| HASTANELERIN TANIMI
Dünya Saglik Teskilati (WHO) hastaneleri,
''müsahede teshis, tedavi ve rehabilitasyon olmak üzere gruplandirilabilecek
saglik hizmetleri veren, hastalarin uzun veya kisa süreli tedavi gördükleri, yatakli
kuruluslar"
olarak tanimlamaktadir. Benzer bir tanimin yer, aldigi SSYB Yatakli
Tedavi Kurumlari Isletme Yönetmeligi'nde ise hastaneler,
''hasta ve yaralilarin, hastaliktan süphe edenlerin ve saglik
durumlarini kontrol ettirmek isteyenlerin, ayaktan veya yatarak müsahade, muayene,
teshis, tedavi ve rehabilite edildikleri; ayni zamanda dogum yapilan kurumlar''
olarak tanimlanmaktadir . Özünde ayni, birbirini tamamlar nitetikteki
bu iki tanimda hastaneler, esas islevleri, olan ''Hasta ve yaralilarin, tedavisi''
faaliyetieri ile tanimlanmaktadir. ''Egitim'' ''arastirma ve gelistirme'' ile
''toplumun saglik seviyesinin yükseltilmesine katkida bulunma veya toplumsal saglik programlarina
katilma'' olarak adlandirilan ve yine hastanelerde yürütülen diger islevler dikkate
alindiginda, yukaridaki tanimlarin eksik oldugu söylenebilir. Ancak eskiden beri
hastanelerin degismeden gelen esas islevi, tedavi hizmetinin verilmesi olmustur. Sözü
edilen diger islevler, tedavi islevinin iyi bir sekilde yerine getirilmesini saglayan veya
kolaylastiran ve esâs islevin türevleri diyebilecegimiz islevlerdir . Bu açidan
bakildiginda ''hasta tedavisi'', diger islevleri zimmen içeren, dolayisiyla
yukaridaki tanimlarin yeterli olmasini saglayan bir islevi olorak düsünülebilir.
Yukaridaki tanimlar islevsel tanimlardir. Hastaneleri sistem
yaklasimiyla elealip tanimlamak da mümkündür. Buna göre hastaneler dinamik, degisken
bir çevre içinde, aldiklari girdileri dönüstürme süreçlerinden geçirerek,
çiktilarinin önemli bir kismini gene ayni çevreye veren, geribildirim mekanizmasina
sahip sistemlerdir (organizasyonlardir). Hastanenin girdileri hastalar, insangücü,
malzeme, fiziksel ve parasal kaynaklardir. Çiktilari (elde edilmesi istenen sonuçlar)
ise, hasta ve yaralilârin tedavisi, personelin hizmet-içi egitimi,ögrencilerin klinik
egitimleri, arastirma-gelistirme faaliyetleri ile toplumun saglik seviyesinin
yükseltilmesine katkida bulunmadir. Dönüstürme süreçleri, sözü edilen sonuçlara
ulasabilmek için hastanedeki çesitli hizmet birimlerinin kendi alanlariyla ilgili olarak
gerçeklestirdikleri planlama, örgütleme, yürütme ve denetleme faaliyetlerini ifâde
etmektedir.
Bir bütün olarak hastane sistem yaklasimiyla tanimlanabildigi gibi,
hastane içindeki çesitli hizmet birimleride birer alt sistem olarak
tanimlanabilmektedir. Çünkü; hastanedeki her hizmet biriminin hastane islevlerinin
yürütülmesine katkisi olan alt islevleri ve bu alt islevleri gerçeklestirmek üzere
bir âraya getirilerek organize edilmis elemanlari ve kaynaklari bulunmaktadir. Ayrica,
hatanenin esas islevi olan hasta tedavisi faaliyetlerini yürüten elemanlar toplulugu da
''hasta tedavi sistemi'' olarak ele alinabilmektedir. Hastanedeki tiBbi yardimci tibbi ve
hemsirelik hizmetlerini yürüten saglik personeli ile bir kisim destekleyici personel bu
sistemin elemanlarini olusturmaktadir. Hastanedeki diger alt sistemler ise bu sistemin
isleyisini kolaylastiran ve/veya iyilestiren sistemler olmaktadir.
