HASTANELERDE VERİMLİLİĞİ YÜKSELTİCİ UYGULAMALAR: Biyomedikal Mühendislik Hizmetleri |
Prof. Dr. Hikmet SEÇİM Y. Müh. Talat PEKELMAN |
I. Giriş Çağımızı karakterize eden önemli özelliklerden biri de hızlı geliştirilen teknolojilerdir. Yüksek teknoloji adıyla anılan bu teknolojiler yoğun olarak uzay çalışmalarında, savunma sanayiinde ve tıp alanında kullanılmaktadır. Tıpta yüksek teknolojinin kullanımı ABD'de 1960 yılında uzay araştırmaları yapan NASA'daki mühendislerle hekimlerin birlikte çalışmaları ile başlamıştır. Teşhiste inveziv olmayan metotlar kullanmak, teşhis ve tedavi de tıbbi hataları asgarileştirmek, teşhis ve tedavi süresini asgariye indirmek,teşhis ve tedavi cihazlarının hastada oluşturabileceği yan etkileri en aza indirmek amaçlarıyla kullanılan tıbbi cihazlar vasıtasıyla bugün hastaneler teknoloji yoğun işletmeler haline gelmiştir. EKG, EMG, EEG cihazları, kalp akciğer makinaları, otomatik, defibrilatörler, televizyonlu röntgen cihazları, bilgisayarlı tüm vücut taramalı tomografi, termografi, dijital videolu anjiyografi, ultrosonografi, ato-analizörler, lazer cihazları, nükleer manyetik rezonans (NMR), positronemisyon tomogrofi (PET), böbrek taşı parçalama cihazları, kalp pompası, portatif dializörler tıbıbi teknolojideki yeniliklerin örnekleri olarak ifade edilebilirler. Hastanelerde verimliliğin yükseltilmesi söz konusu edildiğinde ise ele alınabilecek önemli konulardan biri de tıbbi teknolojinin kullanımıdır. Çünkü hastanelerdeki teknolojik verimlilik, toplam verimliliğin önemli bir bileşenidir. 1986 yılında Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendislik Enstitüsü'nün (B.Ü.B.M.E) İstanbul'da beş büyük hastanede yaptığı bir araştırmada elektronik esaslı tıbbi cihazların önemli bir kısmını bu tip cihazlarda tecrübesi olmayan teknisyenlerce tamir edilirken bozulduğu, bir kısmının parçalarının kaybolduğu, cihazların bir kısmında önemli fonksiyonların iptal edildiği ve cihazların genellikle kalibrasyonsuz oldukları tespit edilmiştir. 1990'da Eskişehir'de üç hastanede radyolojik cihazlarla ilgili olarak yapılan bir başka araştırmada da bu cihazların önemli bir kısmının tam fonksiyonel olarak kullanılmadığı, periyodik bakımlarının sürekli şekilde yapılmadığı, parça ya da malzeme yokluğu nedeniyle bir kısmının atıl bekletildiği saptanmıştır. Genelleştirmek açısından yetersiz fakat bu alanda en yeni sayılabilecek bu araştırmalar da göstermektedir ki hastanelerimizdeki tıbbi cihazlardan olması gerektiği şekilde yararlanılamamakta, böylelikle de önemli sayılabilecek ölçülerde kaynak israfına neden olunmaktadır. Oysa bir bütün olarak hastanede verilen hizmeti nitelik ve nicelik yönünden artırabilmek için teknolojinin de verimli şekilde kullanılması bir zorunluluktur. Dolayısıyla tıbbi teknolojinin verimliliğini etkileyen faktörlerin neler olduğu, bu faktörler verimliliği nasıl ve ne yönde etkiledikleri önemli bim konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmamızda da tıbbi teknolojilerin verimliliğini etkileyen faktörlerin analizi araçlanmıştır. Bu gayeyle önce yüksek tıbbi teknolojilerin özellikleri incelenmiş, bu teknolojilerin verimliliğine etki eden faktörler analiz edilmiş ve nihayet biyomedikal mühendislik hizmetlerinin hastane içindeki yeri fonksiyonel açıdan ele alınmıştır. II. Yüksek Tıbbi Teknolojilerin Özellikleri Nelerdir? Yüksek tıbbi teknolojilerin verimliliğine etki eden faktörleri analiz edebilmek için öncelikle bu teknolojilerin özelliklerini belirlemek gerekir. Söz konusu özellikler şu başlıklarda toplanabilir: i) Yüksek tıbbi teknolojiler daha iyi eğitilmiş işgücü gerektirir. Tıbbi teknolojilerde genel eğilim cihazların kullanımını basitleştirmek yönünde olmakla beraber cihazların tüm fonksiyonlarıyla süratli ve doğru şekilde kullanılabilmesi için kullanıcının eğitimi önemli bir unsur olanak ortaya çıkmaktadır. Bu eğitim iki temel aşamadan oluşur: Birinci aşama kullanıcının