| GİRİŞ :
Son yıllara kadar ''haberleşme'' olarak
kullandığımız sözcüğün karşılığı türettiğimiz daha çok toplumsal içerikli
bir kavram algısıyla dilimize kazandırdığımız iletişim; Atatürk'ün geniş
boyutlu Yazı ve Dil Devrimi'nin kısa adıdır.
Atatürk'ün ''iletişim'' devriminde
Yazı, Dil Devrimi'nin öncelidir. Başka deyişle, Türk Toplumu, iletişim engellerini
başta yazıyla aşmış ve buradan kazanılan hızla, dil devrimine girilmiştir.
İletişim açısından hem yazı, hem dil devrimini birlikte ele almak, incelememizin
kapsamını ve sınırlarını çok genişleteceğinden, şimdilik sadece ''Yazı
Devriminin'' iletişim boyutlarına değinmekle yetineceğiz.
Gerek Atatürk'e, gerek onun çevresinde
Yazı Devrimi'ne ilişkin olarak yoğunlaşan görüşlerde bu devrimin o zamanki
gerekçelerini şöylece saptayabiliyoruz :
1 - Halkın, okuma yazmayı çok daha
kolay öğrenebileceği bir yazı dizgesini benimsemek, böylece düşük olan okuma -
yazma oranını yükseltmek.
2 - Türkçenin zenginliğini ve
canlılığını daha iyi ortaya koyup, gelişmesini sağlamak.
3 - Uygar uluslarla iletişim
bağıntılarını geliştirmek.
Yazı için kısaca ''konuşulan dili
belirli simgelerle saptayan bir dizge (sistem) '' tanımı yapılabilmektedir. Somut
anlatım ve kolay anlama değeri olan bu tanım, kuşkusuz, ''iletişim'' dediğimiz
büyük toplumsal olgu açısından yetersiz kalmaktadır. Eğer böyle bir tanıma
bağlı kalırsak, Atatürk'ün Yazı Devrimi, yalın bir yazı simgesi (harf) değişimi
biçiminde anlaşılabilir ki, o vakit, böyle bir anlayış, Yazı Devrimine karşı
bulunanların gerekçeklerine haklılık kazandırır. Oysaki, Yazı Devrimi, bir ''harf''
değişikliği değildir. Atatürk ve çevresindekiler, bu devrimin nedenlerini, günün
koşullarına uygun olarak, herkesin anlayabileceği açıklıkta ve yukarıda üç
noktada özetlediğimiz biçimde ortaya koymuşlardır. Ancak ne var ki, sözkonusu
devrimin anlamına, yapıldığı günden zamanımıza kadar, fazla bir katkıda
bulunulmamış, aşağı yukarı bu üç nokta etrafındaki açıklamalara yetinilmiştir.
Genellikle, o da Türk Dil Kurumu'nun ağırlığı ile, dil devrimi üzerinde durulmuş.
Yazı Devrimi çoğu kez onun içinde düşünülmüş ayrıca anlam sınırlarını
genişletme gereksinmesi duyulmamıştır.
Atatürk'ten sonra devrimlerin anlamını
derinleştirmedeki yetersizlik, sadece Yazı Devrimi için değil, hemen tamamı için
geçerlidir. O'nun devrimleri, ilkeleri, düşünceleri yine kendisinin anlatım
sınırları içinde incelenmiş, bu sınırları aşma, sanki Atatürk'ün izinden
ayrılma tehlikesi yaratacakmış gibi, çekingenlik yaratmıştır. Böyle
yapılacağına, çağın değişen koşulları ve gelişen Türk düşünce ve ekini
(kültürü) karşısında, Atatürk'ün devrimleri, ilkeleri sürekli yorumlanıp, anlam
derinliklerine inilebilseydi; kuşkusuz şimdiki dağınık düşüncelerin, kararsız
davranışlarıyla sarsılan bir toplumsal yapının çok ötesinde bulunurdu.
İşte Yazı Devrimi de, anlamını pek
fazla zorlamayıp, Atatürk'ün ileri sürdüğü gerekçeler düzeyinde, yıllarca
hakkında aynı şeyleri söylediğimiz aslında büyük bir devrimdir.
Gerek Yazı Devrimi yapılırken, gerek
günümüze kadar uzanan karşı görüş ve tavırlarda genellikle direniş şu
noktalarda toplanmıştır:
1 - Halkın yüzyıllardır kullandığı
yazının birden bırakılması, hem onları, hem devlet bürokrasisini boşlukta
bırakacaktır.
2 - Bir süre sonra eski yazıyla ortaya
konmuş yapıtlar, belgeler araştırma, inceleme dışında kalacak, çünkü eski
yazıyı bilenler kalmayacaktır.
