| Atatürk'ün asker ve kumandan, devlet kurucusu ve
yöneticisi, toplumsal ve siyasal önder olarak büyük dehası bütün dünya
ülkelerinde kabul görmüş bulunmaktadır. Büyük Önder'in görüşleri ile ilgili
araştırmalarımız, O'nun ekonomi alanında da, dehasının ışıklarını yansıtan
bir ekonomik kalkınma modelini geliştirdiğini, uyguladığını ve büyük ekonomik
sonuçlar aldığını göstermektedir (1) . Dünyanın ezilen uluslarına bağımsızlık
konusunda verdiği büyük örnekle birlikte, dünyanın ekonomik ve toplumsal kalkınmada
geri kalmış ülkelerine bir kalkınma modeli örneği de vermiştir. Bugünkü
bilgilerimizle dahi bizlere ve dünyanın gelişmekte olan ülkelerine yol gösterici
özellikler taşıyan bu model, toplum refahının bölgeler ve kişiler arasında dengeli
dağılımı açısından türlü güçlükleri olan gelişmiş ekonomileri yönetenlere
de önemli yararlar sağlayabilir. Su özellikleri ile, Atatürk'ün ekonomi politikası,
uygulaması ve uygulamada aldığı sonuçlar, gelişmiş, gelişmemiş, sosyalist,
kapitalist bütün ülkelerin yönetici ve uzmanlarınca önemle incelenmelidir. Bu
incelemelerin dünyanın kıt doğal kaynaklarının iyi kullanılmasını sağlamak
açısından insanlık yararına büyük sonuçlar vermesi beklenebilir.
ATATÜRK'ÜN
EKONOMİK KALKINMA POLİTİKASININ TEMEL KAVRAMLARI.
Atatürk'ün ekonomi alanında kendinden önce
öne sürülmüş ekonomik sistemlerle ilgili ideolojilerden hangisini benimsediği
konusunda çok tartışma yapılmıştır. Oysa Atatürk'ü sağ veya sol ekonomik
ideolojilere kapılmış ya da onları benimsemiş bir lider olarak göstermek, O'nun
anısına yapılmış büyük haksızlıklardan biri olsa gerektir. O, kendi ekonomik
ideolojisini zaman içinde oluşturmuş ve onu yıllarca uygulamıştır.
Bu ekonomik kalkınma modeli, sosyalist bir model
değildir; kapitalist bir model de değildir; O'nun ifadesi ile "ferdiyetçi"
değildir; "bolşevik" değildir. "İhtilalci sendikalist" değildir.
(2) Araştırmalarımız bu kalkınma modelinin, günümüzdeki deyimlerle
"demokratik düzen içinde dengeli ve hızlı bir plânlı karma ekonomi kalkınma
modeli" olduğunu göstermektedir. Kendine has özellikleri ve diğerlerinden önemli
farkları olan bu modeli "Kemalist Ekonomik Kalkınma Modeli" olarak
adlandırıyor ve burada onun temel özelliklerini açıklamak istiyoruz.
Çağdaş anlamda bir "model" in
bütün unsurlarını taşıyan Atatürk'ün ekonomi politikasının, belirli ve
ölçülebilir amaçları vardır; bu amaçlara uygun araçlar vardır; araçların
topluca amaçlara yöneltilmesini sağlayan bir sistem yaklaşımı vardır; ekonomik
sistemin bütün alt-sistemlerle belirlenebilen ve ölçülebilen sonuçları vardır; ve
bu sonuçların amaçlarla karşılaştırılmasından sonra ulaşılacak yargılara göre
düzeltilmesini sağlayacak bir geri-besleme düzeni vardır. Bu özellikleri olan
ekonomik kalkınma politikası ile Atatürk, askerî stratejide uyguladığı o eksiksiz
"sistem yaklşımını", amaçladığı toplumsal kalkınma sisteminin bir alt
sistemi olan ekonomiye de uygulamıştır.
