|
||
ATATÜRK'ün |
||
Prof. Dr. AFETİNAN : İş Bankası Yayınları, 27 Mayıs 1959 |
||
| Atatürk, 1893 de (Selânik) girdiği askerî mektebi 1905'de (İstanbul) Kurmay - yüzbaşı rütbesini alarak bitirmişti. M. Kemal'in öğretim durumunu, Selânik'deki askerî Orta okul, Manastır'da Lise (I899) İstanbul'da Harp Okulu (1902) de Harp Akademisi olarak sıralamak mümkündür. O, bu suretle askerî bilgiler için, zamanının bütün normal öğretim kalemelerini başarı ile atlamıştır. Kurmay (Erkânı-Harp) sınıflarındaki okuma devresi kendisine yüksek öğretimin en ileri bilgi ve görgülerini kazandırmıştır. Bunu her vesile ile kendisi daima hatırlardı. O, Kurmay sınıflarında iken memleketin siyasî durumu ile ilgilenmiş, istibdada karşı hür fikirler yayan gizli neşriyatı okuması ve arkadaşlarıyle konuşmaları sayesinde, daha o zamandan memleketin siyasî mukâdderatı için meşgul olmaya başlamıştır. O yıllarda Harp Akademisine ayrılan az sayıda genç subay talebeler, binlerce Harp Okulu gençlerine hitabeden hür fikirleri yaymak için çeşitli vasıtalardan faydalanmışlardı. Bu arada tertip ettikleri gizli gazetelerin yazıları bizzat M. Kemal'in kaleminden çıkmıştır. M. Kemal okuma devrelerinde anlayışlı, zeki ve çalışkan, hatta bazen fazla atılgan bir tabele olarak hocalarının takdirini kazanmış ve dikkat nazarlarını çekmiştir. Aynı zamanda M. Kemal, öğretim devresinin her kısmında yazı yazmaya ve hattâ Manastır'daki okulda iken edebiyat ve şiire merak sarmış ve hitabet tecrübeleri için hiç bir fırsatı kaçırmamıştır. Ders kitaplarından gayri ne bulursa okumuş, Harp Akademisinde ve devlet merkezindeki müşahadeleri onda derin izler bırakacak kadar kuvvetli olmuştur. Bu çağından sonra 1905 den 1908 e kadar M. Kemal Suriye'de ve Makedonya'da vazife görmüştür. Bu yıllarda M. Kemal, bir taraftan mesleki bilgilerinin tatbikî sâhada ilerletirken, bir târaftan da memleket idaresi için Îkinci Meşrutiyetin ilânından önceki siyasi faliyetlere katılmıştır. Bu maksatla Şam'da kurduğu (Ekim 1906) Vatan ve Hürriyet adı altındaki siyasî cemiyetin faaliyetini Makedonya'ya intikal ettirmiş bulunuyordu. İkinci Meşrutiyetten, önce Makedonya ve bilhassa Selanik, her bakımdan Osmanlı İmparatorluğunun en faal merkezlerinden biridir. Siyasî fikirler orada, teşkilâtlanmış ve olgunlaşmış, askerî birliklerin önemli kısımları orada toplanmıştır. Askerî ve sivil aydınlar zümresinin büyük faaliyeti bölgede merkezileşmiştir. 1907 yılında M. Kemal, Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) rütbesiyle Makedonya Üçüncü Ordu Müfettişliğinde vazifelidir. Aynı zamanda "İttihat ve Terakki" Cemiyetinin gizli çalışmalarında yer almaktadır. Makedonya'da (23 Temmuz 1908) Hürriyet ilân edilince Osmanlı İmparatorluğunda İkinci Meşrutiyet devri açılmıştır. M. Kemal bu inkılâptan sonra ordu mensuplarının günlük politika, konularıyle meşgul olmasını istememektedir. İIktidarı ele alan ve siyasî bir parti olarak işbaşına geçen İttihat ve Terakki mensupları bu fikri kabul etmek istememektedirler. Çünkü ihtilâli başarabilmek için ordu mensuplarına dayanılmış olduğu gibi, iktidarı devam ettirebilmek için, de yine onların siyasî faaliyetine ihtiyaç hissediliyordu. M. Kemal, ordunun ıslâhını istediği gibi, talim ve terbiye için gerekli çalışmaların yapılmasına çok önem vermekteydi.. Meşrutiyetin ilânından sonra, M. Kemal bütüin dikkat ve