parhp.jpg (1500 bytes)

ATATÜRK : RADİKAL, HÜMANİST, POZİTİVİST

ATATÜRK'ÜN ÜSTÜN KİŞİLİĞİ

Prof. Dr. Hamza EROĞLU

 

Büyük adamları, büyük milletler yetiştirir. İsmail Hakkı Baltacıoğlu'nun belirttiği gibi, "Büyük adamları yetiştiren milletlerdir. Büyük adamlar ancak büyük milletlerin içinde yetişebilirler, bu milletlerin ülküsü ile ülkülendikten sonra büyük adam olabilirler." (1)

Toplumla büyük adam arasındaki illişki, ne büyük adamı putlaştırmaya, ilâhlaştırmaya ne de büyük adamı toplum içinde eritmeye yöneltebilir. Büyük adamlar topluma yön verdiği için, işaret fenerleridir ve bir toplum gerçeğidirler.

Tarihî büyük adamdan mahrum bir millet fakir bir millettir.

Toplumların büyük adama ihtiyacı en çok bunalımlı dönemlerde belirir. Bunalımdan çıkışın yolunu arayan ve iradesi ve topluma yön veren kişiler büyük adamdır.

Milletler kendi arzu ve iradesini teşhis ve temsil eden büyük adamlarla, gidecekleri yolu görürler ve harekete geçerler.

Türk Milletinin arzu ve iradesini kendi içinden derinden hisseden Atatürk, büyük ve yüce kişiliği ile Türk Milletinin şefi ve lideridir. Tarihin seyrini değiştiren kader adamı, Türk millî hayatının ayrılmaz bir parçası ve gücüdür.

Atatürk, Türk Milleti hakkında verilen esaret ve ölüm kararına ve bu kararın uygulanışına karşı gelen, isyan eden bir ulusun kurtarıcısı ve yeni bir devletin kurucusu olarak büyük tarihi görevi yerine getiren yüce bir kişidir. 1919'daki bunalımlı durumdan 1922'nin parlak zaferini çıkaran etkenlerin başında Türk Milletinin azim ve iradesini temsil eden Atatürk'ün üstün kişiliği, sağlam ve kuvvetli azim ve iradesi çok önemli rol oynamıştır.

Bütün önemli tarihi olayların sosyal derikliklerin oluşmasında iradesinin kuvveti, zekâsı, basireti ve bilgisi bakımından yaşadığı muhite tesir eden üstün kişilerin varlığı ve toplum içindeki rolü bir gerçek olarak belirmektedir.

Prof. Dr. Hüseyin Nail Kubali'ya göre Atatürk bir Milli Mücadele gerçeğidir.

"Her cemiyet fevkatâde (olağanüstü) buhranlı (bunalımlı) zamanlarda, ferdî şuur ve iradeleri bir tek gaye ve menfaat etrafında toplayan bir tesanüt (dayanışma) duygusu ile hareket etmek zaruretini duyar. Bu cemiyetin kendi kendini savunma ihtiyacının bir sonucudur. Böyle bir tesanüt (dayanışma) zarureti ile kendiliğinden harekete geçen cemiyetin kollektif şuur ve iradesi, çok defa enerjisi, bilgisi, ileri görüşü, sevk ve idare kabiliyeti ile temayüz eden bir şahsiyette sembollenir. Türk Milleti de o kara günlerinde millî şuur ve iradesinin sembolünü Mustafa Kemal Paşa'da (Atatürk'te) bulmuş, millî istiklâl ve hakimiyet mücadelesinde kaderini onun kudretli ellerine tevdi etmiştir." (2)

Ünlü Fransız sosyoloğu Durkheim'den esinlenerek bunalımlı dönemlerin büyük adamını açıklamaya çalışan Prof. Dr. H. N. Kubalı, büyük adamın ortaya çıkışında, özellikle toplumun bilinçli davranışının rolü olduğu kanısındadır.

Farklı bir görüşten hareket eden Prof. Dr. Dankwort A. Rustow ise, Max Weber'den esinlenerek, Atatürk'ün şef ve lider olarak oynadığı rolü toplumun içgüdüsel davranışlarında bulmaktadır. Dankwort A. Rustow'a göre Atatürk, Max Weber'in tarif ettiği, bunalımlı dönemlerin lideridir, Karizmatik liderdir. (3) Max Weber'e göre, topluma, yön veren, düzen veren, üç tip otorite vardır. Birincisi meşru otorite, seçim mekanizmasının işleyişi ile sağlanır. İkinci tip otorite, irs ve intikal kanunları ile sağlanır. Hükümdarlıkla yönetilen toplumlarda olduğu gibi. Üçüncü tip otorite ise, karizmatik otaritedir. Weber, karizmatik otoriteyi, bir kişinin kutsallığına, ya da kahramanlık gücüne veya örnek alınacak niteliklerine ve bu kişi tarafından düzene diğer kişilerin (halkın) tam bir teslimiyet içinde bağlanmaları sonucunda ortaya çıkan otorite tipi olarak tanımlamaktadır. Weber'e göre karizmatik bir lider, taraftarlarının gözünde ortalama insanların üstünde yer alan, onların yararına mucizeler yaratmağa muktedir değildir. Karizmatik liderlikte asıl önemli olan, önderin olağanüstü nitelikleri bulunduğuna dair geniş halk tabakalarında sağlam bir inanış uyandırmasıdır. Karizmatik liderlik bir çeşit bunalımlı dönemlerin liderliğidir.

Atatürk'ün ortaya çıkışında, olağanüstü nitelikleri bulunduğu hakkında kitlelerde sağlam bir inanç uyandırması, vatandaşın ona inanması en önemli faktör olmuştur, D. A. Rustow'un açıklamasına göre Atatürk, çağımızın koşulları içinde, bunalımlı bir dönemde, karizmatik önderliği, liderliği temsil eden kişidir.

Ancak Atatürk'ün karizmatik liderliği Millî Mücadelenin başında kabul edilse bile, T.B.M.M.'nin kuruluşundan sonra, meşru yollarla, seçim esası ile, T.B.M.M.'i başkanı seçilmekle, Millî Mücadelenin şefi ve lideri olmakla sona ermiş sayılır, M. Kemal Paşa, M. Weber'in tarif ettiği anlamda belirli bir dönem için şef ve liderdir. Daha, sonraki dönemde, milletin reyi ile iradesi ile seçilen kişidir.

Burada asıl açıklamamız gereken neden, Mustafa Kemal Paşa'nın niçin ve neden Milli Mücadelenin şefi, lideri olmasıdır. Neden Mustafa Kemal Paşa'dan başka bir diğeri, bu görevin yükümlülüğünü üstlenmemiş, şef ve lider olamamıştır?

Mustafa Kemal Paşa, Osmanlı Ordusunun en genç Ordu Kumandanıdır, Mustafa Kemal Paşa'nın liderliği bir tesadüf de değildir. Toplumsal ve siyasal olaylar ve Mustafa Kemal Paşa'nın kişiliği bu sonucu hazırlamıştır.

19 Mayıs 1919 da, Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a çıkışında karşılaştığı şartlar Türk Milletinin ıstırabı, bunalımlı dönemin büyük insanını ortaya çıkarmıştır.