HASTANELERIN
SINIFLANDIRILMASI
Hastaneler verdikleri tedavi
hizmetlerinin türüne, yönetim ve kontrolarina, finansal kayriaklarinin türüne
(mülkiyet türüne), büyüklüklerine (yatak kapasitelerine), hastalarin hastanede kalis
sürelerine,kadrolu personelinin kompozisyonuna göre siniflandirilabilmektedir. Fakat
yapilan siniflandirmalarda genellikle, ''verilen tedavi hizmetinin türü'', ''hastalarin
hastanede kalis süreleri'', ''finansal kaynaklarin türü yani mülkiye türü''
ve ''büyüklükleri'' esas alinmaktadir.Verilen tedavi hizmetinin türüne göre
hastaneler iki grupta toplanmaktadir: Genel ve özel dal hastaneleri. Genel hastaneler,
her türlü acil vaka ile yas cinsiyet farki gözetilmeksizin, bünyesindeki mevcut
uzmanlik dallariyla ilgili hastalarin kabul edildigi hâstanelerdir. Özel dal hastaneleri
ise, belirli bir yas veya türde hastalarin kabul edildigi hastanelerdir. Sözgelisi,
çocuk hastaneleri ve dogumevleri bu gruba girmektedir. Bu ayirima bagli, olarak yapilan
baska bir ayirim da, egitim hastaneleri ile egitim vermeyen hastaneler seklindedir. Egitim
hastaneleri, ögretim, egitim ve arastirma yapilan uzman ve ileri dal uzmanlari
yetistirilen genel ve özel dal hastaneleridir. Burada sözü edilen egitim, hekimlere
uzmanlik kazandirmayi amaçlayan egilimdir. Pek çok hastanede yardimci tip personeli ve
ögrenci hemsirelere verilen klinik egitim, bu hastanelerin egitim hastaneleri olarak
siniflandirilmasi için yeterli olmamaktadir.
Diger bir siniflandirmada ise ''hastalarin hastanede kalis
süreleri'' esas alinmaktadir. Buna göre hastanelar kisa süreli hastaneler ve uzun
süreli hastaneler olarak ikiye ayrilmaktâdir. Kisa, süreli hastaneler hastalarinin
%50'den fazlasinin 30 günden az hastanede kaldigi, hastanelerdir. Türkiye'deki Devlet
Hastaneleri bir gruba örnek olarak gösterilebilir. Uzun süreli hastaneler ise,
hastalarinin yaridan fazlasinin bir aydan daha fazla hastanede kaldigi hastanelerdir.
Sözgelisi, psikiyatri hastaneleri ve tüberküloz hastaneleri bu gruba girmektedir.
Finansal kaynaklarin türüne diger bir deyisle mülkiyet esasina göre
siniflandirma baska bir siniflandirma türüdür. Burada hastanelerin, mülkiyetinin hangi
kurum ve kuruluslara ait oldugunu veya kurum ve kuruluslarin niteligine göre
siniflandirma yapilmaktadir. Bu esastan hareket edildiginde Türkiye'deki hastaneler
SSYB'na, SSK'ya, IDT'ne, Tip Fakültelerine, Belediyelere yabancilara, azinliklara
derneklere, SSYB disindaki Bakanliklara ve özel kesime ait hataneler olarak
siniflandirilabilmektedir. Hastanenin mülkiyetine sahip kurum veya kuriilus , genellikle
hastaneyi yönetme ve kontrol yetkisine de sahiptir. Bu nedenle ''mülkiyet'',ve ''yönetim
ve kontrol'' esaslarina göre yapilan siniflandirmalar çogunlukla ayni siniflandirma
olmaktadir. Fakat, ABD'de kar amaci gütmeyen hastanelerde oldugu gibi yönetimle
mülkiyet ayrilabilmektedir. Hastanelerin mülkiyet esasina göre siniflandirilmalari
hastane organizasyonu açisindan önem tasimaktadir. Çünkü mülkiyete sahip kurum veya
kuruluslar, yönetim ve kontrol yetkilerine de sahip olduklari takdirde, hastanenin üst
kademe yönetim organlari olarak organizasyon içinde yer olmaktadirlar.