alması gereken temel eğitimi, ikincisi ise cihazın işletilmesi ve sonuçlarının değerlendirilmesi için gerekli olan cihaz bazındaki özel eğitimdir. ii) Yüksek tıbbi teknolojilerde güçlerine oranla daha az fakat daha kaliteli enerji kaynakları kullanılır. Enerji konusunda temel ilke asgari miktarda enerji ile azami çıktının alınmasıdır. Ancak bu ilkenin beraberinde getirdiği diğer bir özellik de bu enerji kaynaklarnın geleneksel enerji kaynaklarına göre daha kaliteli olması zorunluluğudur. Bu zorunluluk söz konusu cihazların hassasiyetinin artmasından doğmaktadır. Bunun anlamı ise mevcut enerji kaynaklarının yenileştirilmesi ve modern cihaz/sistemlerle desteklenmesidir. iii) Yüksek tıbbi teknolojilerde daha çeşitli ve daha kaliteli malzemeler kullanılır. Emniyet, güvenirlik ve hassasiyet ile ilgili hedeflere ulaşabilmenin yolu cihaz/sistemlerde kullanılan malzemelerin (sarf malzemeleri, ilaç, solüsyon, kimyasal malzemeler gibi) çok dâha yüksek kaliteli olmasından geçmektedir. İlk defa kullanılmaya başlanan yeni tıbbi teknolojiler beraberlerinde yeni, dolayısıyla denenmemiş malzemelerin kullanımını da gerektirir. Bu yeni malzemelerin kullanımı ise ek bir eğitim gerektirir. iv) Yüksek tıbbi teknolojiler uzmanlığa dayalı bakım-onarıma ihtiyaç gösterir. Yüksek tıbbi cihazlardaki hassasiyet, güç ve fonksiyonlarındaki artış, daha karmaşık elektronik, mekanik ve elektromekanik sistemlerin yaygın kullanımı ile sağlanmaktadır. Bu tür karmaşık sistemleri içeren cihazların bakım ve onarımı bu alanda eğitim görmüş uzmanlar ve özel teçhizatla yapılabilmektedir. Bu koşulların sağlanmasıyla gerçekleştirilen bakım-onarım-kalibrasyon sayesinde hem çıktıların kalitesi artmakta hem de cihaz/sistemin verimli kullanım ömrü uzamaktadır. v) Yüksek tıbbi teknolojiler pahalıdır. Pahalılık nisbi bir kavram olmakla ve fiyatlar cihazdan cihaza ya da sistemden sisteme değişmekle birlikte bir sonraki teknoloji bir öncekine göre çok daha pahalıdır. Bunun en önemli nedeni; gerek kapasitesi, gerekse güvenirlik, emniyet ve hassasiyeti arttıran daha pahalı özel eleman ve parçaların bu teknolojilerde kullanılıyor olmasıdır. Pahalılığın bir başka ölçütü de hastanedeki yatak başına tıbbi teknoloji gereksinimidir. ABD standartları esas alınırsa genel hastanelerde (ihtisas hastanesi olmayan hastaneler) yatak başına tıbbi cihaz gereksinimi 120.000 ile 150.000 dolar (480 milyon ile 600 milyon TL.) arasındadır. Bu da sözgelişi 100 yataklı bir hastanenin asgari 120 milyon dolarlık (480 milyarlık) tıbbi teknolojiye gereksinimi olduğunu ortaya koyar. Yine ABD standartlarına göre bu miktar toplam hastane yatırımının asgari % 45'ine karşılık gelmektedir. vi) Yüksek tıbbi teknolojiler yoğun teknolojilerdir. James D. THOMPSON'un sınıflamasına göre yüksek tıbbi teknoloji yoğun teknolojidir. Bunun anlamı çok yönlü karşılıklı bağımlılık (reciprokâl interdependence) ilişkisi içinde üretimin yapılabilmesi ya da hizmetin yürütülebilmesidir. Bu bağımlılık hem hizmetin yürütülüş şeklini, hem de hizmetin kalitesini belirleyici özellik taşır. Örneğin, bir nöroşürürji uzmanının sağlıklı bir operasyona karar verebilmesi hastanın beyin elektroensefalagrafisini ve beyin tomografisini tetkik edebilmesiyle mümkündür. Laboratuvar tetkiklerinde yapılacak bir hata hekimin teşhis gücünü zafiyete uğratabileck,hastanın tedavisini en azından geciktirebilecektir. Hastanelerdeki yüksek tıbbi teknoljilerin bir başka özelliği de daha basit teknoloji düzeylerini ifade eden çözümleyici (mediating) ve bağlı (long-linked) teknolojileri de içinde barındırıyor olmasıdır. Hastanelerdeki tıbbi teknolojilerin sözünü ettiğimiz yoğun teknoloji özelliğini göstermesi bir bütün olarak hastane verimliliğini doğrudan etkileyen bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Ve hastanelerin giderek teknoloji yoğun işletmeler haline gelmesi de örgütsel etkinlik açısından bu teknolojilerin önemini arttırmaktadır.