Atatürk'ün ekonomik kalkınma amacına ulaşmak
için benimseyip uyguladığı bu sistem yaklaşımının en, özlü ifadesi yine
kendisine aittir :
''Şimdi arkadaşla, ekonomi hayatımızı
gözden geçireğim. Derhal bildirmeliyim ki ben ekonomik hayat denince, ziraat, ticaret,
sanayi faaliyetlerini ve bütün nafıa (bayındırlık) işlerini, birbirinden ayrı
düşünülmesi doğru olmayan bir kül (bütün) sayarım. Bu vesile ile şunu da
hatırlatayım ki, bir millete müstakil (bağımsız) hüviyet ve kıymet veren siyasi
varlık makinasında, devlet fikir ve ekonomi hayat mekanizmaları, birbirlerine bağlı
ve birbirlerine tâbîdirler. O kadar ki, bu cihazları birbirine uyarak aynı ahenkte
çalıştırılmazsa, hükümet makinasının motris (önde gelen, sürükleyici) kuvveti
israf edilmiş olur; ondan beklenen tam verim elde edilemez. Onun içindir ki, bir
milletin kültür seviyesi üç sahada, devlet, fikir ve ekonomi sahalarındaki faaliyet
ve başarıları neticelerinin hasılası ile ölçülür". (3)
KEMALİST
EKONOMİK MODELİNİN AMAÇLARI
Atatürk'ün söz ve eylemlerinden
çıkarabildiğimize göre kalkınma modelinin temel amaçları şöyle özetlenebilir :
1.Tam istihdamın,
2.Hızlı ve dengeli sermaye birikiminin,
3.Dış ödemeler dengesinin,
4.Dengeli gelir dağılımının,
5.Enflasyonsuz yüksek bir büyüme
hızının,
6.Dengeli bir bölgesel kalkınmanın,
7.Özel girişim işletmelerini
geliştirmenin,
8.Hızlı teknolojik gelişmenin,
sağlanması, (4)
Kemalist Kalkınma Modelinin Stratejileri de
şöyledir :
1. Kişisel girişim gücü korunmalı ve
desteklenmelidir.
Ekonomik kalkınmanın temelinde kendi deyimiyle,
''ferdî teşebbüs ve menfaatin bulunması'' doğaldır ve bunun böylece kabul edilmesi,
demokratik rejimin temel koşulu ve kalkınmayı hızlandırmanın en etkin yoludur. (5)
2. Devlet, özel girişim alanını izlemeli,
denetlemeli ve temel ekonomik amaçlara yöneltmek için teşvik etmelidir.
Devletin bu denetim ve yöneltmeyi
etkinleştirebilmesi için, ekonomik faaliyete, doğrudan yatırımlar yaparak katılması
ve özel girişimcilere öncülük etmesi gerekir, Ancak, devletin bu tür
faaliyetlerinin, kişisel girişim gücünü engelleme noktasına, getirilmesi
önlenmelidir. (6)
3. Kişisel girişimin engellenmesini önlemek
için Devletin doğrudan yatırımlarına ve devlet işletmesinin ekonomi içindeki rol ve
önemine sınırlar çizilmesi çok önemlidir.
Bu sınırlar, ekonomik hayatın dinamizmi
içinde katı ve değişmez olamaz. Hükümetlerin temel görevlerinden biri, zaman
içinde bu sınırları sık sık gözden geçirerek yeniden saptamak olmalıdır.
Hükümetler, bu görevi aksattıkları takdirde "Ilımlı Devletçilik
Politikası", katı ve derimsiz bir "Devlet Kapitalizmi" ne dönüşecek ve
ideolojik biçimler alacaktır. Bu tehlikeden kaçınabilmek için Hükümetler, devletin
girişimde bulunduğu alan ve bölgeler geliştikçe, bu alan ve bölgelerde halk
girişimcileri ve yöneticileri yetiştikçe, işletmelerdeki devlet mülkiyetinin halkla
devredilmesini sağlamalıdır. Bu suretle halktan sağlanacak fonlarla, gelişmemiş alan
ve bölgelerde yeni devlet yatırımları yapılmalıdır. Diğer deyişle, belirli
işletmelerdeki devlet mülkiyeti geçici, ama "Devletçilik" sistemi kalıcı
olmalıdır. (7)
4. Devlet yatırım ve işletmeleri için en
uygun alanlar, alt-yapı yatırımlarıdır ve bu tür yatırımlar, devlet için en
yüksek önceliğe sahip olmalıdır.
5. Devletin yatırım harcamaları
yapılırken, devletin temel işlevleri ile ilgili öncelikler unutulmamalıdır.
Devletin harcamaları politikasının
temelini oluşturan bu harcama öncelikleri, Atatürk tarafından yazılmış olan
"Vatandaş için Medenî Bilgiler" kitabında şöyle sıralanmıştır :
1) Ülkede asayiş ve huzurun
sağlanması,
2) Ulusal savunma ve Dış İşleri,
3) Ulaştırma,
4) Millî Eğitim,
5) Sağlık,
6) Sosyal Güvenlik,
7) Ziraat, ticaret, zanaate ait iktisadî
işler. (8)
Görüldüğü gibi Atatürk'ün iktisadî
politikasında, "İktisadî işler" devlet işlevlerinin görülmesi
açısından son sırada bulunmaktadır. Bu öncelik sırasının doğal sonucu olarak
devlet harcamaları, önce devletin temel işlevlerinin gerçekleştirilmesi ve
ulaştırma, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi alt-yapı yatırım ve hizmetlerinin
gerçekleştirilmesi için yapılacak, daha sonra devlet hazinesinin harcama imkânı
kalırsa iktisadî işlere harcama yapılacaktır. Devletin iktisadî işlere harcama
yapabilmesi için ancak devlet bütçesi fazlalarından, devlet tekellerinin ve
işletmelerinin yarattığı fonlardan ve iç ve dış borçlanmadan elde edilen harcama
imkânlarından yararlanılmalıdır. Atatürk'ün çok önemli olan bu stratejisinin
uygulama biçimlerinden oluşan "bütçe politikası", "maliye
politikası", "para politikası", "yatırım politikası" gibi
politikalar incelenirken bu konu yeniden ele alınacaktır.