3 - Eski yazının bırakılmasıyla
üyesi bulunduğumuz İslâm Dünyası'yla bağlarımız kopacaktır.
4 - Yeni yazıyı öğrenemeyecek, ancak
eski yazıyla yapıtlar veren yazıncılar (Edebiyatçılar), yazarlar bir anda toplumun
dışına itilecektir.
5 - Toplumda okuma - yazma oranı
sıfıra düşecektir.
Yukarıda da değindiğimiz gibi Yazı
Devrimi sadece ve de sırf Batılılara benzeyelim diye yapılan bir harf
değişiikliği olsaydı, bu görüşlerde ve direnişte haklı yönler bulunabilirdi.
Ancak ne var ki, sözkonusu devrim bir harf değişikliği değil, toplumsal
iletişimin çağdaşlaştırılmasıdır. Kısacaı, yapılan bir iletişim devrimidir.
Amacı; Atatürk ile başlayan yeni Türk Devriminin bireyleri, örgütleri, kurumları
tüm ekiniyle çağcıllaştırma (modernleştirme) sürecini başarıya eriştirmektir.
Atatürk'ün Yazı Devriminde acele etmesinin, herhangi bir uyarlanma dönemi
uygulanmasına karşı çıkarak, ''ya hemen olur, ya da hiç olmaz'' şeklinde kesin
tavır koymasının nedeni budur. O'nun için Yazı Devrimini geciktirmek, ''İşgal
Kuvvetlerinin'' daha bir süre Anadolu'da kalmasına izin vermek anlamını taşır.
Gerçekten de Atatürk toplumun yabancılar tarafından ''İşgal edilmiş'' ekinine,
ekonomisine, yönetimine, topraklarından çok daha önem vermiştir. Yakın çevresinde
bulunanların, O'nu anlamakta düştükleri zayıflık buradadır. Onlar için toprakları
yabancıların elinden kurtarmakla ''dava'' bitmiş, kavga sona ermiştir. Oysaki
Atatürk'e göre, ''Ulusal Savaşım'', düşmanların yurttan kovulup, Cumhuriyetin
ilânıyla başlamaktadır. Çünkü Cumhuriyet, toplumun asırlardır ekinini,
düşüncesini, davranışlarını, kurum ve örgütlerini ''işgal eden'' hem Doğulu,
hem Batılı güçleri dışarı atma savaşımına girişme anlamını taşır. Kurtuluş
Savaşı gibi üç, dört yılda değil belki yüzyılda tamamlanacaktır ve gerçekten
Türk'in dünyâ ekin ve uygarlığında ''varolması'' ya da ''yok olma'' savaşımını
simgeleyecektir. Atatürk'ün, kimsenin göremeyip olağanüstü sezgi ve ileriye bakış
gücüyle kavradığı asıl ulusal savaşım budur. Yazı Devrimini yapmak, girişilen bu
çeşit savaşımın alınacak aşağı yukarı ilk kalesiydi·
Atatürk, içinde yaşadığı toplumun
bireylerinin çoğunluğunun davranışlarında günümüze kadar sürüp gelen
''görünüş'', ''gösteriş'' hastalığına yakalanmamış, tüm girişim ve
eylemlerinde ''içerik'' adamı olmuştur. Bunun için de yaşamında, çevresindeki
''görünüş adamlarıyla'' savaşımı epeyce zamanını almıştır. Yazı Devriminde
de aynı durum ortaya çıkmış, devrimin ''içdriğini'' kavrayamayan, onu sadece
''hârf değişimi'' şeklinde gören ''görünüş adamları'' yine karşısına
dikilmişlerdir. Atatürk, diğer direnişlerde olduğu gibi, bunu da kendisine gerçekten
inanan halkın gücüyle aşmış; devrimin asıl iletişim içeriğinin gereğini yerine
getirmiştir.
YAZI DEVRİMİNİN İLETİŞİM
BOYUTLARI :
Buradaki anlamıyla toplumun bireyteri,
örgüt ve kurumları ile büyüme amaçları arasında karşılıklı bilgi, ekin, inanç
aktarımının yöresel, bölgesel, ulusal ve uluslararası ortamlarda
gerçekleştirilmesi biçiminde tanımlayabileceğimiz iletişim; Yazı
Devrimindeki işleviyle, yüz yıllardır aydınlığa çıkamamış bir toplumu, çağın
gerilerinden, ötesine taşıma sorumluluğunu yüklenmiştir.