ilgisini askerî çalışmalar üzerinde toplamıştır. O, subayların yeni esaslarına göre meslekî bilgilerini arttırmak için yayın yapılmasını lüzumlu addediyordu. Selânik'te Üçüncü Ordu Subay Talimgâhı Komutanlığında (1909) iken, bu işlere daha çok vakit ayırmıştır. Osmanlı ordusunun Alman usulüne göre ıslâhat hareketini zaruri bulmakla beraber, yine de kendi askerî hayatımızdan alınmış tecrübelerin bu işte rol oynamasını istemektedir. M. Kemal imzasıyla 1908 - 1918 yılları arasında, küçük broşürler halinde yayınlanmış kitapların tarih sıralarına göre isimleri şunlardır :
Atatürk'ün bu küçük broşürlerini üç kısma ayırmak lâzımdır. Birincisi iki kitap halinde olan General Litzman'dan tercümelerdir. Diğer ikisi askerî tatbikat esnasında, tutulan notların krokiler ilâvesiyle kitap haline getirilmesidir. "Zâbit ve Kumandan ile Hasbihal" ise arkadaşı M. Nuri (Conker) in "Zâbit ve Kumandan" adlı eserini okuduktan sonra onunla "hasbihal" şeklinde cevabıdır. Şimdi sırasile bu kitapların mahiyetine temas edelim : Atatürk, General Litzman'ın "Seferber mevcudunda Takım, Bölük ve Taburun Muharebe Talimleri" adındaki eserini (dördüncü baskısı) Türkçeye çevirmiştir. (*) Atatürk'ün yakın arkadaşı eski Nafia Vekili ve Büyükelçi Sayın Behiç Erkin'in bana hediye ettiği bu kitapta imza yoktur, fakat kendisi M. Kemal'in eseri olduğunu üzerine yazmıştır. Kendisinin önsözünde de belirttiği gibi bu eserin dilimize çevrilmesini lüzumlu görüyor, fakat başkalarının da, aynı fikirle hareket edeceklerini düşünerek kendi tercümesini derhal çıkarmıyor. "Fakat zannettiğim henüz olmadı" diyerek eserin "tekmil münderecetının" bütün tercümesini beklemeden her meselenin bir kitapcık halinde çıkmasını münasip görüyor. Ayrıca da kaydettiğine göre "Eser tertibi cihetiyle buna müsaittir" diyor. Bu tercümede harflerle gösterilen şahıslar yerine Türk isimleri kullanılmış ve haritadaki yer adları da tamamen Türkçe olarak konmuştur. Meselâ, Yeşil Tepe, Pınarlıtepe, Göztepe, Yassıtepe gibi. Bunların, Türk okurlarına meseleyi mütalâa ve takip edilişlerinde daha kolaylık olacağını kaydetmektedir. M. Kemal'in imzasını taşıyan bu tercümelerden biri (10 Şubat 1324 Takamın Muharebe Talimi, ikincisi ise Bölüğün Muharebe Talimi (1828) dir. Yukardaki listede 1 ve 4 numaralardır. Birincisinde bir harita ikinci kitapta ise bir kroki vardır. İkinci kitap doğrudan doğruya askerî bir meseleye dair verilen "Misal" ile başlar ve daima krokideki isimlere atıf yapılarak açıklamalarda bulunulur. Yeni tâbiye ve seferiye külliyatının beşinci numarasını alan bu kitapların, isimlerin değiştirilmesinden gayrı, General Litzman'dan tamamen tercüme olduğu anlaşılıyor. Daha önce Selânik'te basılmış birinci kitabın doğrudan doğruya tercümesinden evvel, Atatürk'ün yazdığı önsöz bilhassa dikkate değer. Burada esas fikirleri şudur : Türk ordusunda senelerden beri tatbik edilmekte olan talimnameler bu yıllarda yeni usullere göre değiştirilmektedir. Bu, Türk ordusunun kendi çalışmaları neticesi ve tedrici bir tekâmül ile olmadığı için yapılan yeniliklerin askeri hayatta esaslı hazırlıklar olmazsa şaşırtıcı olabileceğine inanıyor ve eldeki eski talimnameler'in zamanın terakkilerine uygun olmadığını kaydederek onların yerine
diyor. Böyle bir hazırlık ve çalışma, yapılmadığı takdirde neticelerin iyi olmıyacağını şu cümle ile belirtmektedir :