6. İktisadî işler için yukarda sayılan
sağlıklı kaynaklardan elde edilen fonlar da bir öncelik sırasıyla harcanmalıdır.
Bu öncelikler de şöyle sıralanmalıdır :
1) Bayındırlık,
2) Tarım ve öncelikle sulama projeleri,
3) Tanmsal endüstri,
4) Ağır sanayi,
5) Hafif sanayi, ticaret, hizmetler.
Bu öncelik sırası, halkın kendi gücüyle
yapabileceği yatırımlar ile ticaret ve hizmetler alanlarına devletin fazla yatırım
yapmasının gerekli olmadığını, ifade etmektedir. (9)
7. Ekonomik klakınmanın sonuçları,
toplumdaki bütün kişi, grup, zümre, ya da sınıflara eşit dağıtılmalıdır.
Atatürk'ün ekonomik kalkınma stratejisinde
toplumun türlü kesim ve sınıfları arasında çatışma ve zıtlaşmaların önlenmesi
amacı önemli bir yer almıştır. Bu konudaki sözleri şöyledir :
''…..Bizim nazerımızda çiftçi,
çoban, amele, tüccar, saaatkâr, doktor, velhasıl herhangibir içtimaî (sosyal)
müessesede (kurumda) faal bir vatandaşın hak, menfaat ve hürriyeti müsavidir
(eşittir). (10)
8. Ekonomi, pazar ekonomisinin kurallarına,
göre işletmeli; pazarları denetlerken, yönlendirirken ve doğrudan endüstri ve
ticaret işletmeleri kurup işletirken Devlet, pazar ekonomisinin kurallarına uymalıdır
(11).
KEMALİST
EK0NOMiK KALKINMA MODELİNİN TEMEL POLİTİKALARI
Yukarıda listesi verilen amaçlara, yine
yukardaki stratejilerle ulaşabilmek için, hızlı, dengeli ve plânlı bir ekonomik
kalkınma modelinin uygulamaya konması gerekmiştir. Bu tür bir ekonomik kalkınmanın
uygulama araçlarından olan özel gieişim işletmeleri ile devlet işletme ve
faaliyetlerinin tümü, ortak bir strateji çerçevesinde ekonomik kalkınmaya
yöneltilmelidir. Atatürk'ün tayin ettiği ekonomi politikaları, böyle bir temel
anlayıştan kaynaklanmıştır. Kuşkusuz Atatürk, bu politikaları, bizim şimdi böyle
bütün yönleri ile yazdığımız bir tek bir metinde ve ayrıntıları ile ortaya
koymamıştır. Ancak, 1922 -1938 arasında ekonomik politikalarla, ilgili söylev ve
demeçleri uygulamaları ve davranış biçimleri üst üste konup incelendiğinde, insana
hayranlık veren bir sistem yaklaşımı içinde, bütün politikaları çelişmez
biçimde yan yana gelmekte ve ikinci Dünya Savaşı sonrasında "mazlum
milletler" için ortaya konan "Kalkınma Ekonomisi" politikalarına benzer
olgunlukta bir kalkınma modeli ortaya çıkmaktadır. Şimdiye kadar bu üst üste
koymanın yapılmamış olması, milletimize ve diğer "mazlum milletler"e çok
zaman kaybettirmiştir. Aşağıda Atatürk'ün bu temel ekonomik politikalarının temel
özellikleri açıklanacaktır :
ATATÜRK'ÜN
MALİYE POLİTİKASI
Yukardaki ekanomik kalkınma amaçlarına ve
temel stratejilere uygun olarak Atatürk'ün maliye politikasının temel amacı, halka
işkence etmeden devlet bütçesi dengesinin sağlanmasıdır. Hatâ, kurduğu yeni
Türk Devletinin hızla kalkınması gerektiği için, devlet bütçelerinin,
yatırımlara tahsis edilmek üzere bütçe fazlaları vermesi de sağlanmalıdır. (12)
Ancak, Atatürk'ün maliye politikası'nda devlet bütçesinin açık vermesi, kesinlikle
yasaktır. Bütçeler, yıl başlarında denk olarak hazırlanmalı, kesin hesaplar da
denk olarak kapatılmalıdır. Yıl içinde ek ödeneklerle bütçe denkliğinin
bozulmasına izin verilmemelidir. Denklik'ten anlaşılan devletin normal gelirleri (vergi
gelirleri ve vergi dışı normal gelirler) ile normal devlet harcamaları (yukarda
önceliklere uygun olarak tesbit edilecek devletin temel işlevleri ile ilgili hizmetler
için yapılan harcamalar) arasında denkliğin sağlanmasıdır. İç ve dış
borçlanmadan sağlanan devlet gelirleri ile bütçe denkliğinin sağlanması kabul
edilemez. (13)
Atatürk'ün bütçe dengesi üzerinde bu
ölçülere varan titizlikle durmasının temel nedeni, Devlet Hazinesi'nin yurt içinde
ve yurt dışında güçlü ve güvenilir olmasını zorunlu görmesidir. O'na göre,
ekonomik bağımsızlığı sağlamanın başka yolu yoktur.