III. Yüksek Tıbbi Teknolojilerin Verimliliğine Etki Eden Faktörler Yukarıda ana hatlarıyla açıklamaya çalıştığımız yüksek tıbbi teknolojilerin özelliklerinden hareketle bunların verimliliğine etki eden faktörleri dört başlık altında toplamak mümkündür. Bunlar;
'dır. i) İşgücü Faktörü Diğer tüm teknolojilerde olduğu gibi tıbbi teknolojilerde de insan faktörü ve insandan kaynaklanan hatalar olabildiğince azaltılmaya çalışılmakla birlikte, «kullanıcı»nın bütünüyle ortadan kaldırılması ya da aradan çıkartılması söz konusu değildir. İnsandan kaynaklanan hataları ortadan kaldırmanın veya asgariye indirmenin tek yolu, bu teknoloji veya cihaz/sistemleri kullanan işgücünün iyi ve yeterli eğitimidir. Bugün gelişmiş ülkelerdeki sağlık kuruluşlarında «operatör» ya da «teknolag» adıyla anılan kadrolara, işgören gruplarına sıkça rastlanmaktadır. Bu işigören grupları hem kullanacâkları cihazlarla ilgili temel konularda, hem de cihaz/sistem üzerinde özel olarak eğitilmektedirler. Bu tür bir eğitimden geçmiş bir işgörenin kullandığı cihaz/sistemin verimliliğinin, niteliksiz bir işgörenin kullandığı cihaz/sistemin verimliliği ile kıyaslanamayacak kadar yüksek olacağı tartışılmaz bir gerçektir. Ülkemizdeki sağlık kuruluşlarında bu niteliklere sahip teknisyenler tarafından kullanılan cihaz/sistem sayısı son derece azdır. Cihaz/ sistemlerin büyük çoğunluğu, konusunda hiçbir temel eğitim görmemiş, «hangi düğmeye, hangi sırada basacağı» öğretilmemiş kişiler tarafından kullanılmaktadır. Bu vasıflarla işgörenlerin kullandığı cihaz/sistede sık sık karşılaşılan sorunlar şunlardır:
Sağlık Bakanlığı, Sağlık Eğitimi Dairesi Başkanlığı'nın istatistiklerine göre 1980-I988 dönemi içinde Sağlık Meslek Liselerinden mezun olan radyoloji teknisyeni ve laborant sayısı sırasıyla 661 ve 2376'dır. 527'si Sağlık Bakanlığa ait olmak üzere toplam 819 sağlık kuruluşu (hastane) için bu sayıdaki yetişmiş elemanın yetersiz olduğu açıktır. Price Waterhouse denetim firması tarafından Ocak, 1990'da T.C. Devlet Planlama Teşkilatı için hazırlanan «Sağlık Sektörü Master Plan Çalışması, Mevcut kurum Raporu»nda da bu alanda yetiştirilen elemanların gerek sayı olarak, gerekse gördükleri eğitimin kalitesi bakımından oldukça zayıf oldukları belirtilmektedir. Ayrıca, hemen hemen tüm gelişmiş ülkelerde yaygın olarak uygulanan hastane içi eğitim programlarına ükemizde gereken önem verilmemektedir. Sonuç olarak işgörenlerin zaten sınırlı olan bilgileri zamanla erozyona uğramakta ve gelişen teknoloji ve metotlara paralel olarak geliştirilememektedir. Daha uzun çalışma süresi ve daha fazla malzeme kullanımına konu olan en basit ve yaygın örnek BKG cihazlarıdır. Genellikle polikliniklerde kullanılan EKG cihazlarının elektrotlarının uygun şekilde yerleştirilememesi sonucunda normalden çok daha uzun süre çalışmasına neden olunmakta, elektro kâğıdı ve mürekkep gibi sarf malzemeleri de daha fazla harcanmaktadır. Fizik tedavi bölümlerinde yaygın biçimde kullanılan mikro dalga diyatermi cihazları günümüzde modeline göre 10 ile 30 arasında değişik dalga şeklinde tedavi yapabilmektedir. Fakat hastanelerimizdeki uygulamaya bakıldığında gerek fizik tedavi uzmanlarının, gerekse fizyoterapistlerin yeterli eğitime sahip olmamaları nedeniyle bu dalga şekillerinin ortalama % 50'si kullanılamamaktadır,
