| Kişilik ve
Liderlik
İnsanda kişilik, genellikle onun duygu,
düşünce, davranış, değer ve özelliklerinin toplandığı temel ruhsal yapı
öğesidir. Bu öğe, onu öteki insanlardan ayırdeden en önemli varlığıdır. Eğer
birey, sözkonusu varlığı ile kendini başkalarından ayırabiliyorsa, başka deyişle
toplum içinde özgün bir durum kazanabiliyorsa, ''kişilik'' diye nitelenebilmektedir.
İnsanın kişilik yapısını ortaya çıkarmak, belirgin çizgilerini çeşitli
yönleriyle belirlemek, sırasında uzun yıllar bir araştırma ve incelemeyi
sürdürecek kadar zaman alabiliyor. Çünkü bireyde kişilik dural değil, devingen bir
yapı özelliği taşır. Yaşa içinde bulunan ortama, yaşanan çeşitli olaylara göre
gelişmeler gösterir. Ancak bilimin çağdaş yaklaşımı olan ''sistem'' mantığını
burada da kullanırsak, kişiliğe biçim veren üç ana amaç görürüz. Bunlar
büyüme, kararlılık ve etkileşimdir. Bu üç amaç kişiliğin yapısal öğeleri olan
duygu, düşünce ve davranış kesimlerinde etkisini sürdürür. Sözkonusu amaçlara
göre kişiliğini geliştirenler veya kendilerinde böyle bir kişilik gelişimi
görülenler, toplumda ''büyük insan'' diye nitelenirler. Kuşkusuz böyle büyüklerin
başında, toplumlara önderik yapmış kişiler gelir. İşte Cumhuriyetimizin kurucusu,
toplum önderi ATATÜRK, kişiliği gerçekten araştırmayı gerektiren, ''büyük
insan'' kimliğiyle sürekli olarak andığımız ve anlamaya çalıştığımız yüce
bir değerimiz olmaktadır.
Bir insanın kişiliği hakkında
araştırma ve inceleme yaparken onun yapıtları, sözleri, gözlemlenebilen
davranışları, çevrede kendisine ilişkin olarak yapılan çeşitli değerlemeler en
önemli bilgi kaynaklarıdır. Bütün bunlar bir araya toplanıp, belli zaman sürecine
göre bölümlendirildiğinde, insanın kişilik yapısına ilişkin çok değerli
ipuçları elde edilebilir. Burada tüm sorun, kişiliği incelenen insan hakkında
toparlanan bilgi ve kanıtların onun bu durumunu ne kertede doğru ya da gerçekçi
yönleriyle ortaya koyduğudur. Çünkü kimi insanlar nasıl ''sahte'' kimlik taşır,
çevrelerini yanıltırlarsa; aynı insanlar yapılarında ''sahte'' bir kişiliği de
sürdürürler. Böyle durumlarda, sözkonusu insanlardaki gerçek kişilik yapısını
ortaya çıkarmak çok zor, belki de olanaksızdır. Kuşkusuz, eğer bir zorunluluk
yoksa, böyle kişileri incelemeye gerek de yoktur. Aslında çevrelerinde kişilikleri
hakkında güvensizlik yaratmış insanların duygu, düşünce ve davranışları her
zaman ince bir dikkatle karşılanır. Kurulacak ilişkiler ve yapılan değerlemelerde bu
güvensizlik payına sürekli yer verilir.
İnsanın genellikle sağlam bir
kişiliği taşıyıp, taşımadığını anlamak için gerçi çeşitli yöntemler
kullanılabilir belli süre yapılan gözlem sanuçları ile edinilen değişik
izlenimlerden yararlanılabilirse de, bu konuda başvurulacak belki en kısa yol, kişinin
söylediği ile yaptığı arasındaki tutarlılığı incelemektir. Eğer bu iki eylem
olumlu sonuçlarla birbirine bağlanıyorsa, karşımızda gerçekten araştırılmaya
incelenmeye değer bir kişilik bulunduğundan kuşku duyulmamalıdır.