Bu anlayışla ve Atatürk'ün yakın ilgisi ile
yapılan 1924 - 1938 arasındaki 11 bütçenin kesin hesabı denk bağlanmış, 3'ü fazla
vermiş, sadece 1'i açıkla (içinde Aşar vergisinin kaldırıldığı 1925 yılı )
kapanmıştır. (14) (EK-1).
Atatürk'ün Maliye Politikası, Devlet
Hazinesi'nin yurt içinde ve dışında güçlü olması temel amacını gütmektedir.
Ancak, bu amacı gerçekleştirirken vergilerin, halk için işkenceye dönüşmesi
önlenmelidir. Bunun için, vergi artışlarının halkın gelir düzeyi artışları ile
oranlı olması sağlanmalıdır. Çağdaş Maliye Politikası'rıın temel amacı olarak
gösterilen bu ilke, Atatürk'ün konu ile ilgili bütün konuşmalarında açık ve
seçik olarak ortaya çıkmaktadır. Nitekim, Atatürk döneminde halka ağır gelen ve
sosyal zararları çok olan bütün vergi, resim ve harçlar kaldırılmış; onlar yerine
halkın gelir düzeyine göre ayarlanabilen vergiler getirilmiştir.
Çağdaş Maliye Politikalarının, amaçları
arasında, şimdi açık ve seçik olarak ortaya konmuş olan, vergilerin ekonomik
etkilerinin üretimi azaltmasının önlenmesi ilkesi de Kemalist Maliye Politikasının
temellerinden birldir. O'nun yönetiminde ekonomi ve özellikle üretim üzerindeki
etkileri olumsuz olan hemen bütün vergi, resim ve harçlar da kaldırılmıştır. (15)
ATATÜRK'ÜN
PARA POLİTİKASI
Atatürk'ün para politikasının temel amacı,
devlet harcamaları ile kaynaklar arasında sürekli bir dengenin korunması suretiyle
enflasyonun önlenmesidir.
Atatürk'ün enflasyon karşısındaki tutumunu
en iyi ifade eden İsmet İnönü'nün şu sözlerinin burada tekrarlanmasında yarar
vardır ;
''Hükümet olarak yılda iki kez ödeme
yapamayacak duruma düştüğümüz olurdu. Gider konuşurdum. Birkaç milyon liralık
emisyonun bizi ferahlatacağını anlatmaya çalışırdım. Bir defa bile ''evet"
dedirtemedim.'' (16)
O'na göre çok muhtaç durumda bulunan halkın
refahını artırmak için yatırımları hızlandırmak gerekliydi. Ancak, yatırımları
hızlandırmak amacıyla, devletin sağlıklı yollardan sağladığı gelirlerden fazla
harcama yapması önlenmeliydi. Bunu önleyebilmek için ,bütçe fazlası, devlet
tekelleri ile işletmelerinin gelir fazlaları ile iç ve dış borçlanmadan sağlanan
fonlar tutarından fazla yatırım harcaması yapılmamalıydı ve T.C. Merkez
Bankası'nın emisyonu artırması (yani para basması) yolundan sağlanan kaynaklarla
yatırım yapılması kesinlikle engellenmeliydi. Atatürk döneminin kaynak ve harcama
rakamları ile ilgili olarak elde edilebilen bilgiler, bu ilkenin de eksiksiz
uygulandığını göstermektedir. Nitekim O'nun yönetimindeki 15 yılda ortalama
yıllık % 4-6 oranında reel büyüme hızı (Ek-6) elde edildiği halde enflasyon
yoktur. 1929'da çeşitli nedenlerle ortaya çıkan dengesizlik, alınan tedbirlerle, 1930
yılı sonunda giderilmiştir. Türkiye'nin ilk "istikrar programı" olan 1929
istikrar programı ile devlet harcamalarının kısılması ve gelirlerinin
arttırılması, yabancı ülkeler borsalarında, Türk lirası değerinin desteklenmesi
yolundan O'nun deyimi ile "Millî Para Buhranı", 1930 yılı sonuna kadar
kontrol altına alınmıştır, (Ek-3),
Atatürk, enflasyonun en önemli nedeni olarak T.