Birinci olârak, toplumun karma Osmanlı
ekininden kendi öz ekinine; başka deyişle tümüyle Türk ekinine kavuşturulması,
Yazı Devriminin önde gelen iletişim ilevi olmuştur. Eskiyâzı yüzyıllardır, Arap
ve İran ekinlerini Türk ekinine taşıyan tek yönlü bir köprü niteliği
taşıdığı için, Türk toplumunun geniş halk tabanının içindeki ekin özünün bu
köprüye giriş noktalarını tıkamış, dolayısıyla ''Arap ve Acem'' ekinleri
egemenliğinde ''Osmanlı'' denilen çarpık bir ekin yaratmıştır. Halkın bu yazıya
ilgisi ''Kur'an Yazısı'' deyimiyle kurulmuş. Kur'an'ı okumak için bu yazının
okunuşunu, öğrenmiş, ancak yazamamıştır. Çünkü yaşaması, Arap ve Acem
ekinleriyle oransal da olsa bir bağıntı kurması gereğini çıkarmıştır ki, hane
tabanı doğal olarak bundan yetersiz kalmıştır. Öte yandan, düşüncesi gerilik
zincirleriyle bağlı bazı din adamları ile ''simsarları'', halkla sadece Kur'an
okumayı öğütlemişler; bu yazıyı yazmaya kalkışmamalarını, çünkü Peygamberin
de okumasını bildiğini, ancak yazmayı bilmediğini, böylece Peygamberleri
öykünerek, ''sünnet sevabına'' erişmelerini aşılâmışlardır. İşte Yazı
Devrimi, halkın ekinini tıkayan bu çıkmazları aşmış, kendi toplumuna, kendi ekinin
egemenliğini getirme olanağını yaratmıştır. Başka deyişle, Yazı Devriminin bu
iletişim boyutu, Türk ekini üzerinden doğu (Arap, Acem) eklinlerinin boyunduruğunu
kaldırma yönünde getirilmiştir. Yeni yazıyla birlikte, halkın üstünden o kargacık
burgacık görünümlü eski yazının ''mistik'', ürkütücü baskısı ve
dokunulmazlığı halkmış, asırlardır eline kalem alamayan halk, çağdaş insanın bu
en önemli yaşam aracını kavuşmuştur.
Yazı Devriminin toplumun önünden
yüzyılların çarpık ekinsel engelleri kaldırmadaki birinci iletişim boyutu yanında,
ikinci boyutu, toplumu kendi öz ekiniyle yeniden yoğurma, onun büyümesini yeni
toplumsal etkileşim temellerine dayandırma yönünde belirmiştir. Bunun kısa
anlatımı, toplumun o zamana kadar üst yapı kurumu olarak bilinen ''eğitim'' olgusuyla
bütün katmanlarında karşı karşıya kalmasıdır. Dünyaya gözünü açan her
bireyin insanlıktan elde etmek isteyeceği tek hak varsa, o da eğitimdir. Eğitim
hakkı, öteki tüm hakların temelidir. Bu dünyadan en az yaşama gereklerinin
ötesinde, hiçbir düşünsel eğitim alamadan göçen bireylere karşı insanlığın
borcu ödenemeyecek kadar ağırdır. Atatürk, asırlarca eğitimsiz kalan Türk
toplumunun acı yazgısına artık son vermenin, her şeyden önce bir insanlık borcu
olduğu bilincine varan tek Türk önderidir. Yeni yazının öğrenme kolaylığı ve
halkın gösterdiği başarı, Yazı Devrirnine karşı çıkanları utandıracak
üstünlükte olmuş, Osmanlı toplumunun altı yüzyıllık okuma-yazma oranının daha
ilk beş yılda üzerine çıkılmıştır. Yazı Devriminin toplumun iç devrimlerini
(dinamiklerini) eyleme geçiren bu ikinci boyutu, Türk toplumunda demokrasi
savaşımına girişmenin de temelini yaratmıştır. Demokrasi ile kamuoyu
kavramları birbirinin koşutunda yer alır. Bilinçli kamuoyu yaratma, toplumun yazılı
iletişim yeteneğine bağlıdır. Basın, sözkonusu iletişimin en önemli
kurumudur. Buradan görülmektedir ki, topluma demokrasinin bir ''yönetirn modeli ve
amacı'' olarak , getirilmesinde bile Yazı Devrimi, toplumsal iletişimin kaçınılmaz
koşulu olmuştur. Bugün Atatürk'e ve devrimlerine karşı olanların bile,
çağırışlarını (sloganlarını) O'nun ''yeni yazısıyla'' yapmaları,
yaşadığımız zamanın en acı ilişkilerindendir. Ancak çelişkinin olumlu yönü,
yine Yazı Devriminin başarısını simgelemiş, Türk Devrimine ve önderine karşı
çıkanlar, bu eylemlerinde özlemlerini duydukları eski toplum yapısının değil,
yaratılan yeni toplumun iletişim araçlarını kullanmışlardır. Kuşkusuz böyle bir
tutum, daha başlangıçta kendilerini başarısıazlığa itmiştir.
