| ATATÜRK'ÜN
MANEVİ PORTRESİ
ATATÜRK’ÜN yaşamı ve eseri
üzerine çok yazılmıştır, ama hiç bir tarihçi söylevlerinde beliren kişiliğine
uygun bir manevi portresini çizmemiştir. Oysa, söylevlerini okurken Atatürk'ün göz
önünde beliren manevi kişiliğinin bir yana bırakılmaması gerekir; çünkü 1919'dan
ölüm tarihi olan 1938 yılma kadar geçen olayların en derin nedenlerini akla uygun ve
doyurucu biçimde açıklayabilmek için onun kişiliğinin tuttuğu ışığa gereksinim
büyüktür.
Söylevlerinde, kahraman ve
şövalye ruhlu bir insan olarak belirir; ulusu için savaşım veren bir şövalyedir;
bazen, utangaçlığa çok benzeyen alçak gönüllülüğü kendisinden söz etmesine
engel olur; (13) dünyaya gerçekçi gözle görür, (14) fakat gerçeği, gerçeklerin en
yalınını, kendi ideal amaçlarına yöneltmesini bilir; olaylara egemen olmak ister ve
olur (15), Türk ulusundan söz ettiği zaman, sözlerinde insanlık duygularının
titreştiği hissedilir: Türklerin çok daha mutlu bir geleceğe layık oldukları fikri
onu baskı altında tuttuğu, bu fikirle yanıp tutuştuğu bellidir. Fakat o bütün
insanlara, (16) bütün uluslara saygı duyar; (17) insanların acılarına saygılıdır.
(18) Bizzat kendisi çektiği acılarla yücelmiştir. (19) Karakteri Yunan
tragedyalarındaki kahramanların karakterine benzer: tıpkı Sophokles'in kahramanları
gibi, şiddetle arzular ve, duyguları bilinçli birer fikre dönüşünce, yalnız bu
fikirlerin mantıksal gücü ile savaşıma atılır. Gözler, yargılar, değerlendirir:
hak ve hukukun, sağduyunun, mantığın, onur duygusunun bir şeyin yapılmasını
gerektirdiğine inandı mı, hukukun, mantığın, adalet duygusunun, onur duygusunun
yengisi için çalışır.
Sık sık doğal hukuktan, (20)
meşruluk ilkesinden, (21) insanlık halinin sınırlılığından söz eder. (22) Hakkın
gücüne inanır; inancı sarsılmaz bir inançtır; insan bazen Demosthenes'i okuduğu
sanına kapılır. (23) Bazen Perikles'e benzer. (24) Üslubu ölçülüdür, fakat
canlandırdığı bazı hayallerin görkemi Aiskhylos'u anımsatır.(25) Çok güçlü bir
konuşmacıdır. Kendini sözlerinin hızına kaptırdığı hiç görülmez; duyguları
üzerinde kurduğu egemenlik tamdır; tumturaklı sözlerden kaçınır. İnfial edip
coştuğuna çok az rastlanır; o durumlarda bile kendi üzerindeki egemenliği elden
kaçırmaz. (26) Mecliste söylediği bir söylevin bir bölümü vardır : (27) o
satırları okurken, sözlerindeki şiddet; infialinin taştığı anlarda bile
berraklığını koruyan muhakemesi; sorunları en gizli noktalarına varıncaya kadar
deşen keskin irdeleme gücü ve özellikle karşısındakine hiç bir kaçamak
bırakmayan o ard arda kanıt sıralama yeteneği karşısında insan büyülenmiş gibi
olur. Büyük Nutuk'un sonunda, olağanüstü bir yasa ile ülkenin mutlak efendisi olmaya
yeltendiği yolunda ileri sürülen suçlamalara karşı kendini savunurken, onu
konuşturan duygunun kökü derinlerde olan bir onur duygusu olduğu hissedilir. (28)
Bazen ülkesinin geleceği söz konusu olduğu zaman, heyecanlı hayallerinde bir an
için, bir cümle süresince, lirik bir eda parlayıp söner. (29)
Fakat, bunlardan çok, insanı
düşüncesinin derinliği ve berraklığı etkiler. (30) İnsan hayret içinde kalır;
nasıl bir eğitimden geçtiğini merak eder olur. Ama bugüne kadar bu konuda doyurucu