ii) Enerji Faktörü Gelişmiş yüksek teknolojiye sahip tıbibi cihaz/sistemlerin artan güvenirliği, hassasiyeti, sürati ve şüphesiz verimliliği, beraberinde bu cihaz/sistemleri bağlayacağımız enerji kaynaklarının da gelişmiş teknolojiye sahip sistemlerle donatılması şartını getirmektedir. Bu şart yerine getirilmeden çalıştırılan cihaz/sistemlerin; (a) ,faydalı ömrü kısalmakta, (b) arızalı oldukları toplam süre uzamakta ve (c) ürettikleri çıktıların hassasiyeti ve güvenirliği azalmaktadır. Hastanelerimizdeki cihaz/sistemlerde kullanılan en yaygın enerji kaynağı elektriktir. Gelişen bilgisayar ve mikro işlemci teknolojisi içeren cihaz/sistemlerinde kullanılacak elektrik enerjisinin iki temel koşulu sağlaması gerekmektedir. Bu koşullar; (1) elektrik enerjisi sürekli, kesintisiz olmalıdır; (2) elektrik enerjisi cihazın teknik özelliklerine uygun olmalıdır. Bu iki temel koşulu sağlayan bir elektrik enerjisi sağlayabilmek ne yazık ki birkaç istisnai örnek dışında, tüm hastanelerimizin sahip olduğu ,bir alt yapı sorunudur. Sağlık Bakanlığı hastanelerinin tamamında jeneratör grubu bulunmasına karşın sayısı bilinmemekle birlikte büyük bir çoğunluğunda merkezi bir voltaj regülasyon sistemi, ve hiç birinde tıbbi cihaz sistemlerinin bağlı bulunduğu merkezi bir kesintisiz güç kaynağı mevout değildir. Ancak birkaç Bakanlık hastanesinde kısıtlı olarak bilgisayar kullanılan bölümlerde sadece o bölümdeki bilgisayarın ihtiyacına cevap verebilecek kesintisiz güç kaynakları kurulmuştur. Örnek olarak, radyoloji bölümlerinde kullanılan bilgisayarlı tomografi sistemleri, gama kamera ve ultrasonagrafi cihazları laboratuvarlarda kullanılan oto analizörler, yoğun bakım ünitelerinde kullanılan varntilatörler ve monitör sistemleri, radyoterapide kullanılan lineer hızlandırıcılar gibi cihazların birkaç saniyelik elektrik kesintilerine dahi tahammülleri yoktur. Buna karşılık en iyi jeneratör grubunun bile devreye girmesi minimum 15 saniye almaktadır. Bu uzunluktaki bir kesintinin, örnek olarak labaratuvarlarda çalışan bir oto analizör üzerindeki etkisini ele alalım: Öncelikle, bu işlem bir sıraya ve belli sürelere bağlı olarak yapıldığı için oto analizör otomatik olarak işlemin başına döner ve o ana kadar yapılmış işlemleri yok farzeder. İkinci olarak, yapılmış olduğu testlerden e'lde ettiği sonuçları hafızasında tutamadığı için hiçbir hesaplama yapamaz. Üçüncü olarak, işleme baştan başlama söz konusu olduğu için solüsyanların yenilenmesi gerekir ki, bunlar oldukça pahalıdır. Dördüncü olarak da, eğer hastadan sadece bir işleme yetecek miktarda örnek alınmışsa hastaları yeniden örnek almak gerekecektir. Şüphesiz bu şartlar altında çalışmak zorunda bırakılan cihaz/sistemlerden Yüksek verim elde etmeye çalışmak hemen hemen olanaksızdır. Bu konuda yapılmış herhangi bir araştırma olmamasına rağmen, bu tür cihazlara servis veren firmaların iddiası, standartlara uygun olmayan gerilim ve frekans değerlerinin ve ani elektrik kesilmelerinin sebep olduğu arızaların cihazdan cihaza. sistemden sisteme değişmekle birlikte toplam arızaların % 10-20'sini teşkil ettiği şeklindedir. Hastanelerde özellikle gelir merkezi durumundaki laboratuvar radyoloji, ameliyathane gibi bölümlerde enerji sorunlan nedeniyle tıibbi cihazların tam olarak kullanılamaması hem beklenen geliri azaltması, hem de arızalardan doğacak ek harcamalara sebebiyet vermesi sonucu tıbbi teknolojinin verimliliği olumsuz yönde etkilemektedir. İii) Malzeme Faktörü Gelişen tıbbi teknolojilerin uygulama alanı bulduğu cihaz/sistemlerde, bilinen klasik malzemelerle birlikte daha yenileri de kullanılmaya başlanmıştır. Günümüzde oldukça hızlı yayılan bir görüş de özellikle AIDS gibi kolay bulaşabilen öldürücü hastalıkların yayılmasını önlemeye yönelik olarak mümkün olan her malzemeyi «sarf malzemesi» (disgosable material) şekline dönüştürmektir. Bu şekilde üretilecek malzemelerin birim fiyatlarında meydana gelebilecek artışlar, yeni tip ve daha ucuz maddelerin malzeme yapımında