Dünyadaki tüm ulus önderleri gibi,
ATATÜRK de bu orunu, toplum önünde, söylediği her şeyi yaptığı için elde etmiş;
kişiliğinin yüksek çekim gücünü bu tutcımuyla ortaya koymuştur. İşte SÖYLEV;
O'nun topluma karşı, kişiliğinin bu önde gelen sağlamlık özelliğini açığa
çıkaran büyük bir yapıttır. SÖYLEV, ilk bakışta ATATÜRK'ün Türkiye
Cumhuriyeti'ni nasıl kurduğunu anlatan bir öykü gibi gelebilir. Gerçekte SÖYLEV,
Atatürk'ü anlatan, kendi dilinden onun kişiliğinin temel özelliğini ortaya koyan bir
yapıttır. Büyüklüğünün de nedeni budur.
SÖYLEV'de Belirginleşen
Özellikler
Kuşkusuz, Atatürk'ün kişiliğini
bütün yönleriyle belirlemek için sadece SÖYLEV'i incelemek yeterli değildir.
Kendinin kişilik özelliklerinin saptanabildiği tarihten başlayıp, ölümüne kadar
olan süre böyle bir inceleme kapsamına alınırsa, belki onun kişilik yapısı ve
gösterdiği ği gelişme daha ayrıntılı biçimde belirlenebilir. Ancak böyle bir
çalışmayı yapmanın, çok boyutlu ve uzun süreli olacağı da açıktır. Çünkü
sözkonusu amaç için, sadece SÖYLEV'in bütün yönleriyle ele alınması, büyük
araştırma ve inceleme boyutlarına ulaşacaktır. İşte buradaki çalışmamızda
öngördüğümüz amaç, ATATÜRK'ün gerçekten öğrenilmesi ve kişiliğine girilmesi
gerektiğine dikkati çekmektir. Bunun için de SÖYLEV'de onun kişiliği hakkında
kabataslak ya da el yordamıyla saptayabildiğimiz bazı noktaları çok kısa
açıklamalarla ortaya koymaya çalışacağız.
Gerçekçilik
SÖYLEV'deki zaman akışı ve olay
zincirine uyarak yaptığımız bu incelemede, ilkin ATATÜRK'ün kişiliğindeki gerçekçilik
özelliğini şu anlatılarıyla saptayabiliyoruz :
''Farkında olmadığı halde
başsız kalmış olan ulus, karanlık ve belirsizlik içinde, olup bitecekleri bekliyor.
Fefâketin korkunçluğunu ve ağırlığını anlayanlar, bulundukları çevreye ve
olaylardan etkilenebilmelerine göre kurtuluş çaresi saydıkları yollara
başvuruyorlar.'' (1)
''Ulus ve ordu, Padişah ve
Halifenin hayınlığından haberli olmadığı gibi, o makama ve makamda bulunana karşı
yüzyılların kökleştirdiği din ve gelenek bağlarıyla içten bağlı ve uysal...
Halifesiz ve padişahsız kurtuluşun anlamını kavramaya yetenekli değil... Bu inançla
bağdaşmaz görüş ve düşüncelerini açığa vuracakların vay haline! Hemen dinsiz,
vatansız, hain, istenmez olur.'' (2) ''Gerçekte, içinde bulunduğumuz o günlerde,
Osmanlı Devleti'nin temelleri çökmüş, ömrü tükenmişti. Osmanlı ülkesi bütün
bütüne parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türkün barındığı bir ata yurdu
kalmıştı. Son olarak, bunun da paylaşılmasını sağlamak için uğraşılmaktaydı.
Osmanlı Devleti, onun bağımsızlığı, padişah, halife, hükümet bunların hepsi
kavramı kalmamış birtakım anlamsız sözlerdi...
Bu durum karşısında bir
tek karar vardı. O da ulus egemenliğine dayanan, kısıntısız, koşulsuz, bağımsız
yeni bir Türk Devleti kurmak.'' (3).