Tarık Zafer Tunaya'ya göre, "Toplumu ve kendisini eyleme geçiren koşulları ustalıkla hesaplayan, toplumun dinamiklerini başarı ile yöneltebilen lider Atatürk, ortak bilincin özlemlerini sosyal ve siyasal alanlarda anlamlandırabilmiştir. Atatürk, geçmişle gelecek arasında, değiştirilmesi gerekenle değişik düzen arasındaki geçişi başarı ile temsil edebilmiştir. O'na büyük sıfatını vermemiz bu tarihsel davranışın anlamıdır.''(4)

Mustafa Kemal Paşa'nın Milli Mücadelenin şefi ve lideri olmasının sebeplerini tarihi olaylarda aradığımız gibi, Mustafa Kemal Paşanın kişisel üstünlüğünde, dehâsında ve sahip olduğu engin kültür hazinesinde ve idealinde de aramak gerekir.

I. Mustafa Kemal Paşa'nın Millî Mücadelenin Şefi ve Lideri Olmasının Sebepleri;

Herşeyden önce Mustafa Kemal Paşa'yı Milli Mücadelenin şefi ve lideri yapan, O'nun Türk Milletine inan ve güvenidir.

1. Mustafa Kemal Paşa'nın Türk Milletine İnanç ve Güveni Türk Milleti ile Atatürk arasında güçlü bir bağ kurmuştur.

Mustafa Kemal Paşa'nın başarısında, Türk Miletine inanç ve güveni önemli rol oynamıştır. Gerek askerî hayatta, gerekse sivil hayatta elda ettiği başarı, O'nu güçlendirdiği gibi, topluma kişiliğini kabulde de önemli faktör otmuştur. Türk Milletinin bir ferdi olarak, Türk Milletine inanç ve güveni, Milletin büyüklüğünü, üstün niteliklerini ortaya koyduğu gibi, Mustafa Kemal Paşa'nında Milletini tanımak ve kavramak konusunda gücünü ve kabiliyetini belirtmiştir.

Türk Milletinin üstün niteliklerinden yararlanarak, Millete bağımsız ve mutlu yaşam imkanlarını sağlamak, tarihte çok az devlet adamlarına nasip olmuştur. Atatürk, Türk Milletini iyi tanımakla manevî ve fikrî gücünü ortaya koymuş, üstün kişiliğinin dayanaklarından birini belirlemiştir.

Atatürk ne yaptıysa Türk Milletine dayanarak, Türk Millletine güvenerek bu milletin büyüklüğüne inanarak yapmıştır.

"O, Türk Milletinin engin ruhunda saklı, ilerici hamleleri bulmuş, milli devleti ve bu devletin müesseselerinii bu ruhla, bu ruh örgüsünün unsurları ile doldurmak istemiştir." (5)Atatürk, Samsun'a ayak bastığının üçüncü günü 22 Mayıs 1919 da, Erzurumdaki 15. Kolordu Kumandanı Kâzım Karabekir Paşa'ya çektiği bir şifrede o günlerdeki ağır durumu belirttikten sonra şöyle devam etmektedir: "Bununla beraber bütün umutlar kaybolmuş değildir. Memleketi bu durumdan ancak Türk Milletinin mukavemet azmi kurtarabilir. Bu mukavemet şuuru, birçok yerlerde kurulmuş olan Müdafaai Hukuklarda kendini göstermektedir." (6)

Bu inanı açıklayan ikinci bir belge de yine O'nun 22 Haziran 1919 da Amasya'dan gönderdiği tamimdir."Vatanın bütünlüğü tehlikededir. Ancak bu tehlikeden Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır. Bunun için de, Her türlü tesir ve murakabeden azade bir heyeti milliyetinin vücudu elzemdir. " (7)Atatürk'ün Türk milletine inanı, güveni büyük davanın başarıya ulaşmasunın sırrını teşkil etmiştir.

"Tevessül ettiğimiz büyük icraatta, milletimizin yüksek kabiliyeti ve yüksek aklı selimi başlıca mürşidimiz ve menbaı muvaffakiyetimiz olmuştur." (8)Yine Atatürk'ün deyimi ile, "İstiklâl Savaşı ve Türk İnkilâbı, her hamlesinde milletimizin yüksek siyasî ve medenî karakteri ile memleket ideolojilerindeki şuurlu birliğine dayanarak muvaffak olmuştur." (9)Atatürk daha 1923 yılında, "benim kuvvet ve kudretim halkın bana gösterdiği emniyet ve itimattan ibarettir" (10) sözü ile kuvvetinin kaynağını açıklamıştır. O, Türk Ulusuna inandığı gibi, Türk Ulusu da ona inanmış ve bu karşılıklı inandan Kurtuluş zaferi ve devrimler doğmuştur.Atatürk, bütün iradesinin kaynağını ancak Türk Milletinin yaratıcı ve sonu olmayan ruhunda bulmuştur. Atatürk bir konuşmasında, "her türlü sırrı muvaffakiyetin, her nevi kuvvetin, kudretin menbaı hakikisinin, milletin kendisi olduğuna kanaatımız tamdır" (11) ve "Milli mücadeleyi yapan doğrudan doğruya milletin kendisidir, milletin evlatlarıdır" (12) diyerek Türk milletinin büyüklüğünü ve tarihi rolünü ifade etmiştir. Atatürk yine bir diğer konuşmasında da "Türk Milleti devlet kurmak, vatan korumak kudretinde, kendi cevherindeki kıymet ve faziletlere istinat eden yapıcı ve yaratıcı bir millettir." (13) Atatürk'ün büyük eserinin sırrı buradadır. Millete inanmak, milletin kuvvet ve kudretini en iyi teşhis etmek ve onu faydalı yönleriyle harekete geçirmek.

Bir yazarın haklı olarak belirttiği gibi, "Türk mucizesi, milletine inanan ve güvenen bir dehânın, millete inanç ve güven telkin edebilmiş sayesinde meydana gelmiştir. Biz İstiklâl Harbin de, İnkılâplarımız da kendimize güvendiğimiz zaman başarabildik''.(14).Atatürk'ün Türk Milletine inanı, güveni, Türk Milletinin büyüklüğünden, yüceliğinden ileri geldiği gibi, Atatürk'üin bunu sezip, kavrayışında da aramak gerekir. Atatürk yüce ve güçlü kişiliği ile Türk Milletinin engin tarih hazinesinden Türk Milletine inan ve güven duymak gereğini duymuştur. Bütün Millî Mücadele tarihi bu inancın sonucu olmuştur.Prof. Dr. İsmail Hakkı Baltacıoğlu'na göre, "Atatürk'ün en büyük eseri Türk Milletinin yaşama iradesine inanmasıdır. Türk Milletinin en büyük eseri de Atatürk'ün büyük adam olduğuna inanmasıdır. Eğer Atatürk'te bu inanç olmasaydı, ne Atatürk Atatürk olabilirdi, ne de Türk Milleti öz varlığına kavuşabilirdi." (15)

