| Eskiden
annelerimiz - babalarımız resm-i geçitlerde kendilerini tutamaz, ağlardı. Balkan
Savaşı'yla başlayan ve Kurtuluş Savaşı'yla biten 10 yıllık dönem, Türk
milletinin ortak hafızasında derin izler bırakmıştı. Bu süre içinde
yakınlarından herhangi birini kaybetmeyen aile yok gibidir. Yenilgilerle küçülen,
büzülen koca imparatorluk, kendi insanlarında da umutsuzluk yaratmış, zengin ve soylu
bir millet iyice fakir düşmüştü. Çanakkkale Savaşı bu dönemin ortasında, 1915'te
yaşanan bir 'climax'tır. İnsani anlamda, insan kayıpları anlamında bütün katılan
tarafların, ama özellikle Türklerin ağır şekilde mağlup olduğu bir savaştır
Çanakkale. Şehit vermenin gururla karışık acısı, yıllar yılı ailenin duvara
astıkları fotoğraflarda ve eşlerin - çocukların kalplerinde yaşa(tıl)mıştır.
Çanakkale‘de ölenlerin, diğer savaşlara kıyasla çok daha nitelikli insanlardan
oluşması da, özellikle Cumhuriyetin ilk yıllarındaki kaliteli adam eksikliğinin
önemli nedenlerinden biridir. Nüfusa oranlandığında, 1.Dünya Savaşının yerle bir
ettiği insan toplulukları arasında Türklerin birinci sırada yer aldığını
görürüz. Ölmeyip sağ kalanlar ise inanılmaz güç koşullarda hayatlaını idame
etmeye çalışmış, çok büyük göç hareketleri sivil kayıpları da oldukça yüksek
bir noktaya taşımıştır. O zamanlardaki vaziyeti, ruh halini ve zorlukları en
azından hissetmeye çalışmak lazımdır ki, yeni bir ülkenin kıymeti, yeniden bir
millet olabilmenin önemi anlaşılabilsin.
Bizim genellikle 18
Mart tarihiyle anladıgımız , ama asıl büyük ve önemli bölümü 25 Nisan 1915 ile 9
Ocak 1916 tarihleri arasında yaşanan Çanakkale Muharebeleri, yukarıda bahsettiğimiz
büyük kayıplara rağmen sonuç itibarı ile Türkler için bir dizi hayati kazançlar
sağlamıştır. Bunları maddeler olarak sıralayalım ve sonra günümüze gelip,
geleceğimize ilişkin bir şeyler söylemeye çalışalım:
1-Türkler
anavatanlarını, kendilerinin çoğunluk olarak bulundukları toprakları
korumuşlardır.
2- Mustafa Kemal
ortaya çıkmıştır. Onun özellikle 25 Nisan 1915 ve 10 Ağustos 1915 tarihlerindeki
karar ve yönetimi Türk tarihi için tayin edicidir ve bunlar adeta "tarihi insanlar
yapmaz" diyenleri yalanlayan somut olaylardır.
3- Mustafa Kemal'in
Çanakkale'de kazandığı başarı, özellikle 19 Mayıs 1919, Sivas Kongresi ve TBMM'nin
açılışına dek uzanan sürecin en önemli faktörüdür. Çanakkalesiz bir Mustafa
Kemal'in bir ulusal kurtuluş savaşı için destek bulması herhalde pek kolay olmazdı.
4- Dünya
Savaşı'nı bütün cephelerde kaybeden Türkler (Almanlar yenildiği için biz de yenik
sayıldık masalı hala anlatılsa da…) Çanakkale'de büyük bir askeri zafer
kazanarak, nelere kadir olduklarını hem kendilerine hem de diğer milletlere
ispatlamışlardır. Bu nokta, yeniden ve yeni bir millet olabilmenin temelinin
atıldığı noktadır. Çanakkale'nin tüm millete verdiği güven, Kurtuluş
Savaşının da başarıyla sonuçlandırılmasını sağlamıştır.
5- Müttefiklerin
1915'te Çanakkale'de durdurulmaları, Osmanlı İmparatorluğu'nu prematüre bir
yıkımdan korumuş, dolayısıyla o tarihte lidersiz, örgütsüz ve moralsiz bir
milletin haritadan silinmesini engellemiştir.
6- İngilizlerin
Çanakkale'den geçemeyip Rusya'ya yardım sağlayamamaları, Çarlık rejiminin iki sene
sonra çöküşüne yol açmış; dolayısıyla Türkler kuzeyden gelebilecek çok
muhtemel bir tehditten kurtulmuşlardır.
7- Türklerin askeri
başarısı, karakter yapısı ve anavatan saydıkları topraklar üzerindeki farklı
savaşçılıkları Müttefikleri de etkilemiş özellikle mütarekeden sonra, İngiliz ve
Fransızların Anadolu'daki tehlikeli maceralara bizzat dahil olmalarının önü
kesilmiştir.