Türk Ulusçuluğu ve Bağımsız
Kişilik
Ulusun içinde bulunduğu koşulları
gerek toplumun bireylerinden, gerek devlet yetkililerinden gerçekçi bir bakış açısı
ve güçlü bir öngörü ile değerleyen ATATÜRK, olayın başlangıcında büyük bir
imparatorluğun çöküşünü herkesten önce olurlayıp, kişiliğini
düşkırıklığı ve şaşkınlıkla zayıflatmayarak, bu yıkıntıdan çıkacak yeni
Türk Devleti'nin temellerini ilkin kendi kişiliğinde atmıştır. Bunları atarken de,
yine kişiliğinin çok değişik yönlerini ortaya koymuştur. Bunlar kısaca Türk
Ulusçuluğu ve bağımsız kişilik öğeleri olarak belirtilebilir. Kuracağı
devletin temellerini bu öğeler üzerinde yükseltirken, kendi onuru, bağımsızlığı
tutsaklığı reddeden, kimsenin koruyuculuğuna sığınmamış kişiliğini, ulusun
kişiliğiyle özdeşleştirirken, aşağıda inançlı anlatıları kullanmaktadır :
''Temel ilke, Türk ulusunun
onurlu ve şerefli bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu ancak tam bağımsız olmakla
sağlanabilir. Ne kadar zengin ve gönençli olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir
ulus, uygar insanlık karşısında uşak durumunda kalmaktan kerıdini kurtaramaz.
Yabancı bir devletin koruyuculuğunu istemek insanlık niteliklerinden yoksunluğu,
güçsüzlüğü ve beceriksizliği açığa vurmaktan başka bir şey değildir.
Gerçekten bu aşağılık duruma düşmemiş olanların, isteyerek başlarına yabancı
bir yönetici getirmeleri hiç düşünülemez. Oysa, Türkün onuru ve yetenekleri çok
yüksek ve büyüktür. Böyle bir ulus, tutsak yaşamaktansa yok olsun, daha iyidir.
Öyleyse, ya bağımsızlık ya ölüm.'' (4) ''Bağımsızlığı için ölümü göze
alan ulus. İnsanlık onur ve şerefinin gereği olan her özveriye başvurduğunu
düşünerek avunur ve elbette, tutsakık zincirini kendi eliyle boynuna geçiren uyuşuk,
onursuz bir ulusa bakınca, dost ve düşman gözündeki yeri çok başka olur.'' (5).
Burada ATATÜRK'ün özellikle dikkati
çeken kişilik özelliği bağımsızlık olmaktadır. Öyleki, bağımlı yaşamaktansa
ölmeyi yeğlemektedir. Aslında Osmanlı Devlet düzeninde, genç yaşta ordunun üst
rütbelerini edinmiş, bir bakıma kişisel yaşamında bağımsızlığı elde etmiş bir
kişinin, kendisini ulusun düştüğü durum içinde tutsak hissetmesi, topluma karşı
nekadar duyarlı bir kişilği olduğunun kanıtını açıkça ortaya koymaktadır.
Böyle güçlü bir toplumsal kişlikle
başlatacağı savaşın ''kurtuluş'' adını alması doğal bulunacaktır. Ancak bu
savaş coşkusunu hemen ulusa aktarmak gerekir mi? İşte bu noktada, bağımsızlık
tutkusunu topluma aktarmada kişiliğinin akıl ve istem gücüne dayanıp, sözkonusu
tutkuyu ussallaştırma, bunun için de kişiliğindeki büyük sabır öğesinden
yararlanma yoluna gittiğini görmekteyiz, söyle ki :
''Türk ata yurduna ve
Türkün bağımsızlığına saldıranlâr kimler olursa olsun, onlara bütün ulusça
silahlı olarak karşı çıkmak ve onlarla savaşmak gerekiyordu. Bu önemli kararın
bütün gerekliğini ve isteklerini ilk gününde açıklamak ve söylemek, elbette
yerinde olamazdı. Uygulamayı birtakım evrelere ayırmak ve olaylardan yararlanarak
ulusun duygu ve düşünceleri üzerinde işlemek ve adım adım ilerleyerek amaca
ulaşmaya çalışmak gerekiyordu. Nitekim öyle olmuştur. Ancak dokuz yılda
yaptıklarımız bir mantıkçı gözüyle düşünülürse, ilk günden bugüne dek
işlediğimiz genel gidişin, ilk kararın çizdiği çizgiden ve yöneldiği amaçtan
hiç ayrılmamış olduğu kendiliğinden anlaşılır.'' (6).