Türk İnkılâbı, 1789 Fransız ve 1917 Rus Inkılâplarından farklı olarak, inkılâbın hazırlığını yapan ve fikrî yönden onu olgunlaştıranlarla, onu aksiyon alanında başarıya götürenler aynı kişilerdir. Türk Inkılâbı'nın hazırlayıcısı ve onu aksiyon alanında başarıya ulaştırıcısı, şef ve lider olarak Atatürk'tür. Atatürk Türk Inkılâbının hem fikri hazırlığını yapmış, hem de onu başarıya ulaştırmıştır, Fikir ve aksiyon, tek elde, tek hedefte toplanmıştır, Atatürk, Türk İnkılâbını başarıya ulaştırırken aynı zamanda, inkılâpla birlikte, özgür, bağımsız, yeni ve modern, milli bir devlet kurmuştur. Inkılâbın amacını teşkil eden yeni devlet kurma fikri, Osmanlı İmparatorluğunun tarihe intikali ile ortaya çıkmıştır. Türk Inkılâbı, Osmanlı Devletinin tarihe intikali sonucu önce bir vakıa ve sonra, bu vakıaya bağlı bir fikir olarak ortaya çıkmıştır..Atatürk, önce Osmanlı Devletinin sona erişini en net şekilde görmüş, durumu tesbit edip yorumunu yapmış ve sonra tarihi kararını vermiştir.Atatürk, Türk İnkılâbının hazırlığını yapan ve onu aksiyon halinde başarıya ulaştıran kişi olarak, şef ve lider olmuştur. Inkılâbın aksiyon safhası olarak ifade etmeye çalıştığımız, Milli Mücadele dönemi, haklı olarak şefini ve liderini bulmuş, O'nunla zafere ulaşmıştır.Hazırlık ve aksiyon döneminde, Atatürk'ün tarihî rolü ve sorumluluğu ortaya konulduğunda, şef ve lider olmasının sebepleri daha belirli şekilde açıklanmış olur.

a. Atatürk uzak görüşü ile durumu tesbit ve değerlendiren kişidir:

Atatürk, Türk Milletinin felâket uçurumuna yuvarlanışını uzak görüşüi ile sezen ve değerlendiren insandır. Daha Birinci Dünya Harbi içerisinde Osmanlı İmparatorluğunun felâkete doğru süratle sürüklendiğini teşhis edip çareler arayan ve bunu cesaretle ortaya koyan insandır. Bu yönü ile Atatürk ileri görüşlü bir gerçekçidir.

Prof. Dr. Mehmet Kaplan, varoluşçu Alman filozofu Karl Jaspers'den mülhem olarak, Atatürk'ün dehasını her şeyden önce, durumu tesbit ve isabetli yorumlamasında bulmaktadır. Prof, Kaplan'a göre, Karl Jaspers'in, genel olarak durum kavramı hakkında söyledikleri, Atatürk'ün dehâsını aydınlatma bakımından güçlü ve değerli fikirler içermektedir. Atatürk önce, Türkiye'nin içinde bulunduğu durumu en doğru şekilde tesbit etmiş ve sonra onu en doğru şekilde yorumlamıştır. Karar ve hareket için, doğru tesbit ve yorum, başarının şartıdır. Atatürk, bir kurmay ve bir komutan olarak karar ve hareket için bunu bir prensip haline getirmiş insandır. (16)

Karl Jaspers'in açıkladığı gibi, "Durumun farkına varan insan, ona hakim olmaya başlamış sayılır. Ona cepheden bakan, şahsiyetini gerçekleştirmek için savaşa atılır ve iradesini ortaya koyar. Ben, çağımın içinde bulunduğu manevî durumu tahlil suretiyle, insan olma irâdemi gerçekleştiririm". (17)

Atatürk'ün Alman filozofu Karl Jaspers'in açıklamalarının ışığı altında, Mondros Ateşkes Anlaşması sonucu karşılaştığı durum, vardığı objektif yorum ve aldığı karar, onda büyük bir insan olarak, iradesini gerçekleştirme fırsatını vermiştir.

Sabahattin Selek'e göre, "Mütareke sonrası Türkiye'de, memleketin kuruluşu için yalnız duygulu ve epik sözlere ve davranışlara, rastlamak mümkündü. Müdafaaî Hukuk teşekkülleri bile hâyâlci düşünceler üzerine kurulmuştu. Bu yüzden hiçbirisi gerçekçi bir davranışa girememişti.

Bir Mustafa Kemal Paşa çıkmasaydı, şüphesiz çok kimse birer idealist gibi ölecekti ve vatan yine kurtulamayacaktı. Halbuki, hürriyet ve istiklâl mücadelesi yapan milletlere gerçekçi şefler lâzımdır.

Osmanlı camiası içinde kalmak parolasını, Mustafa Kemal Paşa, "Misaki Milli", "Millet Meclisi" ile değiştirdi. Herkes "Osmanlılığı kurtarmak" çabası içinde olduğu halde, Mustafa Kemal Paşa, şu gerçeği görebilmişti :

Osmanlı Devleti, onun istiklâli, padişah, halife, hükûmet bunlar hepsi medlûlu kalmamış bir takım bi mana (anlamsız) elfazdan (sözlerden) ibarettir.

Mustafa Kemal Paşa gerçekçi olduğu için ihtilâl başarıldı, yeni Türk Devleti kuruldu." (18)

Atatürk gerçekçi yönü ile ve uzak görüşü ile Osmanlı Devletinin felâkete yuvarlanışını gören, durum tesbiti ile değerlendiren ve sonuç olarak karar alan insandır. Bu neclenle Millî Mücadelenin şefi ve lideri olmak herşeyden önce O'nun kaderi idi.

b. Atatürk, Türk Milletinin Kaderini değiştiren, ona yeni bir yön veren kişidir.

Atatürk, Türk Milletini herşeyden önce millî birlik ruhu içinde harekete getiren insandır. Sadece teşhisle kalmayıp çare arayan ve bu aranan çareyi millet gerçeğine dayandırarak başarıya ulaştıran kişidir.

Atatürk, Yıldınm Orduları Grup Kumandanı olarak Adana'da bulunduğu zaman, Milli Mücadele dâvasına karar vermiş ve bundan sonraki davranışlarında bunu gerçekleştirmeye çalışmıştır.

"Bende bu vakayiin ilk teşebbüs hissi bu memlekette, bu güzel Adana'da vücut bulmuştur". (19) sözü Atatürk'ün, Mondros Mütarekesi (Ateşkes Anlaşması) sonucu, herkesin tam bir karamsarlık ve güvensizlik içinde bulunduğu bir dönemde, tarihî bir kararı dile getirmektedir. Mustafa Kemal Paşa, o en umutsuz görünen şartlar içinde dahi vatan ve milletin kurtuluşu uğruna birşeyler yapılabileceği inancında idi,

c. Mustafa Kemal Paşa'nın Anadolu'ya geçişi, Samsun'a çıkışı tarihi bir misyonu yerine getirmek amacına yönelikti.

Anadolu'ya geçerek Millî Mücadeleyi gerçekleştirmek Mustafa Kemal Paşa'nın esas hedefi idi. Daha önce durum tesbiti yapan ve karar veren, büyük insanın, çizdiği plâna ve tasarladığı hedefe uygun bir vazife, Samsun'a çıkışını hazırlamıştı.

Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a çıkışı ile tarihi görev başlamıştı. Esas mesele, bu tarihî görevi, amaca uygurı olarak gerçekleştirmekti.