C. Merkez Bankası'nın emisyonu arttırmasını (yani para, basmasını) görmektedir. En
önemli yurt ihtiyaçları için olsa bile T. C. Merkez Bankası'ndan finansman
yapılmasına, kesin olarak karşı çıkmasının temel nedeni budur. O'nun enflasyona
karşı bu kesin tutumu sayesinde 1919'da Osmanlı İmparatorluğu'ndan 158 milyon TL.
olarak devralınan banknot hacmi, 20 yılda (1938'e kadar) ancak % 20 oranında artmış
ve 194 milyon TL'sına yükselmiştir. (Ek 2) yaklaşık % 1 oranında bir yıllık
artışı ifade eden bu banknot artışı, ekonominin % 4-6 düzeyinde bir ortalama reel
büyüme hızına ulaştığı bir dönemde, aslında, deflasyonist bir para
politikasını ifade etmektedir.
O'na göre paranın iç değeri ile dış değeri
arasında çok yakın bir ilişki vardır. Ülkede enflasyonu önlemenin temel
gerekçelerinden biri de yurtdışında Türk Lirası'nın ve Hazine'nin itibarını,
gücünü korumaktır. (17)
Ancak Yeni Türk Devleti Hazinesi'nin ve Türk
Lirası'nın dış pazardaki gücünü ve itibarını yükseltmek kolay olmamış,
"Düyun'u Umumiye'' taksitlerinin yükü ve Lozan Antlaşması'nın 1929'a kadar
gümrükleri sınırlayan hükümleri Türk Lirası'nın dış değerini 1929'a kadar
düşürmüş, 1929'da bu gidiş bir "Millî Para Buhranı" biçimine
dönüşmüş, yani düşüş hızlanmıştır. Ancak 1929'u izleyen yıllarda alınan
önlemlerle; Türk Lirası'nın İngiliz Sterling'i karşısındaki değeri 1921'de
ortalama 605 kuruş iken, 1930'da 1032 kuruşa kadar düşmüş, ama 1938'de yeniden 616
kuruş düzeyine yükseltilmiştir. (Ek-2) Bu başarıda Atatürk'ün enflasyon
karşısındaki tutumunun, (18) yukarda özellikleri açıklanan Maliye Politikası'nın
ve aşağıda özellikleri açıklanacak "Dış Ekonomik İlişkiler
Politikası" 'nın önemli etkileri vardır. Bütün bu yıllarda alınan temel
ekonomik kararlarda Atatürk'ün bazı hallerde ince ayrıntılara inen müdahaleleri
vardır. (Ek 2 ve 5)
Atatürk, Türk Para Piyasası'nın Türkler'in
yönetiminde ve Türkler'in elinde olmasını istemiş ve ekonomiyi bu amaca
ulaştırmıştır. 1930'da T.C. Merkez Bankası'nı kurarken danıştığı Dünya'nın
iki ünlü Merkez Bankacısının (Almanya'yı korkunç "Weimar Enflasyonu"ndan
kurtaran ve bu hizmeti nedeniyle "Mali Sihirbaz" ünvanı verilen zamanın Alman
Merkez Bankası Başkanı Dr. Hjalmar Schacht ve yardımcısı Karl Müller'in) olumsuz
görüşlerine rağmen Türk Emisyon Bankasını kurmuştur. (19) Bu iki ünlü Merkez
Bankası uzmanı ülkemizde belirli bazı iktisadî ve mali tedbirler alınarak para
istikrarının sağlanması güven altına alınmadan bir emisyon bankası'nın
kurulmasını "mevsimsiz" bulmuşlardır. (20) 1930'da verilen bu raporlara
göre, T.C. Merkez Bankası, gelecek 5 yılda, tedavüldeki banknotların % 30'u oranında
altın, % 10'u oranında döviz mevcutları, devlet bütçesi ve dış ödemeler dengesi
sağlandıktan ve ekonomi, bu mevcut ve dengeleri zaman içinde koruyacak kadar
güçlendirildikten sonra kurulabilir. Bu şartlar yerine getirilmeden kurulabilecek bir
Merkez Bankası, ülkede para istikrarını bozabilir ve bunun çok olumsuz sonuçları
olacaktır.