''İleride olabilecekler
üzerine çok konuşmak, giriştiğimiz gerçek ve maddî savaşa boş kuruntular
niteliği verebilirdi; dış tehlikenin yakın etkileri karşısında üzüntü
duyanlardan, geleneklerine düşünme yeteneklerine, ruhsal durumlarına uymayanların ve
olabllir değişikliklerden ürkeceklerin ilk anda direnmelerine yol açabilirdi. Başarı
için pratik ve güvenilir yol, her evreyi vakti geldikçe uygulamaktı. Ulusun gelişmesi
ve yükselmesi için esenlik yolu bu idi. Ben de böyle yaptım.'' (7)
Sezgi Yeteneği ve Kararlı Tutum
Bu anlatımlarında ATATÜRK'ün kişiliğinde, toplumun
içinde bulunduğu koşullara göre taşıdığı değerlere karşı saygılı, ulusa
getirecek değişik ortama direnecek olanların varlığını henüz başlangıçta
bilecek kertede gerçekçiliğinden kaynaklanan bir hoşgörü öğesi olduğunu
izlemekteyiz. Öte yandan eylemin başında saptadığı yol ve ilkelerden ayrılmadan
amacına ulaştığını belirtmesi, kişiliğindeki kararlılık öğesinin bir
sonucu olmaktadır. Her evreyi vakti geldikçe uıygulamayı öngörmesi, kişiliğinin hesapçı
özelliğinin ve yüksek algılama gücünün belirlediği eğilimlerdendir.
Böyle bir sezgi yeteneği, kendi kişiliğine benimsettiği her amacın biçim ve
öz bakımdan, yanındaki arkadaşlarınca sırasında istenmeyebileceğini ona
anımsatabilmektedir. Ancak buna karşlık, ulusal amaçlarına erişmede andiçme
düzeyinde kararlı tutuma girecek bir kişilik yapısı taşıdığını da
belirterek, şöyle demektedir :
''Ancak tuttuğum bu pratik
ve güvenilir başarı yolu; yakın çalışma arkadaşım olarak tanınmış kişilerden
kimileriyle aramızda, zaman zaman görüşlerde, davranışlarda yapılan işlerde
beliren temel li ve ikinci derecede anlamsızlıkların, kırgınlıkların ve sırasında
âyrılıkların da nedeni ve açıklaması olmuştur, Ulusal savaşa birlikte başlayan
yolculardan kimileri, ulusal hayatın bugünkü Cumhuriyete ve Cumhuriyet
yasalarına kadar uzayan gelişmelerinde, kendi düşünce ve ruh yeteneklerinin kavrama
sınırı bittikçe, bana direnmeye ve karşı çıkmaya başlamışlardır.'' (8) .
''….Ben, ulusun vicdanında
ve geleneğinde sevdiğim büyük gelişme yeteneğini, bir ulusal sır gibi vicdanımda
taşıyarak yavaş yavaş bütün toplumumuza uygulatmak zorundayım.'' (9)
''Bağımsızlığa
ulaşıncaya değin, bütün ulusla birlikte, özveriyle çalışacağıma kutsal
inançlarım adına andiçtim. Artık ben Anadolu'dan hiçbir yere gidemem." (10)
Halkçı Önderlik
Devlet gücünün tükendiğini, artık o
kesimdeki oru ve rütbelerinin hiçbir anlamı kalmadığına kesinlikle inanan ATATÜRK,
Anadolu'ya çıkma ve ulus için savaşımına oradan başlama kararı almıştır.
Kuşkusuz böyle bir tutumun kendisini Osmanlı Devleti'nin verdiği orun ve
rütbelerinden edeceğini bilmektedir. O vakit sözkonusu savaşımını hangi yetkiyle
sürdürecektir? Bu soruyu ATATÜRK'ün kişiliği önderlik ve halkçılık öğeleri
ile yanıtlamaktadır.