Orgonizasyon açisindan diger bir önemli siniflandirma da;
hastanelerin büyüklüklerine (yatak kapasitelerine) göre siniflandirilmasidir.
Çünnkü hastane büyüdükçe bazi yeni hizmet birimlerine ihtiyaç duyulacagi gibi
diger bazi birimler de yeterli büyüklüge ulasacaklarindan organizasyonlarinda
degisiklikler olacak; böytece hastane içindeki idari kademelerin ve pozisyonlarin
sayisinda artislar olabilecektir. Büyüklüklerine göre hastaneler 25, 50, 100, 200,
400, 600, 800 ve üstü yatak kopasiteli hastaneler olarak siniflandirilmaktadir.
Hastaneler tanimlanirken zorunlu olarak islevlerden söz edilmistir.
Günümüzde bu islevler genellikle, ''hasta ve yaralilarin tadavisi'', ''egitim''
''arastirma ve gelistirme'' ile ''toplumun saglik seviyesinin yükseltilmesine
katkida bulunma (koruyucu saglik hizmetleri)'' olarak siniflandirilmaktadir.
HASTA VE
YARALILARIN TEDAVISI OLARAK HASTANE KURUMUNUN EVRIMI
Hasta olma hali insanda psikolojik ve/veya firyolojik açidan
bagimlilik yaratmaktadir. Bu nedenle hekim tarafindan yalnizca hastaligin teshisi ve
tedavisi için de tibbi rejimin belirlenmesi yeterli olmamaktadir. Hastanin korunup
gözlenmeye, kisacasi çesitli türde ilgiye ve bakima ihtiyaci bulunmaktadir.
Dolayisiyla, hastalarin tedavisi ekip halinde çalismayi gerekli kilmistir. Hasta tedavi
etmek amaciyla bir araya gelen bu ekip dünyanin ilk biçimsel organizasyonlarindan
biridir ve günümüz hastanesinin baslangicini olusturmaktadir.
Ilk hastanelerin nerede, ne zaman kuruldugu kesin olarak
bilinmemektedir. Eskl Yunanistan'da Titanus'da M.Ö. 1134 Yilinda Easculapius adli hir
mabedde hastalarin tedavi edilmekte oldugu bilinmektedir. Sonraki yillarda bu tür
mabedler tüm Eski Yunanistan'da ve Roma'ya yayilmistir. Ayni yillarda Çin'de hüküm
süren Çu Sülalesi döneminde birçok hastane yaptirilmistir. Eski Misir'da da
hastanelerin bulundugu ve bunlara Kopth ad verildigi bilinmektedir. M.Ö. 437 yillarinda
BUDDHA ve oglu UPATISO tarafindan Seylan adasinda birçok hastane yaptirilmistir.
Günümüz modern hastanesinin öncüleri olan bu kuruluslar, dini
inançlarla, tanrilara adanarak insa ettirilmistir. Buralarda genellikle yoksul,
korunmasiz ve yasli kisiler tedavi edilip, barindirilirdi. Çagin yasayisina uygun olarak
kullanilan tedavi usulleri de dini inançlarin etkisinde idi. Tedavi hizmetleri ile
sihirbaz, efsuncu; ,üfürükçü adi verilen kisiler ve ayni zamanda dinadami olan
hekimler ugrasmislardir.
