sonuçları

Son 25 yılda, tüm dünyada yalnızca depremlerde 1 milyondan fazla kişi öldü. Bu yüzyıldaki deprem ölümlerinin % 80’ininden fazlası, Türkiye’nin de aralarında olduğu 9 ülkede gerçekleşti. 1976'da, Çin’in bir endüstri şehri olan Tangshan’da 7.8 şiddetinde bir deprem oldu. Birkaç saniye içinde 1 milyon kişinin yaşadığı Tangshan enkaz haline geldi ve 240 binden daha çok kişi öldü. Sismik olarak aktif ve nüfusu kilometrekare başına 20 000 – 60 000 olan diğer kentleşme bölgeleri de depremlere bağlı bu düzeyde ölüm ve yaralanmalara her zaman açıktır.

Depremi izleyebilecek en önemli ikincil felaket yangındır. Güçlü sarsıntılar, yeraltındaki fuel oil borularını veya gaz bağlantı noktalarını patlatabilir, parlayıcı patlayıcı maddelerin etrafa yayılıp alevlenmesine neden olabilir ve bu şekilde yangın başlatabilir. Birkaç sarsıntıyla birlikte sobalar, ısınma gereçleri, ışık araçları vb devrilebilir, kıvılcımlar çıkabilir ve etrafı alevler sarabilir. Japonya’da yangın çıkan şehir depremlerinde, yangın çıkmayanlara göre 10 kat daha fazla ölüm kaydedilmiştir. Genellikle su şebekesi de zarar gördüğünden, bu yangınları söndürmek çok zordur.

Yapısal Etmenler Belirleyicidir

Bu yüzyılda depremlerle meydana gelen ölümlerin % 75’i depreme dirençsiz, uygun olmayan malzeme veya yapım hatasıyla yapılmış binaların çökmesi sonucudur. Yeni stil briket evleri yaralanma ve ölüm için en yüksek; geleneksel toprak veya ahşap evler ise en düşük riski taşır. İran, Pakistan, Türkiye, Latin Amerika gibi yüksek sismik bölgelerde, briket yapılar yalnız çökmeye eğilimli duvarları nedeniyle değil, bir de ağır çatıları yüzünden birçok kişinin ölümüne yol açıyor. Beton iskeletli evler genellikle çökmeye daha az eğilimlidir ama göçtüğünde diğer yığma yapılara göre daha öldürücüdür.

Depremlerin etkileri açısından bazı bilgiler

Gelişmiş ülkelerde afet hallerinde yaralanma ve ölüm hızları gelişmemiş ülkelere göre daha düşüktür. Çünkü afet durumları için önceden ayrılan kaynak ve bunun uygun şekilde kullanılabileceği bir sistem vardır. Mahoney “Richter Ölçeği’ne göre şiddeti 6.0’ı geçen depremler, yerleşim yerleri yakınında olmuşsa ölüm görülür” diyor. Bir depremde meydana gelen ölümler ve yaralanmaların boyutu şunlara bağlı olarak değişiyor:

depremin şiddeti

depremin merkezine olan uzaklık

zemin yapısı

binaların özellikleri

insan eliyle yapılmış diğer yapıların özellikleri

bölgedeki nüfusun yoğunluğu ve alana yayılışı

çevre koşulları

insanların yerleşimleri ve davranış şekilleri

uyarı yapabilme fırsatının olup olmadığı

felaketlere karşı hazırlıklı olma durumu

günün hangi saatinde deprem olduğu

haftanın hangi gününde deprem olduğu

mevsim

Depremin etkisinin erken ve hızlı bir şekilde araştırılması

Enkaz altındaki kurbanların hızla kurtarılması ve hayati tehlike içinde olan yaralıların uygun tedavisi çalışmalarımızın etkisini arttıracaktır. Bu nedenle, yaralanma ve zararın boyutunun erken ve hızlı araştırılması kaynakların en çok ihtiyaç duyulan yere doğrudan gönderilebilmesi için çok önemlidir. Ne yazık ki, çok büyük boyutta yaralanmaya sebep olan afetler genellikle iletişim ve ulaşım yollarını da tıkamakta ve tıbbi yardım olanaklarını azaltmaktadır.