Bu cümle maalesef mağlup olduğumuz Balkan harbinin delalet bir ön sezisi gibidir. M. Kemal, ordudaki eski talimnameleri, "sakim âdetleri" tamamen bırakmak taraftarıdır. Fakat yeniliklere delâlet edecek olan her rütbedeki subayların bu bakımdan iyi yetişmeleri şarttır. Kendisi bunun için diyor ki :
M. Kemal, elde bulunan eserleri kâfi görmemektedir. İşte bu itibarla lüzumuna inandığı yabancı eserlerden tercümelere başlamış ve bunlardan ikisini birer küçük broşür olarak neşretmiştir. Bu broşürlerden ikinci grup başka mahiyettedir. Atatürk bir Kurmay - Subay olarak nazarî bilgilere önem verirken, askerî tatbikat ve manevraların, sadece iştirak edenlerin istifadesinde kalmasına gönlü razı olmamaktadır. Bu itibarla O bu tatbikat esnasında tuttuğu müşahade notlarını ve Kumandanların yaptıkları tenkitlerini yazmış ve bunlardan -ikisini bol krokilerle yine küçük-birer broşür halinde neşretmiştir. Bunlar yukardaki listede 2 ve 3 numaralı olanlardır. Şunlar öyle birer örnektir ki, M. Kemal'in meslekî gelişmesini hazırlamış ve onda müşahade ve tenkid tabiatını olgunlaştırmıştır. Bu kitapların metni okunduğunda, zamanının tarihini de düşünerek bir hüküm vermek yerinde olur sanırım. Şimdi aynı tarihlere ait Atatürk'ün bana yazdırdığı bir hatırayı burada okumak, kendisinin o devredeki meşguliyetleri için iyi bir fikir verecektir : Atatürk, Selânik'te geçmiş bu olay için hâtırasını dikte ettirdiği vakit (1937) yazıyı şu hükümle bitirmişti: "Kumandanlar madunlarından yüksek ve âlim olmalıdırlar. " Ayrıca da bana tavsiyesi şu olmuştu:
Bu makaleyi o önsözle beraber Belleten'de 1950 yılında bastırdım ve tavsiye ettiği kitabın önsözünün bir kopyesi ile fotoğrafını ilave ettim. Yazı şudur:
İşte bu hâtıra M. Kemal'in o tarihlerde mesleki meselelere ne kadas önem verdiğini belirten güzel bir örnektir. Bu broşürlerden sonuncusu "Zâbit ve Kümandan ile Hasbihal" dir. Sofya'da Ateşemiliter iken Mayıs 1330 da yazdığı bu kitap diğerlerinden tamamen farklı bir karakterdedir. Arkadaşı Binbaşı M. Nuri (Conker)'in "Zabit ve Kumandan" adlı kitabını okuduktan sonra kaleme aldığı bu yazılarda M. Kemal hakikaten başlığında da belirtttiği gibi bir dertleşmede, bir hasbihal havasını vermektedir. Kitabın tanıtılmasına geçmeden önce bu yazıları yazmıya kendisini sevk eden M. Nuri Conker'den biraz bilgi vereyim. Esasen bence Atatürk'ün Hashihalini okumadan evvel "Zâbit ve Kumandan'' kitabını okumak lâzımdır. Şimdi neşredilmekte olan bu kitabın beş kısmında M. Nuri Conker'in hal tercümesi okunacaktır. Ancak burada Nuri Conker'in Atatürk'le olan arkadaşlık derecesine işaret etmek isterim. 11.1.1937 de vefat eden Nuri Conker için Atatürk bana hitaben Cenevre'ye 16.1.1937 de yazdığı mektupda aynen şöyle demektedir: "Hatay üzüntüsüne Conker'in ölümü acısı karıştı; bu acının açtığı yaranın derinliğini tahmin edersin." (*) Belleten, Cilt XIV. Sayı 58 sahife 502 - 514. Ekim 1950 Ankara Atatürk hakikaten Nuri Conker'i çok severdi. Onunla şakalaşmları, konuşmaları en samimî bir hava, içinde geçer ve birbirlerine senli benli hitap ederlerdi. Bunun sebeplerini şöylece sıralamak mümkündür. Bir kere M. Kemal, Selânik'te mahalle arkadaşı, sonra Askeri Rüştiyede, Manastır idadisinde, İstanbul Harbiye mektebinde, Harp Akademisinde mektep arkadaşlığı etmiş olduğu Nuri Conker ile hayatta da hemen daima aynı yerlerde vazife görmüşlerdir. Bunlar