Tibbin Laiklesmesi
Tedavi hizmetlerinin bu niteligi Hiristiyanlikdan sonra,
Islamiyetin yayildigi tarihlere kadar sürmüstür. Ilk kez Islamiyeti kabul eden
toplumlarda tedavi hizmetleri laiklesmis, din adamlari tedavi isleriyle ugrasmamislardir.
Böylece tibbin bagimsiz,bir meslek haline gelmesinde çok önemli bir adim atilmistir.
Bati'da ise, tibbin laiklesmesi ancak Arab tibbinin Avrupa'ya nüfuz ettigi yillar olan
Orta Çagin ortalarinda gerçeklesebilmistir. Fakat, bu laiklesme hareketi, tedavinin
büyüden ve hurafeden tamamiyle kurtarilmis oldugu anlamina da gelmemektedir. Uzun
yillar, Osmnnlilarda oldugu gibi, hekimlikle müneccimlik birlikte yürütülmüstür .
Tedavide kulanilan araçlarin ve usullerin her türlü hurafeden ve din
disi bos inançtan kurtârilmasi için Rönesans sonrasinda Aydinlanma Çagini beklemek
gerekmistir. Bu dönemde, tip dahil pek çok bilim dalinda sayisiz buluslar, yapilmis,
teoriler gelistirilmis, insanlarin dünyaya bakis tarzlarinda köklü degisiklikler
olmustur . Cerrahi ile hekimlik arasindaki ayirima son verilmesi, bazi laboratuvar
testlerinin gelistirilmesi, röntgenin teshis islemlerinde kullanilmaya baslamasi,
antiseptik olarak karbolik asitin kullanilmasi ve ameliyatlarda anestezik olarak eterden
yararlanilmasi, bu dönemin tibla ilgili önemli gelismeleridir. Tifo, lepra, kolera,
difteri, veba gibi önemli hastaliklarin ilk kez tanimlânmasi ve PASTEUR'ün
pasterizasyon olayini bulmasindan sonra art arda kuduz, difteri, tifo, kölera ve veba
asilarinin bulunmasi yine bu dönemin önernli buluslarindandir .
Bu gelismeler sayesinde hastanelerde yapilan ameliyat sayisinda büyük
artislar olmus, enfeksiyondan kaynaklanan ölüm oranlari düsmüstür. Böylelikte,
yüzyillardir, yalnizca yoksul, korunmasiz ve yasli hastalarin tedavi edildikleri veya
bulasici hastaliklara yakalanmis olanlarin ve akil hastalarinin tecrit edildikteri yerler
durumunda olan hastaneler, toplumun diger kesimlerinden insanlarin da basvurduklari tedavi
merkezleri durumuna gelmeye baslamistir. Avrupa'da 18. ve 18. yüzyillarda ortaya çikan
hizli endüstrilesme ve kentlesme hareketleri de bu süreçte etkili olmustur.
18. ve 19. yüzyillarin hastaneler açisindan diger bir önemi, bilim
ve meslek olarak hekimligin artik hastanelerde gelistirilmeye baslanmis olmasidir. Daha
önceki çaglarda, yalnizca kütüphanelerde yapilan çalismalarla gelistirilmeye
çalisilan hekimlik, bu yüzyillarda hastanalerde gelistirilmeye baslanilmistir. Çünkü
hastanelerde hasta sayisi giderek artmis, klinik gözlem ve otopsi için daha önce
bulunamayan vakalara sahip olma olanagi dogmustur. Böylece hastaneler, malzemesi bol
laboratuvarlar haline gelmistir. Bu gelismeler sonucunda tibdâ ''hastane tibbi''
olarak adlandirilan bir dönem baslamistir.
Teshis ve tedavi usullerinin gelismesini saglayan yenilikler 20.
yüzyilda daha büyük bir hizla devam etmistir. Elektrokardigoyrafinin
elektroensefalografinin, ultrasonografinin; termografinin, endoskopinin, radyoskopinin,
scintigrafinin, kompütürlestirilmis eksensel tomografinin, biostereometriksin,
gammografinin, emiscannerin, sulfa ilaçlari ve penisilinin ve benzeri diger
antibiyotiklerin bulunusu kemoterapide saglanan gelismeler, organ nakilleri ve yapay organ
nakilleri yüzyilimizin söze deger yenilikleridir.