Arama ve Kurtarma

Enkaz altında kalan insanların yaşama şansının en üst düzeye çıkarılması için bina çökmelerinden hemen sonra arama ve kurtarma ekipleri hızla faaliyete geçmeli. Enkazdan çıkarma çalışmalarının süresi uzadıkça canlı kurtarma ihtimali azalıyor. 1984 İtalya depreminde 3619 kişinin % 93’ü ilk 24 saatte kurtarıldı ve enkaz altında ölenlerin % 95’inin hala canlı olduğu halde onlara ulaşılamadığı için öldüğü tespit edildi. Çin ve Türkiye’deki depremlerin sonuçları incelendiğinde, bina göçmelerinden sonraki ilk 2-6 saatte enkaz altındakilerin % 50’sinden daha azı halen hayatta kalabildi. Enkaz altındaki bir insanın hemen ölmüş mü yoksa bir müddet yaşamış mı olduğu sonradan tam olarak anlaşılamasa da, daha erken bir dönemde enkazın kaldırılması durumunda daha çok kişinin kurtarılabileceği muhakkaktır. ABD’nin önde gelen afet uzmanı Koji’ye göre, arama ve kurtarma alanında özel uzmanlık edinmiş ekiplerin, ilkyardım ekiplerinin ve tıbbi yardım ekiplerinin bölgeye birkaç günden daha sonra ulaşması durumunda, büyük depremlerin ağır sonuçlarının değişmesine fazla bir katkısı olamaz.

Tıbbi tedavi

Etkili arama ve kurtarma faaliyetlerinde olduğu gibi tıbbi hizmetlerde de çok hızlı davranmak gerekiyor. En büyük talep ilk 24 saate olmaktadır. İdeal olarak; afetlerde tıbbi hizmetler; acil hayat kurtarma desteğine yönelik ilk yardım, ileri travma -hayat desteği çalışmaları, resusitatif cerrahi, sahada analjezi ve anestezi, resusitatif mühendislik(arama ve kurtarma teknolojisi) ve yoğun bakım konularını içerir. Üst solunum yolu obstrüksiyonu veya inhalasyon yaralanmaları, kan kaybı veya yanıklardan ileri gelen düzeltilebilir hipovolemi durumları söz konusuysa, bu kişiler erken tıbbi müdahaleden en fazla yarar görebilecek kişilerdir. İtalya’da 1980 depreminde çalışmış olan Safar’a göre, ilkyardım ve tıbbi müdahale ekipleri çabuk ulaşmış olsalardı; yaralanıp da zaman içinde ölen insanların % 25-50’sini kurtarabileceklerdi.

1976 Guatemala depremi, 1985 Mexico City depremi, 1988 Ermenistan depremi ve 1992 Mısır depremi verileri, yaralı insanların yalnızca depremden sonraki ilk 3-5 gün içinde acil tıbbi hizmetlere ihtiyaç duyduklarını gösterdi. Daha sonra ise hastane hizmetleri neredeyse normale dönmektedir. Olay yerine bir hafta sonra ulaşacak bir donanımlı sahra hastanesi geç kalmış demektir. Mısır depreminde depremle ilgili yaralanma ve rahatsızlığı olan kişilerin % 70’inden çoğu tıbbi hizmeti ilk 36 saatte aldı.

Büyük depremlerin zararları halk sağlığı ve tıbbi hizmet çalışmalarını da rahatlıkla kapsayabilir. Deprem bölgesindeki hastaneler, klinikler, tıbbi malzeme depoları vb yıkılmış olabilir. En kötü durum senaryosunda, hastane binası kullanılamaz hale gelir ve tıbbi personel hizmetini bina dışında yürütür. Deprem açısından riskli yerlerin hastanelerinin hastane acil planları mutlaka önceden hazır olmalı ve bu planlar hastaların koğuşlardan dışarı alınması, ameliyathane ve radyoloji birimleri gibi yerlerden kritik malzemelerin güvenli bir şekilde taşınması, rutin hizmetlerin yeniden kurulması çalışmalarını kapsamalıdır.

17 Ağustos depremi bize ülkemizde hastane yöneticiliği açısından olağanüstü durumlarda yönetimlerin ne kadar hazırlıksız olduğunu gösterdi. Gerçi sağlık hizmetleri bize göre yine de en başarılı verilen kamu hizmeti olmuştur. Bunda sağlık personelinin kendi ölü ve yaralılarını bile unutarak uykusuz duraksız günlerce hizmet vermesinin ve sağlık mesleklerinin temelinde yatan insan sevgisinin payı büyüktür.

