parhp.jpg (1500 bytes)

ATATÜRK : RADİKAL, HÜMANİST, POZİTİVİST

HÜMANİST ENTELLEKTÜEL ATATÜRK

Prof. Dr. Suat SİNANOĞLU

TÜRK HUMANİZMİ s:36-39

 

ATATÜRK'ÜN MANEVİ PORTRESİ

ATATÜRK’ÜN yaşamı ve eseri üzerine çok yazılmıştır, ama hiç bir tarihçi söylevlerinde beliren kişiliğine uygun bir manevi portresini çizmemiştir. Oysa, söylevlerini okurken Atatürk'ün göz önünde beliren manevi kişiliğinin bir yana bırakılmaması gerekir; çünkü 1919'dan ölüm tarihi olan 1938 yılma kadar geçen olayların en derin nedenlerini akla uygun ve doyurucu biçimde açıklayabilmek için onun kişiliğinin tuttuğu ışığa gereksinim büyüktür.

Söylevlerinde, kahraman ve şövalye ruhlu bir insan olarak belirir; ulusu için savaşım veren bir şövalyedir; bazen, utangaçlığa çok benzeyen alçak gönüllülüğü kendisinden söz etmesine engel olur; (13) dünyaya gerçekçi gözle görür, (14) fakat gerçeği, gerçeklerin en yalınını, kendi ideal amaçlarına yöneltmesini bilir; olaylara egemen olmak ister ve olur (15), Türk ulusundan söz ettiği zaman, sözlerinde insanlık duygularının titreştiği hissedilir: Türklerin çok daha mutlu bir geleceğe layık oldukları fikri onu baskı altında tuttuğu, bu fikirle yanıp tutuştuğu bellidir. Fakat o bütün insanlara, (16) bütün uluslara saygı duyar; (17) insanların acılarına saygılıdır. (18) Bizzat kendisi çektiği acılarla yücelmiştir. (19) Karakteri Yunan tragedyalarındaki kahramanların karakterine benzer: tıpkı Sophokles'in kahramanları gibi, şiddetle arzular ve, duyguları bilinçli birer fikre dönüşünce, yalnız bu fikirlerin mantıksal gücü ile savaşıma atılır. Gözler, yargılar, değerlendirir: hak ve hukukun, sağduyunun, mantığın, onur duygusunun bir şeyin yapılmasını gerektirdiğine inandı mı, hukukun, mantığın, adalet duygusunun, onur duygusunun yengisi için çalışır.

Sık sık doğal hukuktan, (20) meşruluk ilkesinden, (21) insanlık halinin sınırlılığından söz eder. (22) Hakkın gücüne inanır; inancı sarsılmaz bir inançtır; insan bazen Demosthenes'i okuduğu sanına kapılır. (23) Bazen Perikles'e benzer. (24) Üslubu ölçülüdür, fakat canlandırdığı bazı hayallerin görkemi Aiskhylos'u anımsatır.(25) Çok güçlü bir konuşmacıdır. Kendini sözlerinin hızına kaptırdığı hiç görülmez; duyguları üzerinde kurduğu egemenlik tamdır; tumturaklı sözlerden kaçınır. İnfial edip coştuğuna çok az rastlanır; o durumlarda bile kendi üzerindeki egemenliği elden kaçırmaz. (26) Mecliste söylediği bir söylevin bir bölümü vardır : (27) o satırları okurken, sözlerindeki şiddet; infialinin taştığı anlarda bile berraklığını koruyan muhakemesi; sorunları en gizli noktalarına varıncaya kadar deşen keskin irdeleme gücü ve özellikle karşısındakine hiç bir kaçamak bırakmayan o ard arda kanıt sıralama yeteneği karşısında insan büyülenmiş gibi olur. Büyük Nutuk'un sonunda, olağanüstü bir yasa ile ülkenin mutlak efendisi olmaya yeltendiği yolunda ileri sürülen suçlamalara karşı kendini savunurken, onu konuşturan duygunun kökü derinlerde olan bir onur duygusu olduğu hissedilir. (28) Bazen ülkesinin geleceği söz konusu olduğu zaman, heyecanlı hayallerinde bir an için, bir cümle süresince, lirik bir eda parlayıp söner. (29)

