parhp.jpg (1500 bytes)

ATATÜRK : RADİKAL, HÜMANİST, POZİTİVİST

Ölümsüz ATATÜRK
(sunuş)

Vamık D. VOLKAN / Norman ITZKOWITZ
Ölümsüz Atatürk - Bağlam Yayınları,1998

 

Atatürk'ü konu alan müşterek çalışmamıza 1973'de başladık. Onbir yıl sonra, 1984'de, The Immortal Atatürk (Ölümsüz Atatürk) Chicago Üniversitesi Yayınevi tarafından yayınlandı. Aradan uzun yıllar geçmesine rağmen kitabımızın Türkçe'ye çevrilişi bizi memnun ediyor. Burada kitabın hazırlanışı hakkında kısa bilgi vermeyi yararlı görüyoruz:

İçinde tarihçiler, sosyologlar, antropologlar, psikologlar, dil bilimciler, psikiyatristler ve psikanalistler bulunan bir grup bilim adamı, Orta Doğu üzerine yapılan çalışmaların psikolojik boyutları üzerinde karşılıklı görüş alışverişinde bulunmak üzere 1973 yılının Mayıs ayında Princeton Üniversitesi'nde bir araya geldiler. Biz ilk kez Princeton Konferansı sırasında tanıştık. Birimiz tarihçi, diğerimiz tıp doktoru olmamıza rağmen, psikanaliz ve Atatürk'ün biyografisi konusûnda müşterek bir ilgiyi paylaştığımızın farkına vardık ve Atatürk'ün yaşamı ile iç dünyası arasındaki ilintileri incelemeye karar verdik. Psikoanalizin kurucusu olan Sigmund Freud'un biyografi yazarlarının kendi kahramanlarına duygusal bir yönden bağlanmış bulunduklarını söyleyerek bir uyarıda bulunduğunu biliyorduk. Freud (1910) şöyle demişti:

Pekçok durumda, biyografi yazarları -kendi duygusal yaşamlarındanı kaynaklanan nedenlerden ötürü- daha başlangıçtan itibaren kendisine karşı özel bir yakınlık duydukları için kendi kahramanlarını yaptıkları çalışmalara konu olarak seçerler. Bundan sonra, enerjisini, o görkemli adamı kendi çocukluk dönemine ait modeller sınıfına dahil etmeyi amaçlayan bir ülküleştirme görevine adar -belki de, bir çocuğun kendi babasına ilişkin sahip olduğu imgeyi, kahramanında yeniden canlandırırlar... Bu yüzden, biyografi yazarları bize, kendisine karşı kendimizi mesafeli bir biçimde ilişkinlendirilmiş hissedeceğimiz bir insan yerine; soğuk, garip, ülküleştirilmiş bir kişilik sunarlar. Biyografi yazarları böylece gerçeği bir düşe feda ettiği ve kerıdi çocukluk fantezileri hatırına insan doğasının en şaşırtıcı gizlerini keşfetme fırsatına sırtlarını döndükleri için, bu durum üzüntü vericidir(1910, s.130).

Freud'un kahramanın ülküleştirilmesi ve kahraman üzerine yazı yazma; konusunda hissedilen yoğun ihtiyaç üzerine yaptığı , yorumlar, ayrıca, bir kahramanın değerinin düşürülmesi olgusu için de geçerli olabilir. İnsanın kendi çocukluğu dönemine ait önemli bir kişiyi değersiz kılma arzusu -eğer söz konusu arzu yeterince kalıcılık gösteriyor ise- tarihe mal olmuş bir kişi hakkında yazı yazma edimine yol açabilir.

Ölümsüz Atatürk'ü yazmaya başladığımız zaman her ikimiz de, Atatürk'ün bizim, için üiküleştirilmiş bir kişilik olduğunun farkındaydık. Birimiz (Volkan); bir Türk ana babanın çoçuğu olarak Kıbrıs'ta dünyaya geldi ve Türkiye'de tıp eğitimi gördü. Volkan, yalnızca Türk kültürünün kendi üzerindeki etkilerinin bilincinde olmayıp, kendisini Atatürk'ün Türk gençliğine ilişkin tasarımının tipik bir ürünü olarak görüyordu. Atatürk öldüğünde Volkan henüz altı yaşındaydı; bununla birlikte, Atatürk'ü insanüstü tıir kişilik gibi görerek yetişti.