Millî Para'nın Türkler'in yönetimine
geçmesini isteyen Atatürk, 1930'da T.C. Merkez Bankası'nı kurmuş, bankanın
hisselerini de Türk Bankaları ile devlet memurlarına dağıtmıştır. Ancak 1930'dan
sonra yabancı uzmanların önerilerine uygun olarak 1931'de 6127 kilo olan, T.C. Merkez
Bankası âltın mevcudunu, 1938'de 26190 kiloya ulaştırmış, Düyun-u Umumiye
Borçlarının, 1933'te yapılan anlaşmaya uygun olarak ödenmesini sürdürmüş,
ödemeler dengesi ile devlet bütçesi dengesini kurarak korunmasını sağlamış ve
fiyat istikrarının bozmasını da kesin kararlarla önlemiştir. (21)
Atatürk'ün görüşüne göre, Türk
Bankacılığı da Türk'lerin yönetiminde ve mülkiyetinde olmalıdır. O, yabancı
bankaların Türkiye'de çalışmalarına karşı değildir. Ancak, Türk mevduatanın
büyük çoğunluğunun yabancı bankalar elinde olmasını da uygun görmemektedir. O'na
göre 1920'de % 68'i yabancı kaynaklar elinde bulunan mevduatın ancak % 32'sinin Milli
Bankalar elinde bulunması uygun değildir.
Atatürk'ün Türk Bankacılığı'nı
millileştirme karar ve düşüncesinin bir sonucu olarak, 1924'te kendi kurduğu T. İş
Bankası da dahil olmak üzere Millî Bankalarımız, 1937'de Mevduat'ın % 81'ini elde
edebilmişler, âynı yılda yabancı bankaların payının % 18'a inmesi
sağlanabilmiştir. (Ek : 4) 1920-1937 yılları arasındaki dönemde 6 katına
yükselmiş bankalardaki mevduat toplamı, Atatürk'ün tasarrufu teşvik yönündeki
önderliğinin bir sonucu olarak, bu dönemdeki kalkınmanın finansmanında da önemli
katkıda bulunmuştur.
O'na göre, enflasyona gitmeden yatırımların
hızlandırılabilmesi için, halkın tasarrufa yöneltilmesi ve halk tasarruflarının
büyük yatırımları gerçekleştirebilmek için birleştirilmesini sağlayan bir mali
yapımın kurulması gereklidir. Atatürk'ün kararı ile başlatılan "Millî
İktisat ve Tasarruf Hamlesi" ve "Yerli Mallar Haftaları" ile T.İş
Bankası'nın kurulması, bu amaca yönelik uygulamalar'dır. (22)
ATATÜRK'ÜN
DIŞ EKONOMİK İLİŞKİLER POLİTİKASI
Atatürk'ün dış ekonomik ilişkiler
politikasının temel amacı, Türk Lirası'nın yabancı pazarlar karşısındaki
değerinin düşmesini önlemek ve Türk Hazinesi'nin Uluslararası Pazarlardaki
itibarını yükseltmektir. Bu amaca ulaşabilmek için; yukarıda özetlenen maliye ve
para politikalarına uygun olarak dış ödemeler dengesi de sağlanmalı, yabancı
devletlere karşı girişilen ödeme taahhütleri, gecikmesiz ve eksiksiz yerine
getirilmelidir. O'na, göre bu ilke, tam temel koşuludur. (23)
Ödemeler Dengesi'nin temelinde Dış Ticaret
Dengesi vardır. Bu denge sağlanmalı ve yatınmları hızlandırabilmek, Hazinenin
altın ve döviz mevcutlarını artırabilmek ve Düyun-u Umumiye Borçlarını
ödeyebilmek için Dış Ticaret Dengesi'nin "fazla"larla kapanması
sağlanabilmelidir. Nitekim 1930-1937 arasındaki dönemde sürekli olarak dış ticaret
fazlası sağlanmıştır (Ek 3). O'na göre toplam ithalât ve ihracat arasında denge
sağlanması da yeterli değildir; ülkeler itibarile dengeye ulaşmak da, dış ticaret
politikasının temel amaçlarından biri olmalıdır. Yabancı Sermaye ve Dış
Borçlanmadan sağlanacak kaynaklar, ödemeler dengesinin sağlanması açısından tali
önemi olan faktörlerdir. (24)
Bu amaca ulaşmak için halkı yurt içinde yerli
mallar tüketimine ve bu tüketimi en düşük düzeyde tutabilmek için tasarruf yapmaya
özendirmek zorunluluğu vardır. Böylece, ithalatın azalması ve yerli tüketimden
ihracata yöneltilecek mal fazlalarının yaratılması ile birlikte dış ticaret
dengesinin elde edilmesinde halkın katkısı sağlanabilecektir. Aynı politikanın
uygulanması, yüksek yatınm harcamaları için sağlıklı (enflasyona sebep olmayan)
kaynakların yaratılması amacına da yararlı olacaktır. Bunlara ek olarak, yerli
tüketime özendirilen halk, bu yerli tüketim mallarının üreticilerinin canlanmasına
ve büyümesine yardımcı olacaktır. Ayrıca, bu politikanın tasarrufları
arttırdığı ölçüde millî bankacılık sistemi, küçük tasarrufların büyük
yatırım sermayelerine dönüşmesini de sağlayabilecektir.