sırasıyle şöyledir: Selânik'te Üçüncü Orduda, Hareket Ordusunda, Arnavutluk harekâtında, Afrika'da Trablus Garp ve Bingazi muharebelerinde, Çanakkale Anafartalar ve Conkbayırı muharebelerinde, Doğuda Muş cephesinde, İstiklâl harbinde ve inkılâplar devrinde, 1937 de Nuri Conker ölünciye kadar hemen ekseri zamanlar beraber bulunmuşlardır. Atatürk onun arkadaşlığını daima aramış ve biribirlerine karşılıklı vefalı dost olmuşlardır. Hattâ Ankara'ya kısa bir müddet vali ve kumandan vekili oluşunun, Atatürk, Selânik'te hep beraber konuştukları zamanki vazife taksimi ile ilgili olduğunu, kendisine daima hatırlatırdı. 1908 in kış aylarından bir gece, Selânikte Beyazkule karşısında askerî kulüpte bir konferansı dinleyen bir grup subay aralarında konuşuyonlar. Atatürk 1937 yılında bu olayı bana ,söyle anlatmıştı :
(*) Belleten, Cilt XVIII. Sayı 72, Sahife 429-439, Ankara 1954. İşte Nuri Conker'le Atatüirk'ün mahalle, mektep ve meslek arkadaşlıklarının kısa izahı budur. Şimdi asıl lıu iki kitap üzerinde biraz durmak isterim. Binbaşı Mehmet Nuri imzasiyle çıkan kitap "Zâbit ve Kumandan" adını taşır ve "329 senesi kış devresinde Birinci Fırka ümera ve zâbitanına verilmiş konferansların" toplanması ve genişletilmesi ile meydana getirilmiştir. İstanbul'da Nisan 1330 da basılmıştır. 101 sahifedir. Hatta, kroki ve resim yoktur. Kitabın gayesi, çeşitli derecelerdeki "Kumanda ve salâhiyet erbabının" zafer ve galibiyet temin edebilecek surette vazife yapmaları için lüzumlu olan ilmî hasletlerden ve meziyetlerden başka askerî karakterden bahsetmektedir. Nuri Conker kitabın mukaddemesinde "Önümüzde, acılıklarını gözümüzle gördüğümüz ve kalbimizle hissettiğimiz, felâketle neticelenmiş bir harp vardır " (S. 5) diyor. Asıl fikir olarak da sulh zamanında harpte imiş gibi hazırlanmak icabettiğine şu cümlelerle işaret etmektedir : "Biz kendimizi daima hal-i harpte bilmeliyiz. Böyle bilirsek bilfiil harp zuhur ettiği zaman hazırlık devri ile asıl icraat devri arasında çok fark görmeyiz, şaşırmayız, kaybetmeyiz. En çok prova edilen oyunlar, sahne-i temaşada en müvaffekiyetle verilir. Bu daha ziyade sene-i tedrisiyedeki mesai ile hitamındaki imtihana benzer. Harp, vakt-i hazar mesaisinin bir imtihanıdır." (S. 10) Kitap, "Maksata başlamazdan evvel'' ve mukaddemeden sonra şuı fasılları içine alıyor.
Nuri Conker bu fasıllarda askeri kanunnameler ve çeşitli talimnamelerin maddelerini alarak üzerlerinde durmuş ve onlara dayanarak açıklamalar yapmıştır. Bu, Nuri Conker'in hayatında yazdığı tek eser olmakla beraber Atatürk'e bir kitap yazdırmaya sebep olduğu için çok değerlidir. Kitap, açık ifadelerle yazılmış ve her mesele üzerinde hassasiyetle durulmuştur. Atatürk'ün "Zabit ve Kumandan ile Hasbihal" kitabı Sofya'da 1330 yılında yazıldığı halde "bazı takyidattan dolayı tab'ı bugüne kadar teehhür etmiştir" diye kaydedilmiştir. Minber maatbaasında 1334 de İstanbul'da basılan bu kitabın ilk sahifelerinde sağ köşede M. Kemal'in madalyon içinde bir asker resmi vardır ve imzası da "Sofya Ataşemiliteri Erkanı Harbiye Kaymakamı M. Kemal" yazılıdır . Diğer köşede "Erkânı Harbiye binbaşısı Mehmet Nuri Beye" ibaresi konmuştur. Broşür, 32 sahifedir, "6" bölüme ayrılmıştır. İçinde altı tane resim vardır. İlki M.Kemal Nuri Conker'le sakallı olarak Afrika'da Trablus Garp muharebesindeki kıyafetleriyledir.