8-Ordu kurumunun
iktisadi ve idari bağımsızlığının ve yeni nesil yetenekli subayların ne kadar
gerekli olduğu ortaya çıkmış, bunun yurt savunmasındaki tayin edici önemi net
şekilde anlaşılmıştır. (2.Balkan Savaşı sırasında Türk ordusunun ancak son anda
Fransız tütün rejisinden bulunan borç para vasıtasıyla Edirne'ye doğru harekete
geçebildiğini unutmayalım)
9- Her ne kadar din
ve inançla ilgili referanslar zengin bir yer tutsa da, Çanakkale Savaşı cihad
çağrılarının fos çıktığı, Afrikalı ve Asyalı Müslümanların Türklere
karşı acımasızca savaştığı, Allah bir olsa da bizim farklı bir millet
olduğumuzun kanıtlandığı, ilk defa ümmetten ziyade millet vasfının öne
çıktığı bir savaş olarak da tarihe geçmiştir.
Görüldüğü gibi
yapılan büyük fedakarlıklar, verilen büyük kayıplar, Türk milleti için birçok
anlamda yepyeni bir başlangıç oluşturmuş, bu topraklar üzerinde en azından bir
Türk olarak halen varolmamızı sağlamıştır.
Bugün, 85 sene
sonra vardığımız nokta ise maalesef şehitlerimizin kemiklerini sızlatacak
niteliktedir. Bunları da madde madde sıralayalım:
1-Çanakkale
Savaşı dendiğinde milletimizin büyük çoğunluğu sadece Nusret mayın gemisini ve
Şehitler Abidesi'ni hatırlamaktadır. Orada neler yaşandığına dair bilgi veren
kitaplar yerine, ucuz kahramanlık edebiyatı yapan yayınlar çoğunluktadır.
2- Her yıl 18
Mart'larda siyasiler yalan-yanlış konuşmalar yapmakta, şiir dizeleriyle abartılı bir
duygusallık yaratılarak konuyla gerçek bir duyarlılık içine girilmesi
önlenmektedir.
3- Tüm bölge gerek
yeni köprü ve otoyol projelerinin gerekse her geçen gün artan kaçak yapılaşma ve
arazi spekülasyonunun tehdidi altındadır. (Tarihi Ertuğrul koyu ve Seddülbahir köyü
civarındaki görüntüler, geçmişine biraz saygısı olan insanın bile moralini
bozar).
4-Daha da acısı,
bu tehditlerin bertaraf edilmesinde, bölgede bulunan yabancı mezarlık ve abidelerden
dolayı (Lozan) ancak yabancı inisiyatiflere güvenebilecek duruma düşmemizdir. Tarihi
yarımadanın bozulması ve kendi insanımız tarafından işgali, askeri bölgelerin
azaltılmasından sonra hız kazanmıştır.
5- Savaş
sırasında şehit düşen askerlerimizin adları hala belli değildir ve bunların
yazılı olduğu bir gerçek anıt yoktur.
6- Bölgede
sürdürülen yanlış ağaçlandırma, tarihi muharebe alanlarının üzerinin
kapanmasına yol açmaktadır. (Bölgenin bilinen 4 bin yıllık florasında şiddetli
rüzgara açık yarımada da ağaçlar tektüktür)
7- Muharebe
alanlarında fazla sayıda yanlış levha vardır. Atatürk heykelleri çirkin
yapılmıştır. Mehmetçik heykellerinde 2.Dünya Savaşı’nda kullanılan tüfekler
görülür. Sembolik mezarlıklarımız gayri estetik ve gelişigüzel inşa edilmiştir.
(Anzac sektöründe, Chessboard mevkiindeki 57. Alay Şehitliği, uzakdoğu üslubunda bir
pagodayı andırır).
8- Bölgedeki savaş
kalıntıları kaderine terkedilmiş durumdadır. Doğru dürüst bir envanter yoktur.
(Seddülbahir Kalesi tam bir mezbelelik ve çöplük halindedir.)
9- Tarihi
yarımadanın her tarafında kaçak kazı ve kaçak dalış yapılmaktadır. (Bölgede
Antikite ve Roma dönemine ait kalıntılarında bulunması kimilerinin iştahını
kabartmaktadır).
10- Özellikle
Anafartalar sektörü bazı tarikatların faaliyet sahası haline gelmiş, bunları
destekleyen bazı “dini bütün” vatandaşlar, yasadışı evler yaparak kendilerini
bölgede yerleşik kılmıştır.
Bunlar ilk elde
aklıma gelenler, ama herhalde bir fikir veriyor. Bundan sonrasını, yani Çanakkale
Savaşı’nın bize esas kazandığı değerleri, bir millet olabilmenin hangi
noktasında olduğumuzu ve nereye doğru gittiğimizi, nasıl bir kimlik ve kişilik
erozyonu içinde bulunduğumuzu tartışmayı, bu yazıyı okuyanlara bırakıyorum.
Benim emin olduğum
tek çıkış noktası şu: Geçmişini, tarihini, o zamanki insanları ve mantaliteyi
bilmeyen; bunları üstünkörü bilgilerle geçiştiren: bunlarla hesaplaşmayan,
bunları korumayan; bunları yeni nesillere doğru dürüst aktarmayan milletler bırakın
geleceği kurmayı, onu kurgulayamaz bile…..
Tabii her geçen
gün her bakımdan daha iyiye gidiyoruz, “Avrupalı oluyoruz çağ atlıyoruz”,
“geleceğimiz çok parlak” diyenlere ve “Üzme kendini, bu işler değişmez burası
Türkiye” diyen kötümserlere lafım yok.
MART.2000 |