Atatürk, Samsun ve havalisindeki Türklerin Rumlara tecavüzünü önlemek maksadı ile görevle Samsun'a gönderilmişti. Mustafa Kemal Paşa, kendisine verilen bu vazifeyi millet yararına en iyi kullanmış, millî kurtuluşu organize etmişti. Bu tarihi olay, Mustafa Kemal Paşa'ya Milli Mücadelenin yolunu açmış. O'na bu mücadelenin şefi ve lideri olma imkânını vermişti. Açıklıkla dile getirmek gerekir ki, Mustafa Kemal Paşa kendisine böyle bir vazife verilse de, verilmese de Anadolu'ya geçerek tarihi görevini yerine getirecekti. Esas hedef bu idi. Mustafa Kemal Paşa, bu tarihî görevini, hedefine uygun olarak yerine getirmekle, millî Türk Devletini, bağımsız devleti kurmuştu.

Mustafa Kemal Paşa, millî Türk Devleti, bağımsız ve özgür Türk Devleti idealini hedef olarak seçmekle, onu gerçekleştirmeye çalışmakla, Millî Mücadelenin tek ve biricik şefi ve lideri olmuştur.

3. Atatürk fikir ve idealleri ile Millî Mücadelenin şefi ve lideridir

Atatürk, Milli Mücadelenin temeline sağlam ve geçerli fikirleri yerleştirmekle, başarı sağlamış, Millî Mücadeleyi zafere ulaştırmıştır. Çağın oluşu içinde geçerli olan, siyaset bilimi açısından da değerlendirilen güçlü fikir, milliyetçilik ve milliyetçiliğe dayanan milli egemenlik ve millî bağımsızlıktı.

Atatürk, yeni bir dünya görüşünü ortaya koyan Millî Mücadelenin fikrî temeline milliyetçiliği yerleştirmekle, hem Türk Milletinin birliğini ve beraberliğini sağlamış, hem de Millî Mücadeleyi zafere ulaştırmıştır.

Garbçılık (batıcılık), Osmanlılık, İslâmcılık ve Türkçülük I. Meşrutiyet ve II. Meşrutiyet dönemlerinin fikir akımları olarak, Osmanlı Devletinin yeniden canlanması ve dirilmesi için başarılı olamamıştır . (20).

Ancak bu fikir akımlarının çatışması, siyasî şuuru olgunlaştırmış, mazinin hatalı davranışlarından da ders alınarak yeni Türk Devletinin fikri yapısının esaslarını tesbitte yararlı olmuştur.

Atatürk, Samsun'a çıkışından üç gün sonra, 22 Mayıs 1919 da, Ordu müfettişi olarak, Samsun'dan İstanbul'a gönderdiği raporda, "Millet, milli hakimiyet esasını ve Türk Milliyetçiliğini kabul etmiştir. Bunu gerçekleştirmeye çalışacaktır" diyerek "millet" gerçeği ile işe başlamıştır. Daha sonra, 21-22 Haziran 1919' da tarihi Amasya Tamimi (genelge) ile, "Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır" formülü ile inandığı ve güvendiği Türk Milletini haksızlık ve esarete karşı isyan ettirmiş, harekete geçirmiştir, Milli Mücadelenin başarıya ulaşmasında, millet gerçeğinden hareket ediş, millî egemenlik ve millî bağımsızlık prensiplerine dayanış, dâvanın meşruluk kazanmasında, kuvvet bulmasında, başlıca rol oynamıştır.

Atatürk, milliyetçilik, milli egemenlik, milli bağımsızlık gibi ilkeleri Milli Mücadelenin temeline oturtmakla, siyaset biliminin verilerinden yararlanan usta bir politikacı olduğu kadar, geniş ve engin tarihî tecrübelerden olumlu sonuçlar çıkaran ileri görüşlü bir devlet adamı sıfatını da taşımıştır. Bu temel ilkelerle Milli Mücadele yolcuğuna başlayan Atatürk, siyaset biliminin verileri ile Türk Milletinin bağımsız ve özgür yaşama kararını tek hedefte toplamış, tek yöne yöneltmiştir.

Prof. Dr. Mümtaz Turhan, Atatürk'ün Milli Mücadelenin temeline milliyetçilik ilkesini yerleştirmede başarısını şöyle dile getirmektedir.

Atatürk'ün büyük dehâsı burada da kendini göstermiş, milliyetçiliğin modern bir millet olma ve millî bir kültüre kavuşma hususundaki mühim rolünü sezmiş, onu umdelerinin başına koymuştur." (21)

Milliyetçilik, Millî Mücadele döneminde, bir şuur ve iman halinde yaşamış, elde ettiği başarılarla, yavaş yavaş açıklanmış, olumlu bir anlam kazanmıştır. Atatürk'ün katkısı ile Millî Mücadele potasında oluşan ve gelişen milliyetçiliğin rolünü, Fransız Jean Melia, Ernest Renan'dan mülhem olarak Türkiye'deki 1919'dan itibaren cereyan eden hâdiseleri yeni bir milletin yaratılması için tarihî bir sonuç olarak ifade etmiştir. Jean Melia'ya göre, "Mustafa Kemal yeni bir manevî şuur yaratarak millete yeni bir ruh vermiştir. Bu millet modern bir millet olmuştur." (22)

Türk Millî Mücadele hareketinin temeline milliyetçilik, millî egemenlik ve milli bağımsızlık ilkelerinin dışında bir siyasî görüş ve akım, oturtulmuş olunsa idi, Türk Milletinin karekterine, bünyesine de uymayacağından Millî Mücadele başarısızlıkla sonuçlanabilirdi. Kuzey komşumuz Rusya'da 1917 yılında gerçekleşen ihtilâl, Türkiye üzerinde etkili olmamış, Türk Milletinin karekterine uymadığından benimsenmemiştir.

Atatürk geniş kültür hazinesinin gücü ile inkılâpla yeni devleti kurarken, Millî Mücadele hareketini gerçekleştirirken, biraz önce de belirttiğimiz gibi, siyaset bilimi verilerinden de faydalanarak, Türk Milletinin bağımsız yaşama kudretine de inanarak, milliyetçiliği, millî egemenliği ve millî bağımsızlığı, temel ilke ve hedef olarak seçmiştir. Atatürk'ten bir başkası, bu ilkeleri kavramakta güçlük çekecek, Türk Milletinin karakterine uygunluğu konusunda seziş gücünü göstermeyecekti.

Atatürk fikir ve idealleri ile Millî Mücadeleye güç katmış, yön vermiştir. Yeni bir devlet kurmanın, en güç şartlar içinde dahi, zorunluğunu, lüzûmunu, gereğini, siyasi görüşleri ile tarihî tecrübelerin ışığı altında cesaretle ortaya koymuştur. Atatürk'ü Millî Mücadelenin şefi, lideri yapan, en önemli faktörlerden biri de, Atatürk'ün Türk Milletinin kurtuluşu için verdiği reçete, çizdiği yoldur.

4. Atatürk'ü Milli Mücadele'nin şefi ve lideri yapan en önemli etkenlerden biri de, Atatürk'ün kişisel özellikleridir.

a. Atatürk birleştirici ve toplayıcı bir liderdir.

Atatürk, Millî Mücadeleyi gerçekleştirmek için birleştirici ve toplayıcı bir lider olmuştur.