Volkan doğmadan önce; Kıbrıs'ın bir Türk köyünde öğretmen olan babası; Atatürk'ü kendine örnek alma konusunda onu taklit etmeye varan dramatik bir tavır geliştirmişti. Bu olayın öyküsü şudur: Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan sonra Türk erkeklerine en uygun başlık olarak şapkayı tanıtmak için Atatürk, o zamanın muhafazakar bir bölgesine (İnebolu ve Kastamonu gitmişti. Bu, şapka çok uzun zamandan beri kafulerin bir simgesi olarak görüldüğü için, oldukça yürekli bir girişimdi Bu gezi sırasında Atatürk kendisini karşılayan kalabalığın karşısına bir panama şapka giyerek çıkmış, eliyle şapkayı işaret ederek şöyle söylemişti: "Beyler; bunun adı şapkadır!" Atatürk halk üzerinde öylesine güçlü bir karizmatik etkiye sahipti ki, oradaki insanların hepsi başlarındaki fesleri, türbanları ve diğer islamî başlıkları çıkararak kendilerine şapka bulma arayışına girmişler, hatta bazıları kendilerine avrupa tarzı şapkaya benzer şapkalar yaptırmışlardı.

Bu olayı işiten Volkan'ın babası soluğu köydeki bir kahvehanede almış, bir sandalyeyi çıkarak eliyie tuttuğu bir şapka ile Atatürk'ün mesajını yinelemişti. Orada bulunanların kendisini Atatürk'e gösterilmiş olana benzer bir tepkiyle karşılayacaklarını umuyordu; ne var ki, çok geçmeden üzerine yöneltilmiş bir tüfeğin namlusuyla yüz yüze geldi. Kendisinden hemen sandalyeden inmesi ve başlık konusunda çenesini kapaması istendi, aksi taktirde başına geleceklere katlanmak zorunda kalacaktı. Bu öykünün aile içinde sürekli anlatılıyor oluşu, küçük Volkan'ı çok etkiledi. Atatürk'ün başarı ile sonuçlanan girişiminin aksine Volkan'ın babasının, girişimi başarısızlığa uğramıştı. Volkan'ın babasının göstermiş olduğu bu cesaretin ayırdına varması bu olayın üzerinden uzun yıllar geçtikten sonra mümkün oldu. Küçük Volkan'ın zihninde, kendi babası da dahil olmak üzere, hiç kimse Atatürk'le mukayese edilemezdi. Bu nedenle, Atatürk'ü bir "insan" olarak tanımak ve onun yaşam öyküsünü inceleyecek bir kitap yazmak önce kendi-kendini ve babasının imgesini araştırmak anlamına geliyordu.

Polonyalı göçrnen bir ana babanın çocuğu olarak New York'ta dünyaya gelen Itzkowitz, Türk hatta İslamî dünya ile ilintilendirilebilecek küçücük bir ilişkiye dahi sahip değildi. Buna rağmen, zaman içinde Osmanlıları araştıran bir öğretim üyesi durumuna ,geldi (Itzkowitz 1972) ve birçok kez Türkiye'de bulundu. Bir Osmanlı tarihçisi olarak, kendisine Osmanlı Türkçesi'ni okuma becerisini kazandıran bir eğitim almıştı (Volkan ise; eğitimine Atatürk'ün Türk alfabe reformundan, sonra Kıbrıs'ta başlamış olduğu için, Osmanlı alfabesini , öğrenme şansından yoksun kalmıştı.)