bir inceleme yapılmış değildir. Ancak şu kadarı kesindir ki toplumda çağın en
parlak kişilerinin harp okulu ile tıp okulunda yetişmiş olmaları bir rastlantı
değildir; çünkü Osmanlı toplumunda yalnız bu iki kurum, öbür eğitim kurumları
arasında, batıyı örnek tutmuş bulunuyordu. (31) Bu nedenle bu iki okul dinin dogmatik
zihniyetinin, bir ölçüde de olsa, dışında kalabilmiştir; öte yandan askerlik
sanatı olsun, tıp sanatı olsun, her ikisi gerçeklere dayanan sağlam bir muhakeme
gücüne gereksinim gösteriyordu. Ayrıca, bu okullarda fransızca okutuluyordu; bu da en
yetenekli ve meraklı öğrencilere Fransız düşüncesi ve Fransız kültürü ile
ilişki kurma olanağını veriyordu. Bu öğrencilerden biri Atatürk'tür. Onun bir
özelliği de, bir bakışta geniş ufukları kavrayabilmesidir; ele aldığı her konuyu
enine boyuna tanımak ister, çünkü bütün tanınmadıkça onun herhangi bir bölümü
üzerinde sağlıklı bir yargıya varılamayacağına inanır. Arzusu, tüm toplumun, iyi
bir askerin savaş sanatına nüfuz etmek için gereksindiği olumlu ve akılcı ruhla
yönetildiğini görmektir. (32)
Her şeyin kaynağına inmek
aklının vazgeçmediği bir gereksinimdir; (33) öyle anlaşılıyor ki bu özelliği onu
batılı olmayan evrende hiç bir kişinin erişemediği bir fikir özgürlüğüne
kavuşturmuştur. Onun fikir özgürlüğü mutlak ve egemendir: bu yüzden doğu ile
batının arasını bulmak gibi boş çabalarla vaktini harcamamış, ihtilal yolunda
cüret ve bilinçle yürümek olanağını bulmuştur. (34) Gözlemlerinin,
yargılarının ve uygulayıcı eylemlerinin temeli batı düşüncesidir; fikirleri ve
davranışları bu düşüncenin Çerçevesi içinde anlam ve değer kazanır. Olayları
yorumlarken, tasarlanan planları doğrular ve kabul ettirirken, ölçü olarak batının
değerlerini alır. (35) Batılı olmayan evrende gelmiş geçmiş aydın kişiler
arasında en aydın ruhlu olanı odur.
Meşrutiyetçi fikirlerin etki
alanına giren çevresi, askerî okuldaki öğrenimi, Fransız ihtilali üzerine edindiği
bilgiler, tanığı olduğu büyük sarsıcı olaylar ve özellikle muharebe
meydanlarında yakından tanımak fırsatını bulduğu ulusunun düştüğü durumdan
duyduğu elemle kendisini bağımsızlığını yitirmiş bir toplumun çocuğu olarak
görmekten duyduğu eziklik, (36) yaralanan onuru, ona, batılı olmayan toplumların
ruhunu doğuştan tutsak eden zincirleri koparıp atma gücünü vermiştir. (37) Dehası
ona en büyük hakikatlere ermenin yolunu göstermiştir: sezi halinde bir tarih bilinci
düşüncelerini aydınlatır.(38) Tarihe karışan yüzyıllara baş vurduğu zaman,
aradığı bir örnek, mutlak bir hakikat değildir. Amacı, bir geleneği, bir göreneği
tarihsel gelişimi içinde inceleyip hakkında yargıya varmak ve şu ya da bu geleneğin,
şu ya da bu göreneğin belli bir çağın toplumsal koşulları ile ilintili olduğunu,
hepsinin insanların eseri olduğunu, bu nedenle yeni gereksinimlerle uyumlu hale
getirilebileceklerini, . daha doğrusu getirilmeleri gerektiğini kanıtlamaktır. (39)
Gerektiğinde bir kelimenin etimolojisini ele alır; (40) toplumsal ve siyasal kurumların
tarihini açıklamak için yüzyılların gerisinde klasik çağa erişir.(41) Yaşamı
sever ve Türk ulusunun da yaşamı sevmesini ister. Yaşam onun için sürekli bir
savaşım ve sevinçtir. Atatürk büyük bir humanist’tir. (42) |