Atatürk'le beraber Milli Mücadeleye atılan, Millî Mücadelenin ilk günlerinde önemli, başarılı hizmetler veren ve sonraları inkılâbın mahiyeti ve gelişmesi hakkında yanlış değerlendirmelere yönelen, bundan ötürü de devlet hizmetinde aktif rol almayan ve Atatürk'ten ayrılan rahmetli Rauf Orbay, Atatürk'e karşı bir fikir cereyanını temsil etmekle beraber, Atatürk'ün birleştirici liderliği konusunda bir gerçeği dile getirmiştir.

"Mustafa Kemal olmasaydı da Milli Mücadele olurdu. Nitekim yer yer mukavemet hareketleri daha önce başlamıştı. Ancak Mustafa Kemal, siz Millî Mücadelenin sonucu, Anadolu'da Tevaifi Müluk devrinin ihyası, parçalanmış bazı küçük beylerin kurulması olurdu." (239 demiştir.

Aynı konu ile ilgili olmak üzere Rauf Beyin bir diğer açıklaması da şöyledir.

"Mustafa Kemal Paşa mücadeleye atılmasaydı bu memleket kurtulamazdı, Anadolu'nun tehlikeye düşen yerlerinde, Batıda, Doğuda, ve Güneyde başlayan ve bir yurtsever düşüncenin mahsulü olan zayıf millî mukavemet hareketleri Mustafa Kemal Paşa tarafından birleştirilmeseydi her biri ayrı ayrı kolayca, bastırılabilirdi." (24)

Birbirine en zıt fikirler dahi bu büyük insanın nurlu dehâsının kudreti ile birleşir, O'nun kanalıyla, bir anlaşmaya varılırdı.

Samet Ağaoğlu'nun deyimi ile, "Mustafa Kemal Paşa bu büyük itidal ve iradesi ile Birinci Büyük Millet Meclisinin zaman zaman taşmaya meyyal heyacanına istikamet verebilmiştir. Ondan bir başkası bu Meclis karşısında nihayet Meclisi kapatmak, yeniden seçim yaptırmak gibi bir yola başvurmaktan kendini alamazdı ve böyle bir hareket belki de Millî Mücadelenin ölümü olurdu. Atatürk'ün bu büyük vasıfları, fikirlerde ne kadar ayrılık olursa olsun Milli Mücadelenin karanlık günlerinde bütün meclis âzalarının kendi etrafında, toplanmasını ve hür bir meclisin bir adama tarihte misâli görülmemiş selâhiyetler vermesini sağlamıştı." (25)

Mustafa Kemal Paşa'nın birleştirici ve yapıcı gücü, kişisel özelliğinden ve karakterinden de gelmektedir. Dostlarına ve arkadaşlarına karşı saygılı davranışı, vefa gibi yüksek insanî meziyetlere sahip oluşu, çevresindeki insanların kendi etrafında toplanmasının sebebini de teşkil etmiştir. Atatürk'süz Milli Mücadelenin düşünülemiyeceği yolunda, Prof. Dr. Nejat Göyünç'ün verdiği bir iki örnek ondaki ruh haletinin özelliğini ve insanî meziyetini dile getirmektedir. (26)

1918 yılında, Mütarekeye öncelik eden günlerde, Osmanlı Ordusunun Samsun çekilişi sırasında, Mustafa Kemâl Paşa'nın yalnız askerlerin değil, sivil halkın, kadın ve çocukların da koruyucusu olarak onların yiyeceklerini ordu levazımından sağlamış olması, en bunalımlı ve en sıkışık bir anda, açlıkla mücadele eden insanlara el uzatması, yardım sağlaması, Atatürk'ün insanî meziyetlerini dile getirdiği gibi o sıkıntı ve bunalım içinde bulunan insanları, Atatürk'e sevgi ve saygı ile bağlanmasını da sağlamıştır. (27)

b. Atatürk, Milli bir kahramandır.

Kahraman, korkusuz davranışı ve yiğitliği ile dikkati çeken saygı duyulan bir savaşçı veya bir önderdir. Fazilet ve dürüstlüğü sembolleştiği ölçüde toplumda saygı sağlar ve halkın dikkatini üstüne çeker.

Milli Mücadelenin şefi, millî bir kahraman, cesarette ve kahramanlıkta, Türk Milletini en iyi temail eden insan olmalı idi.

Mustafa Kemal'in yarbay, albay ve general rutbeleri ile Birinci Dünya harbinin yenilmiyen kumandanı olarak başarısı ve gücü, yüksek kahramanlık gibi misâl olacak vasıflara, sahip olmasındandır.

İsmet İnönü'nün dediği gibi, "milli dâvayı kazanmak için, Gazi'nin yenmeğe mecbur olduğu zorlukları düşünmek, insanın gözünü karartır. Istırap çeken büyük kahraman ve fedakâr Türk milleti içinde Gazi, ıstırap çekmekte kahramanlıkta ve fedakârlıkta en ileri yürüdüğü içindir ki, milletin maddî ve manevî bütün kudretinden millet davasında istifade edebilmiştir. (28)

İsmet İnönü, milli bir sembol olarak, Atatürk'ün kahramanlıkta ve fedakârlıkta en önde, en ileride bulunuşunu millet dâvasının başarılmasında en önemli faktör olarak belirtmektedir.

Cesaretin ve kahramanlığın örneği Mustafa Kemal, ihtilâlci sıfatı ile ve idam fermanına aldırış etmeyen ,boyun eğmeyen cesareti ile Osmanlı saltanat idaresinin karşısında, açıkça mücadele etmekte idi.

S. Selek'e göre "Mustafa Kemal Paşanın cesaretinde şuur vardır. O korkulacak yerde korkmasını bilecek kadar kişisel cesarete, gerektiğinde istiskal edilmeyi bile göze alacak kadar medenî cesarete sahipti. Yalnız bu yönüyle bile liderlik Mustafa Kemal Paşa'nın hakkı idi." (29)

c. Atatürk, büyük bir asker, üstün vasıflı bir kumandandır.

Felâket uçurumundan milleti kurtarmak için üstün kabiliyetli bir kumandana ihtiyaç vardı. Çünkü düşmanla savaşılacaktı. Bu kumandan ancak Birinci Cihan harbinde zaferleri ve başarısı ile milletin güvenini kazanan Mustafa Kemal Paşa olabilirdi. 14 Temmuz 1919 tarihli Albayrak gazetesi, "Anafartalarda şerefi milliyi tarihin nesli hâzırdan beklemekte olduğu mukaddes vazifeyi âla ve ilâ eden bu muhterem kumandanı bugün de mücahedei milliyenin başında görmek mesut bir temaşadır. Kemali azim ve imanla müdafaai hukuku vatana hasri vücud eden Mustafa Kemal Paşanın etrafında millet, pak, nezih, parlak bir hâle teşkil etmektedir. Böyle temiz, fedakâr ruhların ittihadından milletin hürriyet ve istiklâl gibi iki mukaddes nurunun doğacağı şüphesizdir." (30) diye yazmaktadır. Albayrak gazetesindeki bu yazı, kamu oyunun bir kanısıdır, belirtisidir.