Taşıdığı halkçı kişilik, tarihte
görüle gelen birçok önderde görüldüğü gibi, ''halka karşın halk için''
tutumuna kendisini itmemiş, bu büyük görevde onu kişisel tutkularının tutsaklığı
dışında bırakmıştır. Önder kişiliğini böyle halkçı bir temele
dayandırdığından, yürüttüğü eylemleri ulusa maletmede olağanüstü başarı
göstermiştir. Bunları aşağıdaki sözlerinde kolaylıkla görmek olurludur :
''Anadolu'ya geleli bir ay
olmuştu. Bu süre içinde bütün orduların birlikleriyle ilişki ve bağlantı
sağlanrnış ve halk elden geldiğince aydınlatılarak uyarılmış, ulusça
örgütleşme düşüncesi yayılmaya başlamıştı. İşler artık bir komutan kimliği
ile yürütülüp yönetilemeyecekti. Yayılan çağrıya uymamak ve gitmemekle birlikte,
ulusal örgütler kurmaya ve ulusal ayaklanmayı yönetmeye devam ettiğine göre,
başkaldırır duruma girdiğim kuşku götürmezdi. Bundan başka ve özellikle
uygulamaya karar verdiğim girişim ve yürütümlerin köklü ve sert olacağını
tasarlamak güç değildi. Bundan dolayı girişim ve yürütümlerin bir an önce
kişisel olmak niteliğinden çıkarılması ve bütün ulusun birlikte ve
dayanışmasını sağlayacak ve yansıtacak bir kurul adına yapılması çok gerekli
idi. (11)
''Ulusal amaçlarlâ ortaya
atılacakların yok edilmesini düşünenler, bugün yalnız Saray, İstanbul Hükümeti
ve yabancılardır. Fakat bütün halkın aldatılabileceğini ve bize karşı duruma
çevrilebileceğini de düşünmek gerekir. Önder olacakların, her ne olursa olsun,
tutulan yoldan dönmemeleri, yurttâ barınabilecekleri son noktada, son nefeslerini
verinceye değin amaç uğrunda özveriyi sürdüreceklerine işin başında karar
vermeleri gerekir. Yüreklerinde bu gücü duymayanların işe girişmemeleri çok daha
iyi olur. Çünkü, böyle bir durumda hem kendilerini ve hem de ulusu aldatmış olurlar.
Bir de, sözkonusu görev,
resmi makami ve üniformaya sığınarak el altından yapılamaz. Böyle bir tutum, bir
ölçüye değin yürüyebilir. Fakat, artrk o dönem geçmiştir. Açıkça ortaya
çıkmak ve ulusun hakları adına yüksek sesli bağırmak ve bütün ulusun, bu sesi
katılmasını ,sağlamak gerekir.. " (12).
Örgütçülük
ATATÜRK'ün amaç, İnanç, görüş ve
tutumlarını kişisellikten çıkarıp çıkarıp toplumsallaştırmada halkçı
kişiliğinin kendisine verdiği bu olanak kuşkusuz kısa sürede onu, Osmanlı
damgasını taşıyan her türlü orun, rütbe ve onurdan kurtarmış, yüzyıllar boyu
yokumsanmış, ezilmiş Anadolu halkının tek sözcüsü ve önderi yapmıştır.
ATATÜRK böylece, biçimsel görünümü güçlü, ancak Osmanlı Devleti'nin
güçsüzlüğü ile özü kalmamış önder asker kişiliğini, biçimsel yönü
henüz saptanmamış, ancak özü ve içeriği çok güçlü halk önderliğine
dönüştürmüştür. Ne var ki, bu önderliğini halkın önünde giderek değil,
arasında yer alarak yapmaktadır. Eylemin biçimsel önderliğini halk kesiminde
kurdurduğu örgütlere bırakmaktadır. Tutumu, halkçı kişiliğinde kişisel değil,
her zaman örgütsel yaklaşımları yeğlediğini açıkça ortaya koymakta,
kişilik yapısındaki örgütçü öğeyi hemen meydana çıkarmaktadır. Buradan
başlayarak, kişiliğinde geliştirdiği aşamaları şu şekilde izlemekteyiz :
''... tarih; geleneksel boyun
kırmaktan üzüntü duymayan ulus, biz yürüyelim, arkamızdan gelsin, düşünce ve
İnancında bulunanların karşılaştıkları sonuçlar ve cezalarla doludur.