17 Ağustos Kocaeli Depremi

Bu depremden İstanbul, Kocaeli, Bolu, Bursa, Yalova, Sakarya, Eskişehir, Zonguldak, Tekirdağ olmak üzere toplam 9 il etkilenmiştir. Başbakanlık kriz yönetim merkezinin 31.10.1999 tarihli basın bildirisinde depremde ölenlerin sayısının 15 756, yaralananların sayısınınsa 23 997 olduğu bildirilmiştir. Depremden sonra yaralılara müdahaleler depremden etkilenmeyen yerleşik sağlık birimleri ve oluşturulan mobil sağlık birimlerinde (ulusal ve uluslararası, resmi ve gönüllü ekiplerce) yapılmış olduğundan ve deprem bölgesindeki ağır yaralılar İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, gibi illere yoğun şekilde deniz, kara ve hava ambulansları kullanılarak sevk edildiğinden ilk üç gün yeterince kayıt tutulamadı. Bu tür afet olaylarında bir ölüye dört yaralı genel oranından tahminle yaralı sayısının Türkiye için yaklaşık 60 000 olduğu düşünülmektedir. Bu depremle ilgili çalışmalarımızın derli toplu sonuçları bilimsel makale olarak yayınlanacaktır. Ancak bölgede 2 ay gece gündüz çalışan bir sağlıkçı olarak bazı izlenimlerimi sıcağı sıcağına aktarmak istiyorum.

Nelere Şahit Olduk

1. Kocaeli depreminin büyük etkileri öğrenilir öğrenilmez, bölgeye hemen Türkiye’nin her yerinden ambulanslar, ilaç ve tıbbi malzemeler ve sağlık personeli gönderilmeye başlandı. Sağlık hizmeti denince herkesin aklına yanlış olarak yalnızca yaralıların ve hastaların tedavisi ve ilaçlar geldiği için ayaktan tedavi hizmetlerine yönelik büyük bir yığılım yaşanmış ve hatta bu fazladan sağlık personeli bölgede zaten kıtlığı çekilmekte olan mal ve hizmetler açısından (yemek, çadır, yatak, battaniye, su, tuvalet vb) kendileri birer sorun halini almıştır. Sağlık Bakanı’nın bölgede artık hekim ve hemşire açığı kalmamıştır açıklamalarına ise duygusal bir yaklaşım gösterilerek karşı çıkıldı. Bölgeye geçici görevle gönderilenlerle yapılan görüşmelerde birçok hekim ve hemşirenin hiçbir ihtiyaç olmadığı için işe yaramadan süreyi tamamlayıp döndüklerini belirtmeleri çok ilgi çekicidir. Gerçekten ihtiyaç olmadığı için boşuboşuna bu kişileri bölgeye yığmış da olabiliriz, ihtiyaç olduğu halde bu potansiyeli iyi değerlendirememiş de olabiliriz. İhtiyacın ne olduğuna yönelik iyi bir çalışma yapılamadığı için bunun hangisi doğru bilemiyoruz. Sağlık Bakanlığı’nın ihtiyaç tesbitine yönelik ciddi bir çalışması olmamış ve ne olur ne olmaz mantığıyla fazladan eleman görevlendirme yolu seçilmiştir.

2. Triaj denilen ve hasta ve yaralıların uygun şekilde tasnif edilerek uygun yerlere müdahale için gönderilme kararının verilmesi olarak açıklayabileceğimiz en önemli işlemde ülkemizin sağlık görevlileri çok başarılı oldular. Bütün kurum ve kişiler -özel sektör kurumları dahil- bu anlamda olağanüstü özverili davrandı. Ancak, sağlık kurumlarına canlı olarak ulaştırılan insanların % kaçı sonradan öldü, bunların ölüm sebebi nedir, ampütasyon oranı nedir, böbrek diyaliz ünitelerine bağımlı hale gelen kaç kişi olmuştur, bu kalıcı rahatsızlıkların yaş ve cinsiyet dağılımı nedir gibi sorulara cevap bulmak mümkün değildir. Çünkü hala kayıtların tam olarak düzenlenip derli toplu bilgi haline dönüştürülmediğini görüyoruz. Bu konuda ampirik tahminlerden veya eksik rakamlardan ötede bilgi bulamıyoruz.

3. Bölgeye gönderilmek üzere İstanbul'a ulaşan ilaç yardımı yaklaşık 300 TIR miktarına ulaştı. Bu kadar ilaç bölgede kullanılacak mı, buna ihtiyaç var mı bunlar belirlenemedi. Verilen bilgiye göre bu bağışların yaklaşık % 50'si son kullanım tarihine bir-iki ay kalan ilaçlardı.