kullanılması yoluyla azaltılmaya çalışılmaktadır. Yüksek tıbbi teknoloji ürünü ciihazlarda kulanılan malzemelerin kalitesi, ,genel olarak, cihaz/sistemin hassasiyetini, güvenirliliğini ve çalışma ömrünü önemli ölçüde etkilemektedir. Cihaz/sistemin teknik özelliklerine uygun olmayan ve bayat malzeme kullanımı ve ya belli periyotlarda değiştirilmesi gereken malzemenin sözde tasarruf amacı ile normalden çok ,daha uzun süreler kullanılmaya çalışılması, sonuçta elde edilen çıktının kalitesinin istenenden çok düşük veya elde edilen sonucun yanlış olmasına yol açmaktadır. Aynca, bazı kritik malzemelerin yanlış kullanımı sonucunda cihaz/sistemde büyük ve önemli arızalar meydana gelmektedir. Hastanelerin tümünde bulunan EKG cihazı ve EKG kadar yaygın olmayan EEG ve EMG cihazlarında kullanılan uygun niteliklere sahip alınayan kâğıt, mürekkep ve elektrotlar genellkle elde edilen sonuçları etkileyebilecek sorunlar çıkarmaktadırlar. Örnek olarak, üretici firma tarafından belirtilen özelliklere sahip olmayan kâğıtların kullanılması yazıcıların uçlarına hasar vermekte ve çok kısa sürede aşınmalarına yol açmaktadır. Buna ek olarak uygun kalite de olmayan mürekkep kullanımı söz konusu olduğunda elde edilen EKG kâğıdı üzerindeki çizginin keskinliği oldukça azalmakbadır. Ayrıca, EKG cihazlarında bir diğer sıkça karşılaşılan sorun da kalitesiz elektrotlardan kaynaklanan hassasiyet kayıplarıdır. Zira cihazınız, ki bu EEG ve EMG cihazları için de geçerlidir, ne kadar hassas olursa olsun, eğer kullandığınız elektrot uçları uygun özelliklere ve yeterli kaliteye sahip değilse elde edilecek hassasiyet de düşük olacaktır. Diğer bir deyişle, pahalı ve hassas bir cihazın ucuz ve daha az hassas bir cihazdan, ürettikleri çıktılar bakımından bir farkı kalmayacaktır. Tasarruf amacı ile belli aralıklarla değiştirilmesi gereken malzemelerin uzun süreler kullanılmasına en çarpıcı örnek radyoloji bölümlerindeki film banyo makinalarıdır. Uzun süre değiştirilmeden kullanılan banyo solüsyonları, cihazların özellikle merdane ve dişlilerinde büyük tahribatlar yaparak arızalara yol açmakta veya iyi çekilmiş olsa bile bir röntgen filminin işlem sonrasındaki kalitesini oldukça düşürebilmektedir. Ne yazık ki, genelde cihaz/sistem alımlarında gösterilen hassasiyet, daha sonra bunların çalışmasında veya ömrü üzerinde önemli rol oynayabilecek malzemelerin seçiminde gösterilmemektedir. Sonuç ise, gerek elde edilen çıktıların kalitesinde gerekse cihaz/sistemin çalışma ömründe artaya çıkan dramatik azalmalardır. İv) Bakım-Onarım Faktörü Günümüzde üretilen tıbbi cihaz/sistemlerin gerek güvenirlik, gerek hassasiyet, gerekse performanslarındaki yükseklik sahip oldukları teknolojik yapının yüksekliğinden ve karmaşıklığından kaynaklanmaktadır. Hemen hemen bütün cihazlarda kullanılmaya çalışılan mikro işlemci teknolojinin anlaşılması ve bu tür elemanlar içeren cihaz/sistemlerin bakım ve onarımı artık başlı başına bir uzmanlık dalı haline gelmiştir. Ayrıca, tıbbi cihaz/sistemlerin direkt veya dolaylı olarak insan hayatı ile ilgili olması, gerek bu cihaz/sistemlere gerekse, bu uzmanlık dalına verilen önemi bir kat dalda arttırmaktadır. Bugün Avrupa'nın birçok ülkesinde ve özellikle ABD'de «Biyomedikal Mühendisi (Biomedical Engineer)», «Klinik Mühendisi (Clinical Engineer) », « Biyomedikal Teknisyeni (Biomedical Technician) », ünvanlarına sahip, bu alanda formel eğitim görmüş elemanlardan oluşan Biyomedikal Mühendisliği Bölümü (Biomedical Emgineering Department) adı altında kurulmuş hastane içi destek servis ünitelerine hemen hemen her hastanede rastlanmaktadır. Bu bölümün iki temel görevinden birincisi; mevcut