Atatürk'ün üstün vasıfları, millî dâvayı ele almaktaki cesareti, başarmaktaki azim ve kudreti, Milli Mücadelenin başı olmasının sebebini açıklamaktadır.

d. Atatürk büyük bir teşkilâtçıdır

Atatürk, haberleşmeye büyük önem veriyordu. D. A. Rustow'un da belirttiği gibi, Sivas Kongresini ziyaret eden bir Amerikan gazeteci, "ömründe daha etkili bir haberleşme şebekesi görmedim. Yarım saat zarfında, Erzurum, Erzincan, Musul, Diyarbakır, Trabzon, Ankara, Malatya, Harput, Konya, Bursa haberleşme halinde idi."

Bir gazeteci ona 1922 de sormuştu. "Bu savaşı nasıl kazandınız" Verilen cevap haberleşmenin önemini belirtiyordu. "Telgraf telleri ile"·

D. A. Rustow'a göre, "bu ilk yıllarda Mustafa Kemal'in liderliği haber almak ve dağıtmak, bütün yurt çapında, bir şebeke kurmuş olan ortakları ile konuşmak, çeşitli bölge, sosyal grup ve kişilerin hareketlerini ahenkleştirip, koordine etmek şeklinde tezahür etti. Muatafa Kemal bir bütünleşme yaratmak, bitiştirmek, haberleşmek suretiyle bu zaman kesiminde üstün bir liderlik başarmıştır." (31)

Haberleşmeden maksat, milletin nabzını elde bulundurmak demektir. Milletle daimi, devamlı ilişkiler kurup, millet isteğini anlamak, kavramak, o yönde, hareket etmek demektir. Mustafa Kemal Paşa, kurduğu haberleşme örgütü ile Türk Milletinin kararını en iyi değerlendiren kişi olmuştur.

Bütün bu nitelikleri ile Mustafa Kemal Paşa, Millî Mücadelenin şefi ve lideri olmuştur. Mustafa Kema1 Pa~a, bütün vasıfları ve özellikleri ile, Türk Milletiniın aradığı, bekleyişler içersinde bulduğu ve güvenle inandığı şef ve lider olmuştur.

Tarihî olaylara iradesi ve gücü ile, fikir ve idealleri ile yön veren Mustafa Kemal Paşa, Millî Mücadelenin haklı olarak şefi ve lideri olmuştur.

Mustafa Kemal Paşa'nın taşıdığı fikir ve idealler ve Mustafa Kemal Paşa'nın üstün gücü, dehâ dediğimiz kişisel özelliklere sahip oluşu, O'nun olaylara yön vermesini sağlamıştır·

Geçerli olan ve toplumda üstün kıymet ifade eden Mustafa Kemal Paşa'nın dünya görüşü, Türk toplumunu tek hedefte birleştirdiği gibi insan topluluğuna da yararlı huzur ve güven verici yeni fikirleri de kazandırtmıştır.

Mustafa Kemal Paşa, daha Milli Mücadelenin ilk günlerinde, zaman hesaplamasını iyi bilen büyük bir asker ve devlet adamı olarak, hareket etmiş, millet iradesini, kendi iradesi ile birleştirerek, zafere ulaşmıştır.

II. Atatürk Niçin Dâhidir?

Sosyal şartlar, büyük adamların ortaya çıkmalarında luzumlu, zaruri şartlar olduğu halde kâfi şartlar değildir. Mevcut insanlar arasında bazılarının ferdî uzviyete ait hususiyetleri dolayısıyle diğerlerinden üstün oldukları görülür. Sorunu çözümlemek için önce büyük adamların ortaya çıkmasının sosyal şartlarını incelemek gerekir. 19 Mayıs 1919 da Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a çıkışında, karşılaştığı şartlar, Türk Milletinin ıstırabı, sosyal şartların gerçek büyük adamını ortaya, çıkarmıştır.

Asıl önemle üzerinde durduğumuz nokta büyük işler başaran, sonuçlandıran büyük adamın şahsî kabiliyeti, üstün kişiliğidir. Atatürk dâhi midir? Dehâsının nitelikleri nedir?

Dehâ, dikkat, hafıza, muhakeme, muhayyile ve irade gibi psikolojik melekelerin terkibî bir üstünlüğüdür.

"Atatürk'te dikkat, heyecan, muhakeme, istiklâl, idrak ve irade melekeleri harikulâde bir kıymette ve hususiyettedir." (32)

Ondaki azim ve irade de olağanüstü idi. Yenemiyeceği hiçbir güçlük, deviremiyeceği hiçbir engel yoktu. Her engeli sabır, tedbir ve zor ile yenerdi. Dehâ, bu yönü ile uzun bir sabır kudretidir.

Harp stratejisi üizerinde önemli eserler yazmış olan Clausewitz, dünyada fertler ve milletler için, üstün başarının en kudretli kaynağını sarsılmayan iradede görmektedir. "Yenilmez iradesiyle bütün hayatı boyunca çok nazik durumlarda güçlükleri hattâ, çaresizlikleri yenerek milletini selâmete ulaştıran Atatürk, bu yargının gerçekliğini ispat eden nadir komutan ve liderlerin başında, gelmektedir." (33)

Atatürk yorulmak bilmeyen iradesi, tükenmeyen enerjisi ile Türk Milletini medenî ve insanî hedeflere ulaştırmanın savaşını şerefle başarmıştır. Bu irade, dehânın bir vasfıdır. Herriot'nun dediği gibi, "yalnız fertleri değil, milletleri de önünde hürmetle eğdiren, güneş gibi parlak bir dehânın ışıkları altında mefkûre için çalışan, yapan ve uğraşan bir irade." (34)

Alman Generali Liman V. Sanders, Mustafa Kemal'i şöyle anlatmaktadır:

"Sevimli, sempatik, mütevazi duruşlu, fakat kararlarında aşırı derecede ısrarlı, dileklerinde sarsılmaz surette sebatli, görüşlerini açıklamada tereddüde yer bırakmıyacak derecede açık". (35)

Sabır kadar önemli, dehânın diğer vasıflarıdan biri de, hiç şüphesiz, önceden seziş (intuition) ve ona dayanan uzağı, görüştür. (36) Bize ilerisini görmek için yeni imkânlar veren bütün insanlar, Ostwald'e göre büyük adamdırlar.

Dâhi Atatürk, uzak görüşü ile Türk Milletinin yaşama kabiliyetini sezmiş ve onun sesini dünyaya duyurmuştur.

Atatürk muazzam bir iradi hürriyete ve kuvvete sahipti. Bu aynı zamanda derin vicdan ve mâueviyetin, yüksek sezişin de ifadesidir.

E. Herriot, "Onda, hayran olduğum iki harikulâde vasıf vardır ki biri alev gibi parlayan vatan sevgisi, diğeri eserine mutlak bir mantık ve vahdet manzarası veren nefse hâkimiyettir" (37) diyerek Atatürk'ün üstün kişiliğini bir diğer yönden ortaya koymuştur.

Kant'a göre dâhi; kaidelerin üstüne çıkarak orijinal ve misâl olacak bir eser yaratandır. Atatürk, Kant'ın tarif ettiği büyük insandır, dâhidir.