1956 yılında Osmanlı arşivlerinde araştırma yapmak için Türkiye'ye yaptığı seyahatten beri Itzkowitz, Atatürk reformlarının eriştiği başarı karşısında büyülenmiştir. Türkiye'yi ve Türk halkını daha yakından tanıma firsatını bulmuş olması, onu, gerçekleştirilebilir bir araştırma konusu olarak Atatürk ve Türk devrimi üzerinde düşünmeye yöneltti. Geleneksel tarih araştırmaları, Türkiye hakkında sahip olduğu bilgilerin kendi zihninde doğurmuş olduğu pek çok soruya doyurucu yanıtlar getirmede yetersiz kalmıştı.Psikolojik tarih ona daha iyi bir yaklaşımı olarak göründü; fakat söz konusu yaklaşımın kendisinde cisimleştiği araştırmaların ürünleri doyurucu olmaktan uzaktı. Tarihçiler psikoloji hakkında yeterli bilgiden yoksunlardı; buna karşılık, olgulara psikolojiyi esas alan bir perspektifte,yaklaşan bilim adamları da yeterli bir tarih bilgisinden yoksunlardı. Atatürk üzerine psikolojik bir çalışma yürütmek için kendisini gerekli bilgilerle donatmaya karar veren Itzkowitz, psikanalitik kuramları öğrendiği, kişisel çözümlemeye tabi olduğu, hastalar üzerinde pratik çalışmalar yürüttüğü New York'taki Psikanaliz için Ulusal Psikoloji Derneği'nde psikanaliz konusunda bir uzman adayı haline geldi. Kerdi yaşamını araştırmaya girişen Itzkowitz,-diğer kültürlere (ve onların konuştukları dillere) olan ilgisi ile; annesinin kişiliğinin dinamiğinin kavramaya yönelik bilinçsiz arzusu arasındaki ilişkinin ayırdına vardı.

Her birimiz, psikanaliz-eğitimi alanında kazanmış olduğumuz , deneyime güvenerek, Atatürk'ün yaşamını ve iç dünyasını incelerken, kendi fantezilerimizi ona aktarmaktan kaçınabildik: "Nutuk" (Atatürk 1927'de dahil olmak üzere Atatürk'ün kendisi tarafindan kaleme alınmış pek çok yazılı metin mevcuttu; ayrıca, Atatürk hakkında çeşitli dillerde yüzlerce kitap yazılmıştı.

Bu kitapları yazan veya atatürk hakkında bilgiler sunan kişiler sayesinde, elimizde araştırmacıya güven telkin eden hayli materyal bulunuyor. Dahası, bu kitabın yazarları olarak, bu bilgileri, Atatürk'ü tanıyan kişilerden dinlediğimiz görüş ve anekdotlarla pekiştirme şansına da sahip olduk. Dr. Volkan, misafir psikiyatri profesörü olarak Ankara Üniversitesi'nde geçirdiği 1974/1975 akademik yılı boyunca, Atatürk'ün yakınında bulunmuş kişilerle ya da Atatürk'ün -kısa süreli karşılaşmalarda olsa dahi-yaşamlarını önemli ölçüde etkilemiş olduğu bir grup insanla karşılıklı görüşme olanağına sahip oldu. Biz, Atatür'k'ün eylemlerine ve inanç sistemlerine ilişkin güvenilir bilgiler sunma açısından, bu üç farklı kaynaktan elde edilmiş materyalin yeterli olduğu kanısındayız. atatürk'ün benlik sistemine açılan uygun bir pencere yakalamış olduğumuzu, yaşantısının tarih sahnesinde geçecek daha sonraki dönemleri boyunca kendi özsaygısını korumak için onun çevresiyle nasıl bir karşılıklı etkileşim içine girmiş olduğunu kavradığımızı düşünüyoruz. Psikarıalizde benliğe ve benliğin diğer kişilerle girdiği karşılıklı etkileşime ilişkin yeni bilgiler sunan gelişmeler, Atatürk hakkındaki düşüncelerimîzi förmüle ederken bize rehberlik ettiler.