ATATÜRK'ÜN YATIRIM POLİTİKASI
Atatürk'ün yatırım politikasının temel
amacı, sağlam kaynaklarla finanse etmek şartıyla, en kısa zamanda ülkenin bütün
faaliyet alanlarının ve bütün bölgelerinin kalkındırılmasıdır.
Yukarda özetlenmiş ekonomik kalkınma
amaçları ve daha önce açıklanmış bulunan temel stratejilere uygun olarak
Atatürk'ün yatırım politikasının temelinde kendi deyimi ile "ılımlı
devletçilik" ilkesi vardır. 1930'dan başlayarak her fırsatta tekrarladığı ve
her ekonomik girişimde hatırlattığı bu "ılımlı devletçilik" politikası
devletin özel kesim işletmelerine denetleyici, yönlendirici ve teşvik edici
öncülüğünü öngörmektedir. Buna ek olarak özel kesimdeki girişim, sermaye ve
yönetim gücü eksiklikleri nedeniyle halkın ve kişilerin yapamadıkları ve işletme
yönetemedikleri iş dalları ve bölgelerde bu öncülük işlevi, devletin doğrudan
yatırım yapmasını ve yatırımla doğan işletmeyi doğrudan yönetmesini de
kapsamına almaktadır. Ekonomiye temel mal ve hizmetlerin sağlanması için yukarda
belirlenen stratejik önceliklere göre yapılacak alt yapı yatırımlarında devletin
doğrudan işletme yönetmesi, olağan ve sürekli olabilir. Ancak, ekonomide temel mal ve
hizmetlerden başka tüketim mal ve hizmetlerine duyulan halk ihtiyaçlarının
karşılanması amacıyla, özel kesim işletmelerinin türlü nedenlerle geliştirmediği
alan ve bölgelerde üst yapı yatırımlarının doğrudan devletce yapılması ve
yönetilmesi de ekonomik kalkınma amaçları için gerekli bulunacaktır. Bu tür
üst-yapı mal ve hizmetleri üreten ve satan devlet işletmelerinin, piyasa ekonomisinin
kurallarına göre kurulması, işletilmesi ve yönetilmesi gereklidir. (25)
Üst yapı alanında çalışan devlet
işletmelerinin özel kesim işletmeleri ile kıyasıya bir rekabete girişmesi söz
konusu olamaz. Bu alanlarda devletin görevi, öncülük yapmakla sınırlı olmalıdır
ve hükümetlerin en önemli sorumluluk , özel kesim işletmeleri ile devlet işletmeleri
arasında gelişebilecek yıkıcı bir verimsiz rekabetin gelişmesini önlemek
olmalıdır. Kemalist Ekonomik Kalkınma modelinin bu özelliği, onu zamanın kalkınma
modellerinden ayırmaktadır.
Bu amaca ulaşabilmek için, devletin üst-yapı
mal ve hizmetleri üreten kuruluşlarının geliştikçe halka devredilmesini sağlayacak
bir yöntemin uygulanması gereklidir. Devletin tüketim malı üreten üst yapı
işletmelerinin çalıştığı alanlar geliştikçe bu alanlarda, halk sermayeleri
biriktikçe bu alanlarda işletmeleri yönetecek yönetim yetenekleri geliştikçe, bu
işletmelerin hisseleri halka, satılmalıdır. Bu hisse satışından sonra da
işletmelerdeki devlet yönetimi bir süre daha sürdürülebilir; ancak, devlet bu
işletmelerin tümüyle satışlarından elde edilecek fonları, gelişmemiş diğer
alanlarda, ve bölgelerde yeni devlet yatırımlarının yapılması için
kullanmalıdır.
Dört dengeli Kemalist Ekonomik Kalkınma
Modeli'nin, en önemli dengelerinden biri, daha önce de belirtildiği gibi bu Devlet
İşletmesi - Özel İşletme dengesidir. Ticarî-Sınaî türden devlet işletmelerini
sonsuzlaştırmak, sonunda bütün ekonomiyi devletin elinde toplayacağı için
Kemalizmin temel stratejisine uygun değildir. Devletin hiç üst-yapı yatırımı
yapmaması da, ekonomik kalkınmanın sonuçlarını halka ulaştımayı geciktireceği
için sakıncalıdır. Bu yüzden, bu alanda devlet-özel işletme dengesinin korunması
zorurıludur.