cihazların koruyucu bakım, kalibrasyon ve tamirlerini yapmak ve ayrıca, hastane dışı kuruluşlara yaptırılan tamirleri fiyat ve kalite açısından değerlendirmek; ikincisi ise, yeni cihaz satın alımı esnasında kalite, teknik ve fiyat açısından en iyi cihaz/sistemin seçilmesine yardımcı olmak ve bunların kabul testlerini yapmaktır. Boğaziçi Üniversitesi, Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsü'nün 1985-1986 yıllarında İstanbul'daki en büyük beş Sağlık Bakanlığı hastanesinde (Taksim Hastanesi, Beyoğlu Hastanesi, Şişli Etfal Hastanesi, Haseki Hastanesi, Haydarpaşa Numune Hastanesi) yaptığı çalışmanın sonuçları ile ilgili Bakanlığa hazırladığı Çalışma Raporu I ve II'de, bu hastanelerde ve Türkiye genelinde diğer Bakanlık hastanelerinde kurulacak Biyomedikal Mühendisliği Bölümleri tarafından verilecek koruyucu bakım, kalibrasyon ve onarım hizmetleri ile; (1) cihaz/sistem'lerin ortalama ömrünün yaklaşık % 30 artacağı, (2) onarım masrâflarının ise yaklaşık % 50 azalacağı vurgulanmıştır. Ayrıca, cihaz/sistemlere yapılacak yatırım maliyetinin uygun satın alma yöntemleri ile en az yaklaşık % 20 azalacağı belirtilrmiştir. Ne yazık ki bu konuda gerek Sağlık Bakanlığı'nda gerekse diğer başka bir kuruluşta daha hassas, kesin ve sağlıklı değerlendirmeler yapılabilecek veri yoktur. Fakat tıpta kullanılan cihaz/sistemler üzerinde formel eğitim görmüş Biyomedikal Mühendisleri ve Teknisyenlerinin organize biçimde bir araya gelmesinden oluşan Biyomedikal Mühendisliği Bölümleri'nin hastanelerimizde kullanılan cihaz/sistemlerin kısmi ve toplam verimliliği üzerinde en büyük etkiye sahip olduğu tartışılmaz bir gerçektir. IV. Hastanelerdeki Biyomedikal Mühendislik Hizmetlerinin Genel Kapsamı Yukarıda ifade edilmeye çalışılan görüşlerden hareketle hastanelerin verimli ve etkin şekilde hizmet üretebilmeleri, diğer üretim faktörlerinin yanı sıra tıbbi teknolojnin de verimli ve etkin kullanılabilmesiyle mümkündür. Bu cihazların verimli ve etkin kullanılabilmesi ise artık ayrı bir uzmanlık ve meslek dalı haline gelmiş tıp ile elektromekanik mühendisliğin ara kesitini oluşturan biyomedikal mühendislik hizmetleriyle mümkündür. Söz konusu hizmetlerin sağlanmasında şu usullere başvurulabilir:
Sözü edilen bu yöntemlerden hangisinin hastane açısından daha verimli ve etkin olabileceği konusunda önsel bir yargıda bulunmak mümkün değildir. Çünkü bu hizmetlerin hangi usulle sağlanabileceği hastanenin büyüklüğü, bütçe olanakları, hastanedeki yüksek tıbbi teknolojik cihazların türleri ve sayıları, dışarıdan sağlayabilme ya da satın alabilme olanaklarının varlığı gibi faktörler tarafından belirlenir. Fakat her durumda belirli bir büyüklüğe ve kapasiteye ulaşmış hastanelerde biyomedikal mühendislik hizmetlerinden yararlanılması kaçınılmazdır. Bu bakımdan biomedikal mühendislik hizmelerinin hastane içindeki işlevlerinin en azından mevcut durum itibariyle gözden geçirmekte fayda bulunmaktadır. Gerek hastanenin kendine ait bir biyomedikal mühendislik hizmetleri birimi olsun, gerekse dışarıdan servis veren kuruluşlar olsun, sağlanması gereken biyomedikal mühendislik hizmetleri ayrıntılarıyla şu şekilde ifade edilebilir: a) Yeni cihaz alımından önceki hizmetler Çeşitli alternatifleri kullanım, teknik özellik, güvenlik ve maliyet açısından incelemek,Teknik şartnameleri hazırlamak,Teklifleri değerlemek,Yeni cihaz için tesis ihtiyaçlarını belirlemek. b) Yeni cihaz satın alımı esnasındaki hizmetler Yeni alınan bütün cihazların ön ve nihai kabul muayenelerini yapmak,Mukamele ve şartnameye uygun cihazların montajını sağlamak,Biyomedikal cihazlara ait kalite garantisi, kullanım müsaadesi gibi