Yöneticilerin, özellikle devlet adamlarının, böyle yanlış ve çürük
düşüncelere hiç kapılmamaları gerekir.. (13)
''... tarih, söz götürmez bir biçimde ortaya koymuştur ki, büyük işlerde başarı
için, gücü ve yeteneği sarsılmaz bir başkanın varlığı çok gereklidir. Bütün
devlet büyüklerinin umutsuzluk ve güçsüzlük içinde bütün ulusun başsız olarak
karanlıklar içinde kaldığı bir sırada yurtseverim diyen binbir çeşit kişinin,
binbir türlü davranış ve İnanç gösterdiği kargaşalı bir zamanda danışmanlarla,
birçok hatırlı ve erkli kişilerin sözlerine uymâ zorunluğuna inanmaklâ; korkusuz,
kuşkusuz ve hele sert yürünebilir mi ve en sonunda ulaşılması çok güç olan hedefe
varılabilir mi?. " (14)
''Ben, kamu yararına ve geni
kapsamlı işlerimizde kendi görüşlerime göre değil, bütün değerli
arkadaşlarımın candan ve gönülden birliği ile çalışmayı yeğlediğimi, siz
kardeşim de kabul edersiniz.'' (15)
Demokratik Cumhuriyetçi Kişilik
Başlattığı ulusal kurtuluş
girişimlerinde, eylemin önüne geçirdiği örgütlerde, henüz biçimsel yetkisini
almamış bir önderin sürgit başarılı olamayacağını bildiği için, görünüşte
örgütlere bıraktığı izlenimini veren önderlik yörevini, resmen üstlenecek bir
başkanın alması gerektiğine inanmaktadır. Böylece kişiliğinde halk
önderliğinden, önder ve devlet adamı çizgisine geçmektedir. Bunu yaparken de,
çevresindekilerin geniş katkılarını sağlayacak işbirliği yapma
yeteneğinden yararlanıp, bu kişilik öğesini, başkalarının görünüşlerini alarak
takındığı demokratik tavırla güçlendirmektedir. Yukarıda, bir arkadaşına
yazdığı mektuptarı aldığımız cümlelerle bunu açıkça, ortaya koymaktadır.
ATATÜRK halk aşamasından ulus
düzeyine çıkmadan devletçi kişiliğinden yararlanırken, bunun demokratik
eğilimleriyle karıştığı noktada Cumhuriyetçi kişiliğini de oluşturmuş
bulunmaktadır. Gerçekten, cumhuriyetçilik tavrı kendisinden sonradan oluşmuş bir
eğitim değildir. Kuracağı devletin yönetim biçiminin Cumhuriyet olacağını,
Samsun'a çıktığı anda bilmektedir. Çünkü, kişilik yapısında cumhuriyetçilik
öğesi çok önceden yerleşmiş bulunmaktadır. Cumhuriyet yönetiminde devletin etkin
çalışma göstermesi için, kişiliğindeki siyasacı eğilimden de yararlanmakta
ve bunu şöyle belirtebilmektedir :
''Gerçekten, ulus
egemenliği ilkesine göre yönetilen uygar devletlerde kabul edilen ve geçerlikte olan
temel kural, ulusun genel isteklerini en çok temsil eden ve bu isteklerin gerekleri en
yüksek güç ve yetki ile yapabilecek olan siyasî grubun, devlet işlerinin yönetimini
üzerine alması ve bunun sorumluluğunu en yüksek önderinin omuzuna yüklemesi
ilkesinden başka bie şey değildir·'' (16) ''Kural ve yönetim gereğince ulusun
çoğunluğunu temsil eden ve özel amacı belli olan parti, hükümeti kurma
sorumluluğunu üzerine alır ve kendi amaç ve ilkelerini yurtta uygular.'' (17)
Laiklik ve Devrimcilik
ATATÜRK'ün bütünleşik kişiliğinin
diğer iki yapısal öğesinden biri layiklik, öteki devrimcililiktir.