4. İl düzeyinde sağlık personeline Vilayet Kriz Masaları tarafından sahip çıkılmadı. Bütün kamu personeline yemek dağıtmak üzere yemek arabasının yanaştığına, diğer kamu görevlilerine yemek dağıtılırken sağlıkçılara gelince "yeterince yemek yok, siz bekleyin" dendiğine şahit olduk. Sağlık personeline haksızlık yapıldı. Sanki bu görevlilerin uyumaya, yemeye hakkı yokmuş gibi, her durumda geri plana itildiler. Bunlar artık sağlık görevlilerini şaşırtmayacak kadar sıklıkla yaşandı. Merkezden Sağlık Bakanlığı'nın da sahaya geçici görevle gönderdiği personeline sahip çıkamadığı görüldü.

5. İllere bağış olarak gönderilen ambulansların asıl işi kotarmakta olan İl Sağlık Müdürlüğü'ne değil, Milli Eğitim vb ilgisiz kamu kurumlarına verildiğine bile şahit olduk.

6. Bölgeye güya hizmet için gelen bazı akademik kişi ve kurumların, ellerinde anket formları, depremzedeler üzerinde anketler yaparak bu verileri kimselere vermeden kendi yerlerine döndüklerine şahit olduk. Böylece veri toplama işinde kurumsal bir yapı gösterememiş ve bunları bilgi haline getirip kalıcı şekle sokamamış olduk. Aynı şekilde gönüllüler eliyle verilen hizmetlerin kayıtlara geçirilmesinde de sınıfta kaldık.

7. Bu arada bölgeye gerçekten hizmet etmek amacıyla gelenlere genel tepki yüzünden illerde çalışan görevlileri oldukça mesafeli kaldılar.

8. Üniversiteler bölgede gerçekten etkili bir çalışma ortaya koyamadılar. Çünkü önce kendi aralarında işbölümü yapamadılar. Her üniversite, sağlık çalışmaları açısından diğerinden kopuk ve bazı klinik hizmetler ile küçük çaplı çalışmalar sergilemekle yetindi.

9. Sağlık Bakanlığı'nın Merkezi'nden birçok insan sahaya şu veya bu ünvanlarla geldiler. Ancak bunların bazılarını özellikle hariç tutarsak, diğerlerinin sahada iş yapacak elemanları bloke etmekten başka hiçbir sonuç doğurmadığına şahit olduk. Sayın üst düzey yönetici geldi diye ildeki iş yapacak yönetici de kendi işini yapamaz oldu.

10. Sağlık Bakanlığı Dünya Sağlık Teşkilatı ile ortaklaşa çok güzel bir karara vararak bölgede halk sağlığı çalışmalarını destekledi. Bu yazının yazarı da 2 ay boyunca aynı çerçevede Yalova'da görev yaptı. Bu çalışma sonunda halk sağlığı ekibi Dünya Sağlık Teşkilatı'na ve Sağlık Bakanlığı'na çok kapsamlı bir rapor sunmuştur. Bu rapor bundan sonraki çalışmaların organizasyonunda yol gösterebilecek bilgiler içeriyor. Bu grubun çalışması, sağlık yönetimi ve hizmetlerin organizasyonu, bulaşıcı hastalıklar ve bağışıklama faaliyetleri, su, gıda, sıvı atıklar, katı atıklar ve vektörler ve kemiriciler konularında bölgedeki mevcut durumun ortaya konulması, sorunların belirlenmesi ve çözüm önerileri getirilmesi çerçevesini kapsadı. Bundan başka yine aynı işbirliği içinde ruh sağlığı hizmetleri konusunda da önemli çalışmalar yürütüldü.

11. Sağlık Bakanlığı illerde Halk Sağlığı Laboratuvarlarının desteklenmesi konusunda eksik kalmıştır. Gıda analizleri deprem bölgesinde düzenli olarak yapılamadı. Laboratuvar personeli minimum sayıda tutulmuş ve analizler istenilen sayılara ulaştırılamamıştır.

12. 17 Ağustos depremiyle birlikte bölgedeki hastane yataklarının neredeyse tümü kullanılamaz duruma geldi. Bunun üzerine yabancı ülkelerden gelen gönüllülerin kurdukları sahra hastaneleri işlev gördü. Birçok hastayı da bölge dışına sevk etme işlemi sürdürüldü. Bölge hastanelerinin 3. veya 4. günden itibaren toparlanıp hızla rutin hizmetlerine dönmesi beklenirken bu süreç çok uzamıştır. Bunun, hastane binalarının vaktiyle çürük, zevahiri kurtaracak şekilde yapılmasına göz yumulmasından tutun, sağlık personelinin demotivasyonla işi hızlandırmada özellikle geç kalmasına kadar uzanan birçok nedeni vardır.