Büyük adamların bariz özelliği, düşünce özerkliği, olayları müşahade etmek ve bu müşahadelerden doğru dürüst sonuçlar elde etmek yani gerçekçiliktir. Atatürk gerçekçi idi. ''Biz ilhamlarımızı gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz. Bizim yolumuzu çizen; içinde yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız Türk Milleti ve bir de, milletler tarihinin binbir facia ve ıstarap kaydeden yapraklarından çıkardığımız sonuçlardır". "Bizim akıl, mantık, zekâ ile hareket etmek şiarımızdır". (38)

E. Herriot, Türk devriminden bahsederken, bunun bir mucize olduğunu kabul etmeyerek, "isteyerek, hesaplanarak yapılmış, mantığa müstenit ve millet aşkından mülhem bir eser" olarak tavsif ediyor. (39)

Atatürk'ün en üstün bir diğer vasfı da inanma kuvveti, iman ve inanarak yaptığı işi milletine de inandırmasıdır.

İnsanlar kendilerine yeni düşünceler, yeni değerler, eşsiz büyük heyecanlar getirenleri, büyük değerler olarak görürler, dâhi olarak adlandırırlar. Atatürk canlı bir düşünce, yeni değerleri topluma kazandıran insandır.

Atatürk ilim zihniyetinin, çağdaş düşüncenin de sembolüdür.

Danimarka, National Tidence gazetesi, bu amaçla Atatürk'ün gerçek yönünü belirtiyor:

"Atatürk, şahsiyet ve kabiliyetin en büyük timsâli idi. O yirminci asrın en muzzam vakasını yaratan adamdır". (40)

Atatürk'ün üstün şahsiyetini daha 1922 de, General Tavshend, "ben şimdiye kadar 15 hükümdar ve cumhurreisi ile hususî ve resmî konuşmalar yaptım. Bu gece kadar ezildiğimi hatırlamıyorum. Mustafa Kemal'de büyük bir ruh kudretinin esrarı var" diyerek onun müstesna şahsiyetini belirtmiştir. (41)

General Ali Fuat Erden'e göre, Atatürk çok cepheli dehâ, örneğidir.

"Önce askerî dehâ. Dehâ fıtrîdir. Serdar'ı vasıflandıran fikir kabiliyetleri fıtrıdir. Lâkin dehâ bu ilâhî kıvılcım, büyük işler yapabilmek için fikir terbiyesine muhtaçtır. Serdar, fıtrat tarafından başlanan, sây ve terbiye ile geliştirilen, tecrübe ile ikmal edilen ve taçlandırılan canlı bir anıttır."(42).

Albert Sarraut da, Atatürk'ü çok yönlü bir dehâ, olarak tanımlamaktadır.

"Atatürk'te en mühim nokta, yenilmez bir muharip, büyük bir sevkülceyşçi olduktan başka en büyük dehâlarda bile bulunmayan vasıfları nefsinde toplayan en mahir bir devlet adamı ve birinci sınıf bir ıslahatçı olmasıdır. O Türk milletinde pek derin bulunan millî his gibi kuvvetli bir manevelâyı istediği gibi kullanmıştır". (43)

Aynı konuya temas eden bir İspanyol gazetesi de, "Atatürk, askeri dehâ ile devlet adamı ve filozof dehâsını cem etmişti" ,(44) demektedir.

Armstrong ve Benoist-Mechin, Atatürk hakkında müşterek bir müşahadeye varmaktadırlar. Atatürk'ün geniş ve ölçülere sığmayan imparatorluk hammeti kaşısında, memleketinin saha bakımından darlığı. Benoist Mechin, Atatürk'ün bu yaygınlığı ve genişliği ile saha bakımından Türkiye'nin küçüklüğü arasında dramatik bir nispetsizlik görmektedir. Bunun izahını da Atatürk'ün şahsiyetinin özelliğinde bulmakta ve geniş sahalarda çalışma yerine daha mahdut sahada fakat derinliğine ve kuvvetle çalışmakta bulmaktadır. (45)

Armstrong ve Benoist-Mechin'in Atatürk'ün şahsiyetini iyi belirtemedikleri aşikârdır. Atatürk eserlerinin tesirlerini yalnız Türkiye'de değil bütün Doğu âleminde ve Afrika'da görmek, hürriyet mücadelesi yapan her milletin Mustafa Kemal idealini gerçekleştirmeye çalışmasıyla ortaya çıkmaktadır. Mustafa Kemal olgun ve ileri fikirleriyle, hürriyet ve insanlık ideali ile belirli bir ülkenin sınırlarını çoktan, aşmış, hükmederek. kırallıkları devirerek imparatorluk kurmamış, kalpleri kazanarak, zekâ ve akla, hitap ederek insanlık idealinin âşık ve müntaz siması olmuştur. O bir bayrak adam, efsaneleşmeye başlayan insanüstü bir varlıktır.

Fransa'da yayınlanan Ekselsior gâzetesi, Fransa'nın 1933 den 1936 ya kadar Ankara, büyükelçisi Alber Kommerer'in sözünü naklediyor: "Bence Atatürk bütün devirlerdeki en büyük adamlardan biridir".

"Atatürk, büyük, çok büyük bir adam, bir siyasî dahî" dir. (46)

Atatürk millî bir kahraman olduğu kadar medenî bir insandır. Bir Macar Gazetesi, "Atatürk öldü, beşeriyet fakir düştü" diye yazıyor. Bir İngiliz gazetesi ise: "Vekar ve haysiyetin bir lâftan ibaret kaldığı bu asırda, Atatürk vekar ve haysiyetin canlı timsali idi" diyor.

Bulgaris Slavo gazetesi ise, "Dünya, bu derece müstesna olan bu adamın ölümünden sonra eskisi kadar enteresan değildir. İşte, milletinin Ata'sı, kılıç, fikir, kalp ve irade adamı olan Atatürk budur. Milletinin bu büyük evlâdı aynı zamanda yirminci asrın da büyük bir yurttaşıdır". (47)

"Tarih, içten ve dıştan binlerce düşmanın ihanetine uğramış ve parça parça olmuş bir milleti yerden kaldırıp göklere yükselten bu yüce insanı yalnız ve yalnız mükemmellikle vasıflandırabilir. İsmi mânayı en güzel ifade ediyor; Kemal Atatürk". (48)

Dâhiler maddî menfaatlerle yakınlık bağları ve dünyalık verimleri ile ilgili değillerdir. Onların kıymet ölçüsü toplum içinde yapılmış ve yapılacak millî ve insanî hizmetlerdir. Dâhiler, bütün şahsî ilgilerinden sıyrılarak fikir kıymetlerine ve kendi ideal âlemlerinde bizim görediğimiz zenginliklere bağlanırlar, değer verirler. Atatürk, şahsî ihtirasını millet yolunda hizmet gayesine veren insandır. Dünyevî ilişkiler onu ilgilendirmezdi. Türk Milletine ve onun mensup olduğu insanlık ailesine hizmet etmek ideali ile içi yanardı.