Bu kitapla Atatürk'ün iç dünyasını onun kişilik yapısına göre inceledik. Bütün insanların adeta bir elbise giyer gibi giyindikleri çeşitli kişilik yapıları vardır. Diğer insanlar veya dünyayla ilişkimizde belli bir tarzda hareket etme eğilimindeyizdir. Örneğin bazı insanlar, her konuda çok dikkatli davranır, temizlik ve düzen konusunda aşırı titiz ve dikkatlidirler. Bazıları sağlıkları konusunda sürekli kaygılanır, dünyaya kuruntu dolu gözlerle bakarlar. Bazı kişilik yapılarını da, kişinin kendi benliğine yaptığı sevgi ve saygı yatırımının ölçüsüne göre değerlendirmekteyiz. Bu yatırıma teknik olarak narsisizm (self love) denir. Herne kadar olumsuz çağrışımlarla yüklenegelmişse de, narsisizm ne kötü ne de iyidir. Nefes alıp vermek kadar doğal bir şeydir. Gerçekte, narsisizm olmazsa sıradan işleri bile yapmamız mümkün olmaz. Bazı kişilerde bu yatırımın miktarı azdır, düşük seviyededir. Bu kişiler sürekli çocuksu ve bağımlı durumda kalırlar. Bazılarında ise narsisizm abartılmıştır. Bu şekilde abartılı narsisizm bulunduğu kişilik yapısına, İngilizce'de teknik olarak "narsisistik personality" diyoruz. Bu terimi Türkçe'ye "görkemli kişilik yapısı'' olarak tercüme ettik. Diyebiliriz ki, bütün mesele kişinin bu görkemli kişilikle ne yaptığıdır: Örneğin bir insanın kendisne olan sevgisi fazla olmakla birlikte bunun gerçekle bir ilişkisi yoksa sonunda bu insanın hayatı hayal kırıklıklarıyla ve depresyonla geçebilir. Diğer yandan, eğer görkemli kişi gerçek dünyada da başarılı ise, dünyayı değiştirip iç dünyası ve dış dünyası arasında uyum sağlayabilirse, böyle bir kişiye başarılı görkemli kişi deriz. Psikanalistlerin yaptığı birçok araştırmalara göre çoğu zaman lider olmak isteyen kişilerin kişilik yapılarında, görkemliliğin bulunması olağandır. Bilhassa, bir büyük grup, örneğin bir etnik grup, travmatik bir olaya maruz kalmışsa görkemli bir liderin ortaya çıkrnası ve lider olması için ortam hazırlanmış demektir.

Volkan 1980'de görkemli liderleri onarıcı ve yıkıcı görkemli lider olmak üzere ikiye ayırmıştır. Onarıcı görkemli lider zihninde kendi grubunu ülküleştirmek için uğraşır. Böylece yüksek seviyedeki bir grubun lideri olur. Yıkıcı görkemli lider ise yıkacağı bir "düşman" grup bulur ve o grubu daha da yıpratarak, o gruba karşı kendisini ve kendi grubunu yüceltir. Psikanalitik literatürde bu yıkıcı liderin örneği olarak Hitler'den bahsedilmiştir. Hitler "düşman" kabul ettiği Yahudileri ezerek ve katlederek, kendisinin ve ait olduğu grubun görkemliliğini sağlamaya çalışmıştır.

Bu kitapta Atatürk'ü onarııcı bir lider olarak anlatıyoruz. Tarihte belki de hayatının sonuna kadar onarıcı lider olarak kalabilen en iyi örnektir Atatürk. İç görkemliliği ve dış dünyası arasında uyum kurmayı başarabilmiştir. Özel hayatı yakından incelendiğinde, Atatürk'ün, ulaştığı seviyeye gelinceye kadar verdiği içsel mücadelererin ne kadar dokunaklı bir yaşam öyküsü oluşturduğunu görmemek mümkün değildir.

Sonuç olarak, Atatürk'ün yaşam öyküsünü anlatan ve iç dünyası ile gerçek dünya arasındaki ilişkiyi gösteren teferruatlı bir kitap yazdığımızı düşündük. Kitap bittiği zaman Itzkowitz gözyaşlarını tutamadı. Bu kitabın ilk baskısı yapıldığı zaman Virginia Üniversitesi Tıp Okulunun dekanı, yazarların onuruna bir resepsiyon verdi. O gece, Volkan rüyasında birçok ülkede ve çeşitli dilde çıkan gazetelerde Atatürk'ün öldüğünü bildiren büyük manşetli haberleri okudu ve hüngür hüngür ağladı. Kitabı hazırlarken yıllarca Atatürk'ün imgesi ile beraber yaşadığımız için projemiz bittikten sonra artık onu ebedî istirahatgahında huzur içinde bırakabiliyor ve onun kaybı için yas tutabiliyorduk.