konularda ulusal ve uluslararası standartları ve mevzuatı takip etmek. c) Bakım onarım hizmetleri Mevcut cihazların envanterini yapmak,Mevcut cihazların faal bulunmasını sağlamak üzere yedek parça ve malzemelerin stoklarını yönetmek,Yoğun bakım ve acil servislerin ihtiyaç duyduğu teknik hizmetleri günde 24 saat süresince sağlamak,Cihazları üreten firmalarla, satıcılarla ya da bunların temsilcileriyle düzenli ve sürekli haberleşmeyi sağlamak, Arızalanan cihazların mahallinde tamir edilmesini ya da hastane dışında tamir görmesini sağlamak,Cihazlarla iligili el kitabı, broşür, prospektüs gibi dökümanları temin etmek ve arşivlemek,Cihazların demode olması ya da tamir masraflarındaki artış nedeniyle kullanımdan çıkartılmasına karar vermek. d) Koruyucu bakım hizmetleri Cihazların düzenli olarak kontrol ve muayenelerinin yapılması için program geliştirmek,Periyodik bakım ve muayenelerin programlandığı gibi yürütülmesini ve kayıtlarının tutulmasını sağlamak. e) Eğitim hizmetleriCihazları kullanacak personelin en iyi şekilde yetişmesini sağlamak.Bütün klinik ve üniteler için cihazların kullanımı konusunda hizmet-içi eğitim programları hazırlamak ve yürütmek. f) Elektrikli aletlerle ilgili önlemler Hastane içinde kullanılan her türlü münferit elektrikli aletin, hastane ve biyomedikal cihazlar açısından güvenlik durumunu araştırmak, bu cihazların gözetim altında bulundurulmasını sağlamak. V. Sonuç 2000'li yıllarda hastanelerin, bugünkü «hekimi» merkez alan sistemden «tıbbi bilgisayarı» merkez alan ve tıp personeli ile bilgisayar işbirliğine dayanan bir sisteme geçileceği öngörülmektedir. Bu sayede hastalara hem teknolojik, hem de insani açıdan daha kısa sürede ve nitelikli sağlık hizmetinin etkin ve düşük maliyetle sağlanmasının mümkün olabileceği düşünülmektedir. Dolayısıyla hastanelerin giderek daha yüksek tıbbi teknolojilerle donanacağı ve iktisadi açıdan yoğun teknolojik işletmeler haline geleceğini söylemek yanlış olmayacaktır. Bu yüzden de tıbbi teknolojinin verimliliği çok önem kazanan ve daıha da kazanabilecek bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Yüksek tıbbi teknolojinin verimliliğini etkileyen faktörler dört başlıkta toplanabilir. Bu faktörler; işgücü, enerji, malzeme ve bakım-onarımdır. Her tıbbi cihaz/sistem, yoğunluğuna, yapısına ve yerine getirdiği işleve bağlı olmak kaydıyla bir «kullanıcı»ya ihtiyaç duymaktadır. Bu ihtiyaç da, işgücü faktörünün verimlilik üzerindeki etkisini biraz daha önemli kılmaktadır. Kullanıcı işgörenin cihaz/sistem ile ilgili gerek temel, gerekse pratik eğitimden yoksun olması verimliliği olumsuz yönde etkileyen en önemli faktörlerden biridir. Bu faktörün olumsuz etkilerini en aza indirmenin yolları: Hastanelerimize tıbbi cihaz/sistemleri kullanacak işgücünü yetiştiren kurumların sayısının artırılması, yaygınlaştırılması ve eğitımin kapsamının genişletilmesi ve kalitesinin yükseltilmesi, Satın alım sonrası, satıcı firmalar tarafından verilen eğitimin daha ciddi uygulanması ve takip edilmesi, Hastane içi sürekli eğitim programları ile personelin bilgi ve beceri düzeyinin yükseltilmesi ve yeni metot ve teknolojilerden haberdar edilmesi'dir. Verimliliğe etki eden diğer faktörlerden ikisi, enerji ve malzeme faktörleridir. Bunlardan enerji faktörünün verimlilik üzerindeki ters etkisi, yapılacak uygun alt yapı yatırımları (jeneratör grupları, kesintisiz güç kaynağı sistemleri v.b.) ile kolaylıkla ve kısa sürede azaltılabilir veya tamamıyla ortadan kaldırılabilir. Malzeme faktörünün verimlilik üzerindeki olumsuz etkilerine çözümü, öncelikle hastanelerin finansman güçlüklerinin giderilerek daha kaliteli malzeme