HEMSIRELIK HIZMETLERI
Bilim ve meslek olarak hekimlikte görülen bu gelismelerin yani
sira; tedavi hizmetlerinin önemli bir unsuru olan hemsirelik bakiminda da modernlesme
hareketleri 19. yüzyilda baslamistir. Hemsirelik hizmetleri, ilk çaglarda kabile
baskanlari, sihirbazlar ya da din adamlari tarafindan yürütülmüstür. Hiristiyanliktan
sonra ise, rahiplere gönüllü olarak yardim eden kadinlar, genellikle 45'ini asmis
dullar tarafindan yürütülmüstür. Islâmiyeti benimsemis toptumlarda hemsirelik
hizmetleri dini inanislâr nedeniyle büyük ölçüde erkekler tarafindan
yürütülmüstür. Hemsirelik hizmetinin verilmesinde çok uzun bir süre hiçbir formel
egitim alinmadan, yalnizca hekimlerin direktiflerine uyulmustur.Hemsirelik bakimi,
konusunda ilk egitim 1633'de Paris'te verilmistir. Rahibelere kurs verilmesi seklindeki bu
egitime benzer girisimler 1809 yillarinda ABD'de de gerçeklestirilmistir. Ilk hemsirelik
okulu ise 1838'de Almanya'da Theodor FLIEDNER tarafindan kurulmustur. Florance NIGHTINGALE
bu okuldan yetismistir. Sonraki yillarda Avrupa ve ABD'de birçok hemsirelik okulu
açilmistir. Fakat hemsireligin rahiplikte ve rahibelikte bir statü durumundan
çikarilarak meslek haline gelmesi Florance NIGTHTINGALE'nin katkilari ile
gerçeklesmistir. Bu nedenle, Florance NIGTHTINGALE modern hemsireligin kurucusu olarak
kabul edilmektedir.
Hemsirelik egitimi ve uygulamalari uzun yillar yalnizca hastanin
fiziksel bakimina yönelik olarak sürdürülmüs, hastadan ziyade hastaliga önem
verilmistir. Ülkemizde hala yaygin olan bu anlayis, Bati hastanelerinde yerini hastaliga
degil, bir insan olarak hastanin kendisini esas alan yaklasima birakmistir. Hastayi
fiziksel, ruhsal ve kültürel bir bütün olarak ele alan bir anlayis, hemsirelik egitimi
ve uygulamasinda disiplinlerarasi yaklasimizorunlu kilmistir. Bu nedenle hemsirelik
egitiminde hastanin fiziksel bakimiyla ilgili bilgilerin yani sira anotomi, fizyoloji.
Psikoloji, sosyoloji... gibi alanlarda da temel bilgiler verilmeye baslanmistir. Öte
yandan, tibdaki kliniklesmeye paralel olarak hemsirelikte de pediatri hemsireligi,
psikiyatri hemsireligi gibi kliniklesme ortaya çikmistir. Bu gelismelerin sonucu olarak
hemsirelik hizmetlerinin etkililigi artmis, hemsirelerin tedavi ekibi içlndeki rolleri
giderek güçlenmistir.