13. Sağlık hizmeti denince yalnızca yaralıların kurtarılması ve tedavisi gibi çok dar bir anlayış hakim olduğu için orta ve uzun vadeli sağlık hizmetlerine kimse dikkat çekmedi. Sözgelişi, rehabilitasyon hizmetleri sanki hiç verilmeyecekmiş gibi görünüyor. Oysa, depremde birçok yakınını ve evini, eşyasını kaybeden birisinin enkazdan çıkarılıp bir de bir-iki kolu ve/veya bacağını keserseniz - ki böyle yaklaşık 50 civarında kişi olduğu tahmin ediliyor ama bunların gerçek sayısı bilinemiyor- bu kişiler keşke beni hiç kurtarmasaydınız diyecektir. Asıl iş onları kurtardıktan sonra tekrar hayata bağlamaktadır.

14. Bölgede hiçbir salgının çıkmaması illerde büyük özveriyle çalışan çevre sağlığı ekiplerinin ve bulaşıcı hastalıklar sürveyans ekiplerinin başarısıdır. Ama bunları kimse hatırlamadı ve taltif etmedi.

15. Cesetlerin dezenfeksiyonu, mezarların kireç kaymağıyla kaplanması, tuvaletlerin dezenfeksiyonu gibi "bilimsel batıl" davranış içine girildiği görüldü.

16. Bundan sonra bir daha böyle felaketler başımıza gelirse, hastane ve diğer sağlık kurumlarının ne şekilde davranacağının ayrıntılarıyla anlatıldığı ve sorumlularının belli olduğu acil eylem planları bir an önce çıkarılması gerektiği halde henüz bu konuda bir çalışma başlatılmadı. Bu çalışmaları yapmak için daha ne bekliyoruz, bunu anlamak mümkün değil.

17. Afet hallerinde en önemli yardım organı olan Kızılay'ın döküldüğüne şahit olduk.

Çadırkentler oluşturulmaya başlanınca buralarda verilecek sağlık hizmetleri konuları da bölgedeki sağlıkçıların gündemine yerleşti. Ne de olsa halkın derli toplu barındığı yerler olması nedeniyle buralarda verilecek hizmetlerin planlanması ve yürütülmesi kolay oldu. Daha çok sağda solda, evlerine yakın boş yerlerde derme çatma çadır kurarak evlerini ve eşyalarını bekleyen insanların risk altında olduğu dile getirildi ve bu gibi yerlerde barınanların sayılarının ne olduğu hiçbir zaman öğrenilemedi.

18. Depremden sonra afet hallerinde yönetim gibi genel anlamda aktivasyon planlarına doğru bir hareketlenmenin başladığını görüyoruz. Bunun ne gibi planlar ortaya çıkardığını görmeden rehavete girmemek gerekiyor, ancak yine de geç kalınmış bir doğru hareketlenme olarak görüyor ve sonuçlarının bir an önce ortaya konulmasını istiyoruz. Bu anlamda hastanelerin yine büyük yönetim boşlukları içine düştüğüne şahit oluyoruz. Afet hallerinde birçok hastane yatağı, ameliyathane, acil birimler ve belki de sağlık görevlileri kaybedilecektir. Bu durum için hastanelerin hiç hazırlıksız olduğunu söyleyebiliriz. Hastane başhekimleri ve diğer üst düzey görevlilerinin genellikle sadece klinik hizmetlerinin bilgileriyle donanmış olduğu ve yönetim bilimiyle sadece deneme yanılma düzeyinde bağlantılarının olduğu gerçeğinden yola çıkarsak; yönetim sorumluluğunun en çetin bir dönemi olan afet hallerinde sağlık hizmetlerinin yönetimi konusunda çok büyük sıkıntılara düşmeleri ve yanlış kararlar vermeleri kaçınılmaz gibi görünüyor. Sağlık Bakanlığı’nın yönetici seçerken bu tür eğitimleri aramadığı bir yana, bari bu yöneticilere bu tür eğitimleri sağlaması gerekiyor.

Bu yazıyı değerli hocamız Prof. Dr. Çağatay Güler’in bir sözüyle bağlamak istiyorum. Bizim devletimizin kurumsal hafızası yok. Bu badirede canhıraş bir şekilde çalışıp bir takım deneyimler elde eden insanlar, sonraki felaketlerde kimbilir nerede olacaklar? Asıl insanı bu durum kahrediyor.