Böyle duygusal bir durumda iken, Türkiye'de bazı görevlilerin Ölümsüz Atatürk'ün Türkler tarafından okunmasının uygun olmadığı hakkında dedikodu -çıkarmaları kötü bir süpriz oldu. Gizli bir araştırmada tabi tutulduğumuz ancak son yıllarda öğrendik. Böyler bir gelişmeden haberimiz olmadan, basılır basılmaz kitabın bir kopyasını Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Rauf R. Denktaş'a göndermiştik. Sayın Denktaş'ın Atatürk ilkelerini en yakından takip edenlerden biri oldu ondan hiç kuşkumuz yoktu. Cumhurbaşkanı kitabımızı dikkatle okudu ve bize Atatürk'ü bir kahraman ve lider olarak bilmenin yanısıra onu bir insan olarak tanımanın kendisini etkilediğini ifade eden bir mektup yazdı. Ayrıca, Sayın Denktaş Atatürk'ün çocukluk ve daha sonraki yaşam devrelerinde kişisel zorluklara karşı yaptığı savaşta, tarihi savaşlarda olduğu gibi, başarılı olmasının Atatürk'ü daha da ülküleştireceğini görüyordu. Bu mektup, yazarların duygusal yaralarına sürülenl ferahlatıcı bir melhem oldu.

Şimdi, geriye baktığımız zaman, bazı kişilerin kitabımıza karşı gösterdikleri bu tepkiye şaşırmamamız gerektiğini anlıyoruz. Atatürk modern Türk kimliğinin bir simgesi olmuştur ve onu vücudunda kan dolaşan bir varlık olarak düşünmek güçtür. Ayrıca, kullandığımız bazı psikoanaliz kavramlarının yanlış anlaşıldığını düşünmekteyiz.

Bu kitapta; Türklerin ve Türkiye'nin, Birinci Dünya Harbi faciasından sonra toparlanma ve millet oluşturma sürecinden geçerken Atatürk'ü lider olarak bulmalarının nasıl bir talih eseri olduğu anlatılmaktadır. Son yıllarda ikimiz de komünizmin gölgesinden yeni kurtulan bir çok ülkeye gittik. Bu ülkelerde karşılaştığımız insanlar tarafından içselleştirilmiş travmatik yaşantıların politikaya nasıl yansıdığını görme firsatını bulduk. Bir halkın, özellikle kaotik zamanlarda görkemli onarıcı bir lidere ne kadar ihtiyaç duyduğunu bir kez daha anladık. Bu kitapta yer alan araştırma, böyle bir liderin ortaya çıkmasında rol oynayan insani unsurlar üzerinedir. Umuyoruz ki, Atatürk'ün hem iç hem de dış , dünyasında bu unsurların bulunduğunu göstermeyi başardık. Türklerin ona karşı neden bu kadar derinden bir saygıyla bağlandıklarını da anlatmış olduğumuzu ümit ediyoruz. Onun 1919'da gösterdiği önderlik tipinin, yaşadığımız şu dönemde, hem Türkiye'de hem de dünyanın bir çok yerinde gerekli olduğu kanaatindeyiz.

Ölümsüz Atatürk, Türkçe olarak ilk kez yayınlanırken, Türkiye'de laiklik kavramı ve dinî duygular çok yakından gözden geçirilmekte ve modern Türk kimliğinin ne olduğu tekrar araştırılmaktadır. Bu nedenle, kitabımızın Türkçe olarak yayınlanmasının tam zamanında gerçekleştiğini düşünmekteyiz.

 

Vamık D. Volkan

Norman Itzkowitz

Mayıs, 1998