Tedavi Ekiplerinin (Mediks) olusmasi
Hastanelerdeki tedavi hizmetlerinin yürütülmesiyle ilgili
önmeli bir gelisme de, hemsire ile hekim arasinda yer alan ve uzman hemsire, hekim
yardimcisi, saglik asistani ve mediks olarak adlandirilan hemsirelerin tedavi
ekibine dahil olmalaridir. Mediksler, hastanin anemnezini alabilen, fizik muayenesini
yapabilen, gerekli labaratuvar testlerini yaptiran, elde edilen dulgulari belirli bir
düzen içinde hekimin tetkikine sunan, daha önceden belirlenip tanimlanmis vakalarin
tedavisini ve koruyucu bakimini yapabilen, hekimin direktiflerine göre terâpötik
tedbirleri uygulayabilen, özellikle kronik vakalarda hastadaki gelismeleri gözleyen ve
verilen hizmetin kayitlarini eksiksiz olarak tutan saglik personelidir. Cografi daglimi
itibariyle hekim yetersizligini gidermek ve hekimlerin etkinliklerini artirmak amaciyla
hekim yardimcisi olarak yetistirilen bu saglik personeli, tedavi ekibindeki elemân
sayisinin, giderek artmasinin 1960 sonrasindaki yehi bir örnegidir.
Tedavi hizmetleriyle ilgili bu gelismeler sonucu hastanelerde bulunan
personel ve donanim varlikli kisilerin bile kendi olanaklariyla temin edemiyecekleri bir
duruma gelmistir. Böylece hastaneler, toplumun her kesiminden hastalarin zorunlu otarak
basvurduklari kurumlar olmustur. Tadavi hizmetlerinin merkezi sekilde yürütülmesi,
hekimlerin hastalarina gidip gelme sirasinda ulasimda harcadiktari zaman kaybinin
önlenmesi; hekimlerin tibbin mevcut teknolojik arâçlarindan daha genis ölçüde
yararlanabilmeleri ve diger hekimlerle daha siki isbirligine gidebilmeleri, tedaviye
iliskin tedbirlerin standartlara uygun ve sistamatik biçimde yürütülüp,
denetlenebilmeleri, hastanelerin tedavi merkezleri heline gelmesinde rolü olan diger
etmenlerdir.
EGITIM
Hastaneler ayni zamanda birer egitim kurumudur. Hastanelerde
verilen ya da hastanelerden beklenen egitim hizmetleri, hastalarin ve yakinlarinin
egitimi,ögrencilerin egitimi, hastane personelinin hizmet-içi egitimi ile saglik
konularinda, kamuoyunun egitimi olarak siralanabilir.
Hastanelerin kurulusunda esas amaç, hasta ve yaralilarin tedavisidir.
Bu esas amaca ulasilabilmesi için tedavi hizmetlerinin hasta ve yakinlarinin egitimi ile
bütünlestirilmesi gerekmektedir. Çünkü hastaneye yatan hastalrin önemli bir kismi
kronik hastaliklardan sikayetçidir ve hastanede hastaligin akut , safhasi tedavi
edilmektedir. Baska bir deyisle hasta taburcu olurken tamamiyle iyilesmemistir. Tedavisi
bir ömür boyu sürecek, en azindan sagligi ile ilgili birtakim hususlara dikkat etmesi
gerekecektir. Bu yüzden, hastanin klinik sonrasi dönemde tedavisi ve kontrollarinin
nasil ve kimler tarafindan yapilacagi önem tasimaktadir. Ayrica klinik dönemde de egitim
gören hastalarin daha kisa sürede iyilesip hastaneden taburcu olduklari gözlenmistir.
Bu nedenlerle hastaya ve yakinlarina hataligin mahiyeti özellikleri ve tedavisi ile
ilglii bilgiler verilmekte, bu konuda egitilmektedirler. Bu egitim, yalnizca hastanin
tedavisi açisindan degil, ayni zamanda hastane masraflarinin uzaltilmasi ve toplumun
saglik düzeyinin yükseltilmesi açisindan da önem tasimaktadir.