alımı yapılmasında ve daha sonra da bu malzemelerin bozulmasına veya bayatlamasına meydan vermeden kullanılmasını düzenleyecek «stok kontrol yöntemlerinde aramalıyız. Türkiye'de yeni teknoloji ürünü tıbbi cihaz/sistemlerin toplam ve verimliliğinin düşük olmasındaki en büyük pay sahibi faktörlerden bir diğeri de bakım/onarım faktörüidür. Uygun bakım/onarım servislerinin tıbbi cihaz/sistemlere verilmesinde özel sektör, devlet sektörüne nazaran biraz daha ileride olmasına rağmen yine de tüm sağlık sektörü cihazlarına uygun bakım/onarım vermek konusunda oldukça zayıftır. Ayrıca, uygun satın alım politikalarının olmaması, daha başlangıçta yatırım kayıplarına neden olmaktadır. Bakım/onarım faktöründen kaynaklanan verimlilik düşüşleri ve uygun olmayan alım politikalarından doğan yatırım kayıplannın en aza indirmenin yolu; Bakanlık bünyesinde ve her bir hastanede veya birbirlerine yakın hastanelerde Biyomedikal Mühendisliği Bölümlerinin süratle oluşturulması ve genişlemesini sağlayacak elemanların yetiştirilmeye başlanmasıdır. Bu konu ile ilgili olarak Sağlık Bakanlığı bünyesinde de çalışmalara başlanmıştır. Ancak bunların hızlandırılması gerekmektedir.Sonuç olarak yukarıda adı geçen faktörlerin, cihaz/sistemlerin ve verimlilikleri üzerindeki etkileri çarpıcı bir büyüklüğe sahiptir. Ne yazık ki Türkiye'deki sağlık kuruluşlarında bu faktörler verimliliğe olumsuz etkiler yapmaktadır. Bu etkilerin en aza indirilmesinin yolu eğitime ve Biyomedikal Mühendisliği gibi servis hizmetlerine yatırım yapmaktan geçmektedir. Özellikle anlaşılması gereken konu, sadece yeni teknoloji ürünü cihaz/sistemlere yatırım yapmakla hastanelerimizde verilen hizmetlerin verimliliğini ve kalitesini arttırmak mümkün değildir, zira cihazı çalıştıracak işgücüne, kullanılacak enerji ve malzemeye ve cihaz/sistemleri çalışır durumda tutacak destek hizmetlere de yatırım yapmak zorunluluğu vardır. Bu zorunluluk yerine getirildiği takdirde Türkiye'deki sağlık hizmetleri harcamalarında önemli tasarruflar yapılacak ve verimlilik hiç şüphe yok ki artacaktır. Sonuçta, bu tasarruflar yatırım olarak yine hastanelerimize geri dönecektir. |
KAYNAKÇA |
| 1. B:Ü. Biyomedikal Mühendislik Enstitüsü, Çalışma Raporu-I (yayımlanmamış rapor), (İstanbul: B.Ü., Mart, 1986). |
| 2. B.Ü. Biyamedikal Mühendislik Enstitüsü, Çalışma Raporu-II (yayımlanmamış rapor), İstanbul: B.Ü., Eylül, 1987). |
| 3. COILE C., Russell; The New Hospital: Future Strategies for a Changing Industry, (Rockville: An Aspen Publication, 1986). |
| 4. ÇORUM Serpil; Hastanelerde Tıbbi Teknolojik Verimliligi Etkileyen Faktörlerin Analizi (Radyolojik Cihazlar Örneği), (yayımlanmamış yüksek lisans tezi), (Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enst., 1990). |
| 5. Price Waterhouse Denetim Firması; Health Sector Master Plan (yayımlanmamış master plan), (Ankara, 1990). |
| 6. SARAÇOĞLU, Fulya ve Hikmet SEÇİM; «Sağlık Sektöründe Yüksek Teknoloji Kullanımının Hastane Onganizasyonuna Etkileri» (İstanbul İli Sağlık Tesisleri Master Planı ve Uygulama Yöntemi Semineri'nde sunulan tebliğ), (İstanbul: B.Ü., 25 Nisan 1988), s. 3-4. |
| 7. SEÇİM, Hikmet; Hastane Yönetim ve Organizasyonu -Türkiye'de Hastanelerin Organizasyonu için bir Model Önerisi (doktora tezi), (Eskişehir Anadolu Üni. yayın No: 130, AÖF yayın no: 53, 1985). |
| 8. TANYOLAÇ, Necmi «Yüksek Teknolojinin Gerektirdiği Biyomedikal Mühendislik Hizmetleri» (yayımlanmamış tebliğ), (İstan bul: B.Ü. Üniversitesi 20 Kasım 1986). |
| 9. TANYOLAÇ, Necmi «Yüksek Teknolojinin Türkiye'deki Durumu ve BiyoMedikal Mühendislik Hizmetleri (yayımlanmamış tebliğ), (İstanbul: B:Ü., 20 Kasım 1986). 245 |