"Mustafa Kemal, bir kişioğlu değil, bir ülkü, bir düşünce sistemi, her alanda kurtuluşun uygarca yaşamanın, adam olmanın, yücelmenin hızı, gücü, kaynağıdır". (49)

Atatürk ışık tutmuştur, düne, bugüne ve yarına ışık tutmuştur. Tahran menşeli bir yazıda, açıklandığı üzere, ''Böyle insanlar bir nesil için doğmadıkları gibi, muayyen bir devre için de doğmazlar". (50)

"O, her imrenilen faziletin timsali, her yüksekte tutulan idealin kahramanı, karanlığa düşmüş ümitlerin meşalesi, medenî insanlığın her millet için örneği idi". (51)

Atatürk, insanlık idealinin açık ve mümtaz siması, faziletin timsali, karanlığa, düşmüş olanların, ümit ışğı ve meş'alesidir.

Her yönü ile büyük olan Atatürk, insanlığa, kazandırdığı değer hükümleri ile çağın en büyük insanı, çağını aşan, gelecek çağlara ulaşan ve ışık tutan insandır.

 

(1) İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Atatürk, Yetiştirme, Kişiliği, Devrimleri, Erzuruım, 1973, s.38.

(2) Prof. Dr. Hüseyin Nail Kubelı, Türkiye Cumhuriyetinin Kuruluşu ve Halen Mer'i Cumhuriyet Anayasası, Yeni Türkiye (Kollektif Eser), İstanbul, 1969, s. 111.

(3) Dankwort A. Rustow, Devlet Kurucusu Atatürk, Abadan'a Armağan, S. B. F, Ankara, 1969, s. 574, ve devamı.

(4) Tarık Zafer Tunaya, Devrim Hareketleri İçinde Atatürk ve Atatürkçülük, Genişletilmesi 2. Baskı, Turhan Kitabevi, İstanbul 1981, s.2.

(5) Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya, Kuvvetini Milletten Alan Lider, Sümerbank, Özel Sayı, 1984. s. 143.

(6) Cevat Dursunoğlu, Atatürk'ün kişiliği, Çeşitli Cepheleriyle Atatürk, Robert Kolej Yayınları, İstanbul, 1984, s.11-12.

(7) Cevat Dursunoğlu, Atatürk'ün kişiliği. Çeşitli Cepheleriyle Atatürk, Robert Kolej Yayınları, İstanbul, 1964, s. 11-12.

(8) Atatürk'ürı Söylev ve Demeçleri, C. I.. 2 nci baskı. Ankara, 1961, s. 351.

(9) Enver Ziya Karal, Atatürk'ten Düşünceler, Ankara, 1956, s. 43.

(10) Cevat Dursunoğlu, Atatürk'ün Kişiliği Çeşitli Cepheleriyle Atatürk,a. g. e, s. 14.

(11, 12, 13) Prof. Dr. Enver Ziya Karal, Atatürk'ten düşünceler, Ankara 1956, s. 172.

(14) Behçet Kemal, Atatürk'ün İnancı, siyasi Halk Gazetesi, 10 Kasım 1956, İsmail Hakkı Baltacıoğlu tarafından zikredilmiştir. Atatürk, a. g. e., s. 28.

(15) İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Atatürk, a. g. e., s. 232. Atatürk, Türk İnkılâbının hazırlayıcısı ve yapıcısıdır.

(16) Mehmet Kaplan, Atatürk'ün Başarısını Sağlayan Sebepler: Durum, Yorum, Hedef, İnanç, Karar ve Hareket, Doğumunun 100. Yılında Atatürk'e Armağan. İ. Ü. Edebiyat Fakültesi, İstanbul 1981, s. 15-19.

(17) Aynı eser, s. 16-17.

[20] Hamza Eroğlu, Türk Devrim Tarihi. a. g. e., s. 38-44.

(21) Mümtaz Turhan, Atatürk ilkeleri ve Kalkınma, İstanbul 1965, s. 18.

(22) Jean Melia, Mustafa Kemal ou la Renovation de la Turquie, Paris 1929, a. 159-160.

(23) Bk. Prof. Yavuz Abadan, Mustafa Kemal ve Çetecilik, Varlık Yayınları İstanbul, 1964, s. 10 no. 13 de.

(24) Tevfik Bıyıklıoğlu, Atatürk Anadolu'da, ünsöz, a. 4; Sabahaddin Selek, Anadolu İhtilâli, 1. a g. e., s. 120.

(25) Samet Ağaoğlu, Kuvayi Milliye Ruhu 3 ncü baskı, İst. 1964, s. 212,

(26) Nejat Göyünç, Milli Mücadele'de Anadolu. Doğumunun 100. Yılında Atatürk'e Armağan, İ. Ü. Edebiyat Fakültesi, İstanbul 1981, s, 13-14.

(27) Aynı Eser, Aynı Yer.

(28) Herbert Melzig, İnönü Diyor ki, İstanbul, 1946, s. 176.

(29) Sabahattin Selek, Milli Mücadele I., Anadolu İhtilali, a. g. e., s. 117.

(30) Cevat Dursunoğlu, Milli Mücadelede Erzurum, Ankara, 1964 s. 93-94.

(31) D. A. Rustow, Devlet Kurucusu Atatürk, a. g. e., s. 549,

(32) Rükneddin Fethi, Atatürk Hakkında, Düşünce ve Tahliller, İst., 1943, s. 30.

(33) Prof. Yavuz Abadan, Mustafa Kemal ve Çetecilik Varlık Yayınları, 1964, İstanbul, s. 3.

(34) M. Saffet Engin, Kemalizm İnkılabının Prensipleri, C. II, İst., 1938, s. 88.

(35) Yavuz Abadan; M. Kemal ve Çetecilik, İstanbul, 1964, s. 3.

(36) İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Atatürk, a. g. e., s. 22.

(37) Yabancı Gözüyle Cumhuriyet Türkiyesi, Ankara, 1938, s. 82.

(38) Enver Ziya Karal, Atatürk'ün Siyaset üzerine Düşünceleri, a. g. e., s. 54.

(39) Bk. E. Herriot'un Mukaddimesi, Tekin Alp, Kemalizm, İstanbul 1936, s. III.

(40) İskender F. Sertelli, Dünya Ağlıyor. İstanbul 1939, s. 21.

(41) İslam-Türk Ansiklopedisi, 10 cüz Atatürk, s. 763.

(42) Ali Fuat Erden, Atatürk, İstanbul 1952, s. 111-112.

(43) İskender F. Sertelli Dünya Aglıyor, a g. e., s. 97.

(44) İskender F. Sertelli, Dünya, Ağlıyor a. g. e., s. 22.

(45) Benoist Mechin, Le Loup et le Leopard, Mustapha, Kemal, Paris, 1960, s. 417-418.

(46) İskender, F. Sertelli, Dünya Ağlıyor, a. g. e., s. 66.

(47) İskender, F. Sertelli, Dünya Ağlıyor, a. g. e., s. 68.

(48) Hasan-Ali Yücel, Türk Dili, Belleten Milli Yas sayısı, No. 33, 1938 s. 47.

(49) M. Sunullah Arısoy, Mustafa Kemal Ne Demek? Bayraklaşan Atatürk, Varlık Yayınları, İstanbul, 1963, s. 165.

(50) Rükneddin Fethi, Atatürk Hakkında Düşünce ve Tahlilleri, İstanbul, 1943, s. 70.

(51) Necmettin Sadak. Asrın En Büyük Beynelmilel Şöhreti Atatürk, Akşam, 16 Kasım 1938.