Hastanede verilen ikinci tür egitim, ögrencilerin egitimidir. Bu
ögrenciler, tip ve hemsirelik ögrencileri ile yardimci tip personeli sinifina giren
ögrencilerden alusmaktadir. Labaratuvar asistanligi, eczaci kalfaligi, hemsire
yardimciligi gibi egitim süresi bir yil ya da daha kisa olan dallarda egitimin tamami,
hekimlik, yüksek hemsirelik, diyetisyenlik gibi lisans egitimi gerektiren alanlarda da
ögrencinln klinik egitimleri hastanelerde yapilmaktadir. Bugün birer meslek haline gelen
hastane idareciligi ve biomedikal mühendisliginde de egitimin uygulamaya dönük kismi
hastanelerde yapilmaktadir.Daha önce bahsedilmis olan ''tibda hastâne döneminin''
baslangici, hastanelerdeki mesleki egitimin de baslangici sayilabilir. Bu tarihferden
itibaren kurulan tip fakülteleri ve hemsirelik okullari, ögrencilerine klinik egitim
verilebilmek amaciyla ya bir hastaneyle birlikte; ya da bir hastaneye bagli olarak
kurulmustur. Böylece hekim ve hemsire olacak ögrencilerin okuldaki kuramsâl
egitimlerinin yani sira, hastanede klinik gözlem ve uygulama yapabilme ve tecrübe
kazanabilme olanagi saglanmistir. Anamnez alma fizik muayene, laboratuvar incelemeleri,
hastayla iliski kurabilme, toplanan verileri yorumlama, problemin teshisi ve çözûmü,
tibbi müdahalede bulunma ve tibbi araçlari kullanma olarak ifade edilen klinik ve teknik
beceriler hastanede kazanilmaktadir.
Personelin hizmet-içi egitimi hastanede verilen bir baska egitim
türüdür. Tibdaki ve tibbi teknolojideki hizli gelismeler ile hekim ve hemsire açigi
hastanelerdeki hizmet-içi egitim faaliyetlerine önem kazandirmistir. Hastaneye alinan
yeni personelin ise alinmasini saglamak, mevcut personelin bilgilerini tazelemek, yeni
bilgiler edinmelerini saglamak ve becerilerini gelistirmek için yapilan hizmet-içi
egitim, hekimlikte sürekli tip egitimi olarak adlandirilmaktadir. ABD gibi gelismis
ülkelerde, hekimlerin sürekli tip egitimlerine yardimci olunmak üzere ''tip egitimi
komiteleri'' olusturulmustur. Yine bu amaçta hastane kütüphanelerinin kitap, dergi,
video-teyp bandlari ve slaydlar bakimindan zenginlestirilmesine, periyodik olarak
seminerler ve konferanslar düzenlenmesine özen gösterilmektedir. Sürekli tip egitimi,
ulusal düzeyde tip egitimi politikasinin bir konusu olmakla birlikte, hekimlere gerekli
kolayliklarin ve olanaklarin saglanmasi açisindan, hastane içinde yâpilabilecek
birtakim faaliyetler de bulunmaktadir.
Hizmet-içi egitimin önem tasidigi diger bir saglik personeli de
hemsirelerdir. Hastane personelinin önemli bir kismini, yaklasik üçte birini hemsireler
olusturmaktadir. Hem eski bilgilerini tazeleyebilmeleri, hem de hasta bakiminda ve tedavi
usullerinde ortaya çikan yenilikleri ögrenebilmeleri için hemsirelerin iyi
programlanmis bir hirmet-içi egitimleri gelistimeleri zorunludur. Hemsire personeli
içinde hemsire yordimcilari ve hastabakicilar için ''hizmet-içi egitim'',
görebilecekleri yegane egitim oldugundan ayrica önem tasimaktadir. Bu nedenlerden
hareketle, hemsireler belirli araliklarla kurslar, seminerler ve konferanslar seklinde
düzenlenen hizmet-içi egitim programina alinmaktadirlar.