Fakat, bunlardan çok, insanı düşüncesinin derinliği ve berraklığı etkiler. (30) İnsan hayret içinde kalır; nasıl bir eğitimden geçtiğini merak eder olur. Ama bugüne kadar bu konuda doyurucu bir inceleme yapılmış değildir. Ancak şu kadarı kesindir ki toplumda çağın en parlak kişilerinin harp okulu ile tıp okulunda yetişmiş olmaları bir rastlantı değildir; çünkü Osmanlı toplumunda yalnız bu iki kurum, öbür eğitim kurumları arasında, batıyı örnek tutmuş bulunuyordu. (31) Bu nedenle bu iki okul dinin dogmatik zihniyetinin, bir ölçüde de olsa, dışında kalabilmiştir; öte yandan askerlik sanatı olsun, tıp sanatı olsun, her ikisi gerçeklere dayanan sağlam bir muhakeme gücüne gereksinim gösteriyordu. Ayrıca, bu okullarda fransızca okutuluyordu; bu da en yetenekli ve meraklı öğrencilere Fransız düşüncesi ve Fransız kültürü ile ilişki kurma olanağını veriyordu. Bu öğrencilerden biri Atatürk'tür. Onun bir özelliği de, bir bakışta geniş ufukları kavrayabilmesidir; ele aldığı her konuyu enine boyuna tanımak ister, çünkü bütün tanınmadıkça onun herhangi bir bölümü üzerinde sağlıklı bir yargıya varılamayacağına inanır. Arzusu, tüm toplumun, iyi bir askerin savaş sanatına nüfuz etmek için gereksindiği olumlu ve akılcı ruhla yönetildiğini görmektir. (32)

Her şeyin kaynağına inmek aklının vazgeçmediği bir gereksinimdir; (33) öyle anlaşılıyor ki bu özelliği onu batılı olmayan evrende hiç bir kişinin erişemediği bir fikir özgürlüğüne kavuşturmuştur. Onun fikir özgürlüğü mutlak ve egemendir: bu yüzden doğu ile batının arasını bulmak gibi boş çabalarla vaktini harcamamış, ihtilal yolunda cüret ve bilinçle yürümek olanağını bulmuştur. (34) Gözlemlerinin, yargılarının ve uygulayıcı eylemlerinin temeli batı düşüncesidir; fikirleri ve davranışları bu düşüncenin Çerçevesi içinde anlam ve değer kazanır. Olayları yorumlarken, tasarlanan planları doğrular ve kabul ettirirken, ölçü olarak batının değerlerini alır. (35) Batılı olmayan evrende gelmiş geçmiş aydın kişiler arasında en aydın ruhlu olanı odur.

Meşrutiyetçi fikirlerin etki alanına giren çevresi, askerî okuldaki öğrenimi, Fransız ihtilali üzerine edindiği bilgiler, tanığı olduğu büyük sarsıcı olaylar ve özellikle muharebe meydanlarında yakından tanımak fırsatını bulduğu ulusunun düştüğü durumdan duyduğu elemle kendisini bağımsızlığını yitirmiş bir toplumun çocuğu olarak görmekten duyduğu eziklik, (36) yaralanan onuru, ona, batılı olmayan toplumların ruhunu doğuştan tutsak eden zincirleri koparıp atma gücünü vermiştir. (37) Dehası ona en büyük hakikatlere ermenin yolunu göstermiştir: sezi halinde bir tarih bilinci düşüncelerini aydınlatır.(38) Tarihe karışan yüzyıllara baş vurduğu zaman, aradığı bir örnek, mutlak bir hakikat değildir. Amacı, bir geleneği, bir göreneği tarihsel gelişimi içinde inceleyip hakkında yargıya varmak ve şu ya da bu geleneğin, şu ya da bu göreneğin belli bir çağın toplumsal koşulları ile ilintili olduğunu, hepsinin insanların eseri olduğunu, bu nedenle yeni gereksinimlerle uyumlu hale getirilebileceklerini, . daha doğrusu getirilmeleri gerektiğini kanıtlamaktır. (39) Gerektiğinde bir kelimenin etimolojisini ele alır; (40) toplumsal ve siyasal kurumların tarihini açıklamak için yüzyılların gerisinde klasik çağa erişir.(41) Yaşamı sever ve Türk ulusunun da yaşamı sevmesini ister. Yaşam onun için sürekli bir savaşım ve sevinçtir. Atatürk büyük bir humanist’tir. (42)