Diğer beş resim Derne'de çekilmiş grup halindekilerdir. Atatürk yazılarına ,şu cümle ile başlıyor :
(Nuri beyin eseri kitabin kapağında da kaydedildiği gibi Nisan ayında basılmıştır.) "Bu güzel ve kıyımetli eserini okumakta bir kaç gün geç" kaldığını esefle kaydeden Atatürk, arkadaşının kitabından çok duygulanmış ve onu beğenmiştir. Sıra ile satır satır, hattâ aynen cümleler alarak izah ediyor ve kenâi fikirlerini ekliyor. Fakat bazen de tamamen kitabın muhteviyatını bırakarak Nuri Conker'le beraber takip ettikleri manevrelardaki kumandan ve zabitlerin durumlarını ve bilgisizliklerini acıklı bir surette tasvir ediyor. Atatürk'te Balkan harbinin acıları çok derin ve büyüktür. Doğduğu, büyüdüğü Selânik'in düşmana hibe edildiğini Afrika'da duyduğu vakit ne kadar elemli günler geçirdiğini burada hatırlatıyor. Sonra yine Nuri Conker'in kitabına dönerek hasbıhal'ine devamla diyor ki :
Atatürk, Nuri Conker'in kitabının her bölümü üzerinde ayrı ayrı dururken kendi fikirlerini verdiği misallerle de zenginleştirerek o kadar güzel yazıyor ki, adeta bu cümleler istikbalin müjdelerini içinde barındırmaktadır. Bazı cümlelerin altları da çizilmiştir. Meselâ :
diye yazdığı cümleyi ismini vermediği bir filozofa atfetmektedir. (S. 17). Bu ifadelerden ve kendisinin sonraları ahlattığına göre şu meydana çıkıyor ki, Atatürk Sofya'da, yeni yeni kitaplar okumakta ve onların üzerinde durmaktadır. Mesela istikbalin devlet kurucusu ve inkılâpçısı şu sualı yazdığı zaman acaba ne düşünüyordu:
Dördüncü başlık "Ruh-i taarruz" dur. Bu kısımda Japonlardan örnek getirerek bu fasla cevap vermiş oluyor. Atatürk'ün en çok üzerinde durduğu bölümün "İnsiyatif '' başlığı altındaki yazılardır. Bu kelimenin izahı "kendiliğinden hareket ve iş görme"dir. Bölüm başlı başına bir fikir muhassalasıdır. Mustafa Kemal'in bu kitabının son faslı (6) Sirenaik harbi ile ilgili örneklerdir :
diyor. Fakat buna derhal cevabı Afrikalılarda bu sayılan vasıfların fiil halinde gösterilebilmesi, Türkiye'den gidenlerin orada başa geçmeleriyle meydana çıkabilmiştir. Atatürk, bu küçük kitabında okunduğu zaman görüleceği gibi çok meselelere temas etmiştir. Burada yeni harflerle okuyacak olanlara eski harflerle basılmış kitabın kısa bir tasvirini yapmış oldum. Yukarıda yayınlandıkları tarih sırasına göre listesini verdiğim kitaplardan "Zabit ve Kumandan ile Hasbihal" 1914 te yazılıp 1918 te basılmış olmakla beraber bu elimizdeki kitapta ilk bölümünde okunacaktır. Çünkü bu yazılar, o tarihlerdeki Mustafa Kemal'i bise bizzat kendi kaleminden en iyi tanıtan bir eserdir. Okuyuculâr bu kitapların hepsini bir bütün halinde görüp Atatürk'ün o tarihlerdeki (1908-1914) mesleki endişelerini ve okumaya verdiği değeri anlayacaklardır. Nihayet Onun, kendi bilgilerinden ve fikirlerinden başkalarının da istifade etmesini istemiş olduğu görülecektir. Fenne, ilme, insan kudretine büyük değer veren Atatürk'ün bu kitabındaki şu cümlesi ne kadar çok şey ifade etmektedir :
Bu küçük kitaplar, XX. asrın milletçe ve dünyaca büyük adam tanıdığı Atatürk'ün hayatının belirli bir devrinde fikri çalışmalarını aksettirmesi bakımından çok önemlidir. O, okumuş, öğrenmiş ve öğretmek için de yazmıştır.
|