Başka deyişle ATATÜRK layik ve devrimci kişiliklerin de öğesidir. Bunları
cumhuriyetçi ve siyasacı yönleriyle birleştirebilmekte, örneğin aşağıdaki
anlatıyı kullanabilmekredir :
''Siyasa alanında birçok
oyunlar görülür. Ama, kutsal bir ülkünün belirtisi olan cumhuriyet yönetimine
karşı, yenilemeye karşı bilirsizlik, bağnazlık ve her türlü düşmanlık ayağa
kalktığı zaman; özellikle ilerici ve cumhuriyetçi olanların yeri, gerçek ilerici ve
cumhuriyetçi olanların aynıdır; yoksa gericilerin umut ve çalışma kaynağı olan
yer değil…..'' (18)
Layik kişiliğini akılcılık ve
gerçekçillk özellikleriyle güçlendirirken, devrimciliğini sürekli uygar
düşünceden geliştirebilmiştir.
Ulusal Bağımsızlık
ATATÜRK, kendi kişiliğinin ayrılmaz
öğelerini gerek onların öz anlamları gerek çeşitli olay ve toplumsal koşullar
açısından açıklamalarının zaman zaman yapma gereksinmesini duymuştur. Örneğin
kişiliğindeki bağımsızlık öğesini, ulus açısından şöyle açıklamıştır :
''Tam bağımsızlık demek,
elbette siyasa, maliye, iktisat, adalet, askerlik, kültür... gibi her alanda tam
bağımsızlık ve tam özgürlük demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde
bağımsızlıktan yoksunluk, ulusun ve ülkenin gerçek anlamıyla bütün
bağımsızlığından yoksunluğu demektir.'' (19)
Yine aynı tutumdan olmak üzere, ulusçu
kişiliği ile siyasaçı kişiliğinin etkiteşimi sonucu ortaya koyduğu ulusal
siyasa kavramını ise şu şekilde belirtmiştir :
''Ulusumuzun, güçlü, mutlu
ve sağlam bir düzen içinde yaşayabilmesi için, devletin bütünüyle ulusal bir
siyasa gütmesi ve siyasanın iç örgütlerimize tam uyumlu ve dayalı olması
gerektidir. Ulusal siyasa demekle anlatmak istediğim şudur: Ulusal sınırlarımız
içinde, her şeyden önce kendi gücümüze dayanarak varlığımızı koruyup ulusun ve
yurdun gerçek mutluluğuna ve bayındırlığına çalışmak; gelişigüzel,
ulaşılamayacak istekler peşinde ulusu uğraştırmamak ve zarara sokmamak; uygarlık
dünyasının uygarca ve insanca davranışını ve karşılıklı dostluğunu
beklemektedir. (20)
Sivil Toplumculuk
ATATÜRK, kendi kişilik yapısındaki
ana öğeler arasındaki etkileşimi değişik tür ve yönleriyle ortaya koyarken,
başkalarının bu yoldaki tutumlarında titizlik göstermelerini öğütlemiştir.
Örneğin, ulusun yaşamındaki önemli payları nedeniyle asker kişiliğinin doğal
üyesi olan komutanların, siyasacı kişiliklerini asker yaşamlarına sokmamalarını
şöyle belirtmiştir:
''..Komutanlar, askerlik
görev ve gereklerini düşünürken ve uygularken kafalarını siyasa düşüncelerinin
etkisi altında bulundurmaktan sakınmalıdırlar. Siyasal durumun gereklerini düşünen
başka görevliler bulunduğunu unutmamalıdırlar.'' (21)
Ayrıca tarih boyu gerek kendi ulusunun
gerek diğer ulusların bozuk kişilikli insanlardan çok acılar çektiğini bildiği
için, kişiliğindeki koruyuculuk öğesini bu yönden şu şekilde
açıklamıştır:
''...saygıdeğer ulusuma
şunu öğütlerim ki; bağrından yetiştirerek başının üstüne dek çıkaracağı
adamların kanındaki buluncundaki öz mayayı çok iyi incelemeye dikkat etmekten,
hiçbir zâman geri kalmasın.'' (22)
''...maddesel ve özellikle
tinsel çöküş, korkuyla, güçsüzlükle başlar. Güçsüz ve korkak insanlar,
herhangi bir yıkım karşısında ulusun da duraksamasına ve çekingen bir duruma
gelmesine yol açarlar. Güçsüzlük ve duraksamada öylesine ileri giderler ki, sanki
kendi kendilerini alçaltırlar: Derler ki: ''Biz adam değiliz ve olamayız. Kendi
kendimize adam olamayız. Biz varlığımızı, sınırsız ve koşulsuz olarak bir
yabancının eline bırakalım.'' … Türkiye'yi böyle yanlış yollarda dağılma ve
yokolma uçurumuna sürükleyenlerin elinden kurtarmak gerekir. Bunun için bulunmuş bir
gerçek vardır, ona uyacağız. O gerçek şudur: Türkiye'nin düşünen kafalarını
büsbütün yeni bir inançla donatmak. Bütün ulusa sağlam işgücü vermek.'' (23).