SONUÇ
Atatürk'ün Ekonomik Kalkınma Modelinin
temelinde yukarıda açıklanan dörtlü bir denge görüşü vardır. Bu dengeler, Devlet
Bütçesi Dengesi, Kaynak-Harcamalar Dengesi, Dış Ödemeler Dengesi, Devlet
İşletmesi-Özel İşletme Dengesi biçiminde özetlenebilir.
Ülkemize yaşanmış olan yüksek enflasyon,
döviz darboğazı, işsizlik, şiddetli doktriner akımlar ve hattâ sosyal
huzursuzluklar, hep bu dengelerden uzaklaşmamızın sonucunda ortaya çıkmıştır.
Cumhuriyetin O'nun yönetimindeki 15 yıllık Atatürk Dönemi, ekonominin en istikrarlı
hızı gelişme dönemidir.
Kemalist Ekonomik Kalkınma Modeli'nin
özelliklerini Dünya'ya anlatabildiğimiz ölçüde, Dünya'nın bütün "mazlum
milletleri" de O'na şükran duyacaktır. |
| (1) Bu konuda geniş
bilgi için bkz.: M. A. Aysan, Atatürk'ün Ekonomi Politikası, İstanbul Üniversitesi
Atatürk Devrimleri Araştırma Enstitüsü, Birinci Baskı, İstanbul, 1980.
(2) Afet inan, Vatandaş için Medeni
Bilgiler ve Kemal Atatürk'ün El Yazıları Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1969. s. 40-41.
(3) 1 Kasım 1937 Açış Konuşması,
Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, I Türk İnkilap Tarihi Enstitüsü, Yayın No. 1,
Ankara, 1961, S. 394.
(4) Bu amaçların Atatürk tarafından
topluca, ifade edildiği bir tek belge yoktur. Ancak, bu amaçlar Atatürk tarafından
yapılan T. B. M. M'ni Açış Konuşmalarından çıkarılmıştır. Bu 20 Açış
Konuşması, hemen tümüyle ekonomik politikalarla ilgilidir.
(5) Afet İnan, a. g. e., s. 440-460.
(6) a. g. e., s. 445.
(7) Afet İnan, "Devletçilik
İlkesi ne Türkiye Cumhuriyetinin Birinci Sanayi Planı, 1933", Türk Tarih Kurumu,
Ankara, 1972. (Bu eser Atatürk'ün inceledeği ve üzerine önemli işaretler koyduğu
planın fotokopisini de içine almaktır. )
(8) Afet İnan, Vatandaş için Medeni
Bilgiler, s. 44.
(9) M. A. Aysan, a. g. e., s. 65-68.
(10) Afet İnan, a. g. e., s. 43.
(11) 1 Kasım 1937 Açış Konuşması, a.
g, e., s 396.
(12) 1 Kasım 1937 Açış Konuşması, a.
g. e., s. 399..
(13) 1 Mart 1922 Açış Konuşması'nda
ilk kez söylenen bu görüş, sonraki konuşmalarda da sık sık yinelenmiştir. Bkz.: a.
g. e.'deki T. B. .M. M. Açış Konuşmaları.
(14) 1919-22 yıllarında bütçe
yapılmamış ülke Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden ayrı ayrı alınan ödeneklerle
yönetilmiştir. Bkz: M. A. Aysan. a· g· e. s, 24-25,
(15) Özellikle bakınız 1 Kasım 1937
Açış Konuşması a. g. e., s.401.
(16) Feridun Ergin, "Atatürk
Zamanında Para Politikası", Uluslararası Atatürk Konferansı, Kasım 10-11, 1980,
Bogaziçi Üniversitesi, İstanbul,
(17) 1 Kasım 1937 Açış Konuşması, a.
g. e., s. 400.
(18) 1 Kasım 1936 Açış Konuşması, a.
g. e., s. 380.
(19) İlhan Tekeli ve Selim İlkin,
"1929 Buhranında Türkiye'nin İktisadi Politika Arayışları, "ODTÜ, Ankara,
1977. (Bu eserin sonunda Müller raporunun ve Dr. Schact sunuş yazısının tam metni
vardır. )
(20) İbrahim Ülkem, "T. İş
Bankası ve T. C. Merkez Bankasının Kurulmasında Atatürk'ün Rolü", İ. Ü.
İşletme Fakültesi, Devlet İşletmeciliği Enstitüsü, 17 Nisan 1981'deki
"Atatürk'ün Ekonomik Kalkınma Politikası ve Devlet İşletmeciliği"
Konferansı'na sunulan bildiri.
(21) Haldun Derin, Türkiye'de
Devletçilik, İstanbul, 1940, s. 154.
(22) İlhan Tekeli ve Selim İlkin a. g.
e., s. 92-95.
(23) 1 Mart 1922 Açış Konuşması, a.
g. e., s. 229.
(24) 1 Kasım 1937 Açış Konuşması, a.
g. e., s. 396.
(23) Afet İnan, "Devletçilik
İlkesi". |