Yazı Devriminin üçüncü büyük
iletişim boyutu, Türk toplumunu dünya uygarlığına egemen Batı ile ilişkiye
geçirmesidir. Bunu bazı aydınlar, ''Batıcılık'' olarak yorumlamışlar, Batı'ya
açılan bu yeni iletişim oluklarından (kanallarından) eskinin egemen doğu ekinleri
yerine, ''Batı damgasını taşıyan yenilerini toplumun doğal ekini üzerine koymaya
çâlışmışlar'' dır. Oysaki, Atatürk'ün anlayışı böyle değildir. Yazı
Devrimi, Batı'ya gerçekten bir yol açmıştır. Ancak, bu yoldan topluma ''yeni işgal
kuvvetleri'' değil, onun doğal ekiniyle etkileşime girebilecek, bir yandan Türk
ekinine katkıda bulunurken, diğer yandan ondan etkilenip, dünya uygarlığına Türk
ekininin kapısını açacak olanlar gelip, gidecektir. Atatürk'ün deyimiyle, artık
dünyanın uygarlık ufkunda ''Türk Güneşi'' de parlayacaktır. İnsanlığı
yüseltmek, dünyada kurduğu uygarlığı geliştirmek, sadece Batı denilen birkaç
toplumun tekelinde olamazdı. O bütün dünya uluslarının ortak malıydı. Her ulusun
ondan yararlanmak ve ona yararı olmak hakkı vardı. Yüzyıllar güneşi, Doğu'dan
Batı'ya geçemeyen, sadece askerle geçen Türk toplumu güçlü ekinini, yeni iletişim
olanaklarıyla tüm dünyaya yaymak ve öteki ekinlerle ilişkiye geçip, aynı zamanda
kendisini yenileyerek güçlendirecekti. Türk toplumu topraklarında artık Batı'nın
''işgal kuvvetlerini'' görmeyecekti; ancak onların ekinini, uygarlığını, kendi
ekini ve uygarlığı ile insanlığın kavşaklarında karşılaşmaya, onu özümlemeye,
aynı zamanda değiştirmeye hazır olacaktı. İşte Yazı Devrimi, bu üçüncü büyük
iletişim boyutuyla, Türk toplumunu içine dönük, kapalı ekin çıkmazından
kurtarıp, onun iç devinimlerini oluşturduğu dikey boyutu yanında, öteki ekinlerle
ilişkisini sağlayan yatay boyutta da gelişme olanağı sağlamaktaydı.
SONUÇ :
Atatürk'ün yazı ve dil olmak üzere
başlattığı büyük ''iletişim'' devriminin, yazı yönüne ilişkin
açıklamalarımızı, kuşkusuz daha da genişletmek olurludur.Ancak buradaki amacımız,
Yazı Devrimini biraz değişik biçimde ele alıp, yorumlamaktı. Gerçekte; konunun
düşünsel temellerini geliştirmek yoluna girildiğinde, Yazı Devriminin öteki
devrimlerle ve özellikle cumhuriyetçilik, ulusçuluk, devletçilik, halkçılık,
layiklik, devrimcilik dediğimiz başlıca Atâtük ilkeleriyle bağıntılarının ele
alınması kaçınılmaz bir yaklaşım zorunluğu almaktadır.
Öte yandan, bir iletişim devrimi
olarak, Yazı Devrimlerinin yapıldığı günden zamanımıza kadar toplumdaki başarı
çizgisini belirleyip, değerleme süreçlerinden geçirmek başlıbaşına bir
araştırma konusu olabilecek genişliktedir. Ayrıca, eski yazılı yapıt ve belgeleri
günümüze aktarma gereği hangi alanlarda çıkmıştır ve çıkmaktadır? Geçmişe
uzanan tarihsel ve ekinsel bağların kopmaması zorunlu noktalar neresidir? Bunlar için
araştırma yapacaklara eski yazı bilme becerisinden öte; başka neler
kazandırılmalıdır? Yıllık yetiştirme sayıları ile görevi yüklenecek kurumların
niteliği, işlevleri ne yönde yeniden ele alınacaktır? Bu ve benzeri sorular da
''iletişim devriminin'' geçmişe dönük olarak yanıtlarının verilmesi zorunlu
sorulardır. Eğer toplumumuzun geçmişten geleceğe uzanan iletişim boyutları Yazı
Devriminin coşkusu ve atılımlarıyla ele alabilirsek, gerçekten yeni Türk Devriminin,
çok Önemli amaçlarından birine ulaşmış oluruz. |