Hizmet-içi egitimde giderek önem kazanan diger bir konu hastane
eczacilarinin egitimidir. Eczacinin hastanede yalnizca hap sayan ve gelen-giden ilaçlarin
kayitlarini tutan kisiler durumundan çikartilarak, hastanin ilaç anemnezini alan, ilaç
profilini çikaran, hekim ve hemsirelere ilaçlarin dozlari, bilesimleri, yan etkileri,
reaksiyon meydana getirme durumlari hakkinda bilgi veren klinikler haline getirilmesi
için hizmet-içi egitim verilmektedir. Bu egitimde, eczacilarin tedavi ekibinde
fonksiyonel hale getirilerek büyük miktarlara ulasan ilaç sarfiyatinin önüne
geçilmesi amaçlanmaktadir.
Yukarida sözü edilen bu üç tür egitim disinda hastanelerden
beklenen diger bir egitiim hizmeti de toplum sagligi ile igili konularda kamuoyunun
egitimidir. Bu tür bir egitimden amaçlanan ve topluma verilmek istenen hususlar
sunlardir. Hastanede verilen hizmetler konusunda komuoyunun bilgilendirilmesi, insanlarin
periyodik saglik kontrolü yaptirmalari ve bu kontrollarda hastaneyi kullanmalari
konusunda tesvik edilmeleri, hastaneden korkan insanlara bu korkularini yenmelerine
yardimci olunmasi, devlete ait hastanelerde politik etkilerin ve müdahalelerin
azaltilmasi, hastane standartlarinin neler oldugu bu standartlarin neden ve nasil
gelistirildiginin kamu, oyuna açiklanmasi. Bu amaçlarla yürütülecek egitim
faailyetlerinin basariya ulasabilmesi için, diger hastanelerle çesitli kamu
kuruluslariyla, mesleki örgütlerle, gönüllülerle ve hastaneden sifa bularak taburcu
olmus hastalarla isbirligi yapilmasi, onlarin desteginin saglanmasi gerekmektedir.
Arastirma ve Gelistirme Faaliyetleri
Hastanelerdeki arastirma ve gelistirme faaliyetleri biri tibbi,
digeri idari olmak üzere iki türlüdür. Tibbi arastirma faaliyetleri de klinik arastima
ve geçmise dönük (retrospective) arastirma olmak üzere ikiye ayrilmaktadir. Klinik
arastirma, hasta ya da deney hayvanlari üzerinde yapilan arastirmadir. Geçmise dönük
arastirma ise, hasta dosyalarina dayanilarak yapilan arastirmadir.
Idari arastirma, hastanedeki isletmecilik sorunlarinin saptanip,
çözümüne yönelik arastirmadir. Bati'da, özellikle ABD'de hastane endüstrisi büyük
endüstriler arasinda yer aldigindan, hastanelerde idari arastirmalara çok önem
verilmektedir. Hastanenin verimliligini ve etkinligini artirmaya yönelik bu arastirmalar,
ya hastane içinden bir ekibe, ya da hastane disindan bir uzmanlar grubuna
yaptiritmaktadir.
Toplumun Saglik Seviyesinin Yükseltilmesine Katkida Bulunma
(Koruyucu Tip Hizmetleri)
Hastaneler yukarida sözü edilen islevleri yürütürlerken
dolayli olarak toplumun saglik seviyesini de yükseltmektedirler. Tedavi edici tip alanina
giren bu faaliyetlerden baska, artik günümüzde hastanelerin koruyucu tip alaninda da
hizmet vermeleri beklenmektedir. Kanser gibi, alkolizm veya trafik kazalari gibi, toplum
sagligini tehdit eden hastaliklar veya tehditlerle mücadelede hastanelerin kendi
baslarina yapabilecekleri oldukça kisitlidir. Fakat diger hastanelerle ve kamu
kuruluslariyla birlikte yürütülecek egitim programlari, asi kampanyalari, röntgen
taramalari bu amaçla gerçeklestirilebilecek faaliyetler arasindadir. Hastanelere
basvurfan hastalarda diger bazi tetkiklerin yapilacak muhtemel hastaliklarin teshisi için
alinacak tedbirler de koruyucu tip hizmetleri arasinda mütalaa edilmektedir. |