SONUÇ:
ATATÜRK'ün kişilik yapısına dikkati
çekmek amacıyla; sadece ''SÖYlEV''i çok kısa bir inceleme sonucu ortaya koymaya
çalıştığımız kişilik olayı, bizi bu konuda bazı genel sonuçlara
ulaştırmıştır, şöyle ki :
1 - ATATÜRK, tanımı çok
kısaca yapılacak kişilik çizgilerine değil, tarihte yok olma sınırına gelmiş bir
ulusu ayağa kaldırıp, her yönüyle yeni bir devlet kuracak, büyük kişilik
yapısına iyedir.
2 - Onun kişilik yapısı
inceleme olanağı elde edildiğinde, yapının ana ve alt bölümleri olmak üzere
''sistem'' özelliği gösteren durumuyla karşılaşacak ve kişiliğinin bu ''sistemli''
işleyişinin büyüme, kararlılık, etktleşim amaçlarına uygun bir devinim içinde
olduğu görülecektir.
3 - SÖYLEV'deki şu genel
inceleme ATATÜRK'ün devlet kurucusu olârak kişiliğinin ana bölümlerinde cumhuriyetçilik,
ulusçuluk, halkçılık,layiklik,devremcilik öğelerinin yer aldığı
anlaşılmaktadır. Kuşkusuz kendisinin bu temel kişilik öğelerini destekleyen,
gerçekçilik, akılcılık, sabır, uzağı görüş, koruyuculuk gibi alt kişilik
öğeleri de bulunmaktadır:
4 - ATATÜRK, ''sistem''
özelliği gösteren kişilik yapısındaki ana ve alt kişilik öğelerinin etkileşim,
kararlılık ile büyümelerini üstün bir istem gücüyle yönetmiş ve yine aynı
güçle bunları topluma aktararak; yıkılan Osmanlı Devleti'nin üzerinde yeni Türk
ulusunu ve devleti' ni kurmuştur:
5 - SÖYLEV, onun bu üstün
kişilik yapısını ortaya koyan sayılamayacak kadar çok kanıtları içermekte, başka
deyişle ATATÜR'ün kişiliğini kendi dilinden anlatan büyük bir yapıt özelliği
göstermektedir. SÖYLEV ile birlikte ATATÜRK'ün geniş boyutlu kişiliğinin kapalı
kalmış ve öte yönlerini de ortaya çıkaracak belge, anı, vb. incelenebilir ve
bunlardan eğitim düzenimiz için geçerli düşüncelere ulaşılabilirse, o vakit
yetişen yeni kuşakların, O'nun engin kişiliğinden kaynaklanarak, güçlü bir
kişilik yapısıyla topluma katılmaları sağlanabilir.
(1) ATATÜRK, Söylev - I, TDK
Yayınları, 1963 s. 7.
(2) A.g.k.
(3) A.g.k
(4) A.g.k., s. 9.
(5) A.g.k.
(6) SÖYLEV - I, s. 10.
(7) A.g.k., s. 11.
(8) A.g.k.
(9) A.g.k.
(10) A.g.k., s. 14.
(11) SÖYLEV - I, s. 21.
(12) A.g.k., s. 30.
(13) A.g.k., s. 38.
(14) A.g.k., s. 48. ,
(15) A.g.k., s. 107.
(16) SÖYLEV - I, s. 151 - 152.
(17) A.g.k., s. 152.
(18) ATATÜRK, Söylev - I, TDK
Yayınlan, 1963, s. 611.
(19) A.g.k, s, 431.
(20) A.g.k., s. 305.
(21) SÖYLEV - II, s. 342.
(22) A.g.k., s. 419.
(23) A.g.k., s. 440. |